
...Kapıyı o açtı. Üzerinde bordo rengi bir robdöşambr vardı. Beyaz saçları özenle geriye yatırılmıştı. Biraz yaşı vardı ama çok yakışıklıydı. Bana demir bir tabanca verdi. Bir de gümüşten bir top. "Buğulu Gözler"i yeni bitirmişti. Yo. Hayır. O bir artist filan değildi. Bir film prodüktörüydü. Oğlu, annemle evlendi.
...Yasemin kokularıyla uyandım. Bir de kızarmış ekmek kokusu... Bugün evdeydi. Gemi daha yeni gelmişti. Kış güneşi vardı, salonun cephesi yerlere kadar camla kaplıydı. Üsküdar'ın bütün ışıltısı içimize doldu. Bir kalıp tereyağının içine bal katıp karıştırdı. Kahvaltım hazırdı. Biraz yaşı vardı ama çok yakışıklıydı. Yo. Hayır. O bir artist filan değildi. Bir geminin kaptanıydı. Kızı, babamla evlendi.
Bi' sabah okula gitmek üzereyken bir aşk mektubu buldum. Biliyorum okumamalıydım ama mutlaka okumalıydım. Okudum. Babam bir kelime büyücüsüydü - gerçek bir romantikti.
Sezon finalleri vardı. Tam 16 dakika oldu. Annem gelmedi. Elim topta, gözüm koltuktaydı. Nihayet geldi. Ben oynadım, biz kazandık. gelmeseydi kimbilir kim kazanırdı ?
Çok eski zamanlardı. Yalova'da akasyalar vardı. Brent Cross'ta Wimpy's... Annem Mc Enroe'yu tutardı, babam için sadece Borg vardı. Bir de ping pong masamız vardı. Yemek biter bitmez maç başlardı.
6 yaşında bir tabancam oldu. 13 yaşında bir walkman'im. 17 yaşında otomobilim.
Olağanüstü öğretmenlerim oldu. Batesman, Jaynes, Nazım Efendim...
bir piyanistim, bir gitaristim, bir ebruzenim, neyzenim oldu evimin içini sevgiyle, müzikle, sanatla dolduran...
...ve bir denizcinin kızıyla, bir film prodüktörünün oğlu oldu bütün bunları bana veren.
A bene placito :)