İtiraf etmeliyim ki isterdim. Şu seçimler gelmeden, Kemal bey
bizimle de konuşsun isterdim. Hiç kimse oturduğu koltuğa tesadüfen
oturmaz. Zaten bilir, ama gene de söylemek isterdim.
"...Günde 4
doların altında kazanan çalışan nüfus, 2002 yılında %30 oranındaydı.
2009 yılında bu oran, yüzde 4..." AKP neden kazanmaya devam ediyor, o
duymak istemese de ben söylemek isterdim.
...
Seçim
stratejilerinde "news cycle" kontrolü kimin elindeyse o kazanır.
"Tahminimce" filan demiyorum. Benim işim bu. Güvenin bana, o kazanır.
Bir parti kendi haber gündemini üretiyorsa ve diğer partileri bu
gündemde kitlemeyi becerebiliyorsa, "uzun ilişki zamanı" kuralı gereği
o kazanır. "Türban" böyle bir şeydir mesela. "One minute" böyle bir
şeydir. "Mavi Marmara" böyle bir şeydir. Hatta "içki markaları
sponsorluk yapamaz" bile böyle bir şeydir. Kendi cycle'ını üretirsen,
tartışmalar hep sana yarar. (Çünkü tartışmanın paketini açmadan önce
tüm boyutlarını hesap edebilme lüksün vardır. Sonradan gemiye binene
bilin bakalım ne olur ?)
Muhalefet partilerinin birincil görevi
"uzun soluklu yolculuk yapabilecekleri" news cycle üretimidir.
Stratejistler - danışmanlar bu işe yarar. Toplantıdan toplantıya
koşturan, kapıları açıp koyu renk takım elbise giyenler, dostlar ve
korumalardır. Ama kazanmak için "üreticiler" gerekir.
Amerika'daki
seçim stratejistleri, analiz raporlarını hep "news cycle" adedi
üzerinden hazırlar. "Intentional news cycle" - Obama bunun sayesinde
kazanmıştır. Monica tutsağı Clinton bile, news cycle kuralı
sayesinde paçayı kurtarmıştır. Ama "intentional" olması önemlidir. Yani
başbakanın bir stad açılışında ıslıklanması, bir parti için intentional
değildir, "tesadüfi"dir. Bu yüzden de cycle bile değildir.
Herhangi bir partiye öfkelenmek, liderine kızmak, yaptıkları her
şeyi eleştirmek yerine, stratejilerini okumak önemlidir. Neleri niçin
yapıyorlar ? Ne yaptıkları, nasıl yaptıkları çok da önemli değil. Neden
yaptıkları çok önemlidir. Üstelik metal yorgunluğu denen bir durum da
vardır.
Anlayan, kazanır.