Genç bir kadın var caddenin tam karşısında. Zarif bir dokunuşla katlanmış, toprak rengi bir etek var üzerinde. Beline oturmuş, dizlerinin altına kadar inen asimetrik bir dökümü var. Beyaz, gösterişsiz bir gömleğin üzerinde sıradan bir ceket, eşlik etmeye çalışıyor o eteğe. Rüzgar var ve birazdan yağmur yağacak. Aklıma gelen ilk şey; o etek ıslanacak.
Terazi burcu hakkında söylenen her şey doğru. Venüs'ün etkisindeyiz biz. Siz gözünüzü kapatıp açana kadar, güzel olanı, olmayandan ayırt ederiz biz. Siz, her şeyi tek tek, tane tane incelerken, biz güzel olanı mıknatıs gibi çekeriz. 300 gram aldıysanız, saklamayın sakın, görürüz biz.
Sohbetin bittiği anı da biliriz biz. Tadınızı kaçırdıysak elmacık kemiklerinizden, ilginizi yitirdiysek göz bebeklerinizden anlarız biz. Lakin çoğu zaman sizden önce anlarız (eğer anlamak istersek biz)
Bir terazi varsa hayatınızda, uyumlu ya da nazik değildir, kandırmayın kendinizi. Düşünceli, detaylara hakim, dengeli filan değildir. Kandırmayın kendinizi... Ama kararsız da değildir. İşte asıl bu konuda, "sakın" kandırmayın kendinizi. Öylesine posesiftir ki "güzel" olanın peşinde, kendisini ikna etmesi zaman alır. Beğendiği şey, ruhunun derinliklerinde bildiği o "çok beğendiği" şey değilse eğer, gider gelir... ama sonunda mutlaka bulur onu. Ne parası, ne bedeli önemli değildir artık. Çünkü hiç bir şey "güzel" olan kadar önemli değildir.
...ve güzel, güzeldir. Başka hiç bir şey, yeteri kadar güzel değil.