"Tanrı'yla sohbetler" Böyle bir kitap var raflarda.
Bugün
düşündüm bunu. Tanrı'yla sohbet edebilir miyim diye düşündüm. Gökyüzüne
baktım ama nereye baktığımı anlamadığımı fark ettim. Gördüklerimin
sınırı yoktu. Oysa taa liseden biliyorum ki, bu baktığım gökyüzünün
sınırı var - ben göremiyorum. Üstelik, bu gökyüzünün bittiği yerde, bu
uçsuz bucaksız örtünün üzerinde henüz başlayan bir galaksi var. Ve onun
ötesinde bilinmezler ülkesi...
Tanrı'yla sohbetler ha ? Bilmediğim, tanımadığım, daha önce hiç görmediğim birine ne sormak isterdim acaba ?
Sonra
biriyle buluştum bu sabah. Güzel bir rengi vardı. Yeşilin koyu
tonlarında biriydi. Üzerinde tarçın rengi bir elbise, dik duran, emin
adımlarla yürüyen, kararlı ve ne dediğini bilen bir elçi.
Anlattıkları
saklı bir gülümsemeye sürükledi beni. Sabah aramaya koyulduğuma
yaklaştırdı beni. Dedi ki : Sen Yaratıcı ile konuşamazsın ama O sana
anlatır. Üstelik her nefeste, binlerce eseriyle, yeryüzünün tüm
renkleriyle, merak ettiğin her şeyi anlatır. Bıkmadan, yorulmadan,
tekrar etmeden. Her zaman yeni bir lisanda, rengarenk, sürprizlerle dolu
milyon tane çeşnisiyle...
Lakin sen, acelecisindir.
Anlatılanların arkasındakini dinleyecek kadar sabırlı değilsindir.
Görünenin arkasındaki görünmeyene uzaksındır.
Yolda yürürken bir
çiçekçi sana bir demet gül uzatsa merak edip düşünmezsin. Restaurant'ta
en iyi masa sana ayrılsa çok şanslı olduğunu düşünürsün ama aslında
düşünmezsin. Hayatı tüketmekte ustasındır ama hayatın sesini duyamazsın.
Duymak ister misin ? O zaman dinle. Hayatın sesini dinle. Hayatın sesi O'nun sesidir. Cevap verme. Sadece dinle...