
Bayramları seviyorum.
Uyandığımda plan yapıp bir çırpıda vaz geçmeyi seviyorum. Öğlen yemeği
için balıkçıya doğru yürürken önüme çıkan ilk kebapçıda oturuyorum,
zeytinyağlı bir enginar yiyiyorum. Bunu ancak bir bayram akşamı, ruhum
özgürlüğün doyumsuz tadını çıkarırken yapabiliyorum.
Yalnızken "birlikte" olmayı seviyorum. tabi birlikteyken tek başıma
olmayı da... Ajandamın sayfalarının bomboş olmasını, ama tek bir
an'ımın bile boşa geçmemesini, nasıl anlatsam, seviyorum. Toplantı
üstüne toplantı günlerim geliyor aklıma.Bazen ne kadar aptal olabileceğimi anımsıyıp, şu akıllı an'ıma gülümsüyorum.
Seviyorum köşedeki çiçekçi kadını. İlk tanıştığımızda 10 liralık
lilium'u 20 liraya satmış olsa bile. Çok sıkı bir pazarlık edip iki
demet aldığım güllerden birini kendisine hediye ettiğim sevgililer
gününden beri, o da beni seviyor. Üstelik artık pazarlıklarımız biraz
daha benden yana.
...ve özlemiyorum eski bayramları. İlk walkman'ime kavuştuğum an'ı
bile özlemiyorum. Hepsi benimle bu gün, tüm sevdiklerimle birlikte.
Özlem duymam için, kaybetmiş olmam lazım onları ve kaybettiysem eğer,
özlemek boşuna. Asla geri gelmezler bilirim. Walkman'im kimbilir kaç
parça olmuştur. Şeklini bile hatırlamıyorum artık. Ama Terence Trend
D'arby'yi hala duyabiliyorum yazarken bütün bunları.
"sign your name across my heart" - işte bu şarkı çalıyor. O gün de, bugün de...
En yakın dostlarımdan birinin, hayatımda tanıdığım en tutkulu
katoliklerden biri olmasını seviyorum. Ben oruç tutarken yanımda sigara
içmeyişini, akşam güneşi batana kadar önümde ciklet bile çignemeyişini
gülümseyerek seyrediyorum. Herkesin ve herşeyin bir sonraki şeyin vaz
geçilmez bir parçası olmasını hayranlıkla izliyorum.
Özlem'in mesajının tam şu anda ipohe'umun ekranına düşmesini
seviyorum. Böylesi bir bayramın aynısından, bir tane de o'nun için
istiyorum.
...ve seviyorum sizi. Bazen 30 oluyorsunuz, bazen 675. Aslında 1
bile olsanız seviyorum sizi. Gerçi düşündüm de... Bir olmanızı daha çok
seviyorum...