Yapmam gereken onca şey vardı ve ben onları yapıyordum.

Oysa yapabileceğim o kadar çok şey vardı ki... Yapabileceklerimi değil, yapmak zorunda olduklarımla başbaşa, odada kilitli kalmıştım. O toplantılar, o eğitimler, o radyo spotları, posterler, filmler...

Sonra sabah oldu. Roma'ya uçtum. Oradan da Lucca'ya. Bir ormanın ortasında saklanmış iki katlı bir şatoya... "Timeless bir dünya"nın saklı motiflerine bir kez daha alıcı gözüyle bakmaya.

Garipti. Uzaklaştıkça yakınlaşıyordum. Bir kaç saat geçince, hayatımı geri alabiliyordum. Hayal ediyor, gülümsüyor, üretebiliyordum.

Istanbul'a döndüm. Ruhum hala özgürdü. Ben saatlere göre değil, saatler bana göre yaşıyordu. Gökyüzü maviydi. Sular berrak. Kumaşlar ipek...

Ne yazık ki aşağıya baktım, kanatlarım eridi. Cennetteydim, dünyaya düştüm.

...

Mevlana'nın bir keşfi vardır. Zıtlıklar olmasa biz hiç bir şey öğrenemeyiz. Her şey önümüzdedir ama biz göremeyiz. Gece olmasa, gün nasıl da güzel doğar bilemeyiz.

Düşmesek, evimiz ne kadar yüksekte, fark edemeyiz.

...

Dubai'de ılık bir rüzgarın altında bu resmi çektirdim ki altına bunları not edebileyim. Dünya da böyle, ben de böyleyim. Dünya neyse ben zaten öyleyim.

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<May 2012>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar