
Bir Zen eğitimi, “tarafsız gözlemciliği” zorunlu
kılar. Mutlaka geçmen gereken bir sınıftır. Filmdeki kötü karekter, zavallı
kadını sille tokat döverken, trafikte burun buruna gelen iki şöför kavga
ederken, hatanı yüzüne vuran 40 yıllık dostunu dinlerken “hatırlamanı” ister.
…Ah. Evet. Bir de maç seyrederken! Benim için en zoru
budur işte. Bir Türk takımının Euroleauge maçını seyrederken tarafsız olmak.
Futbol, o kadar zor gelmez. Ama basketbol… adamı hop oturtur hop kaldırır ya.
Tarafsızlık, büyük dikkat ister. Durun. Hemen “delinin zoruna bak” demeyin
lütfen. Bu eğitim, seyrettiğiniz her şeyin içindeki pırıltıyı fark etmenizi
sağlayabilir.
Galatasaray basketbol maçlarının en güzel
hareketlerinden birini – seyircisinin itici gücünü – işte bu eğitim sayesinde görebildiğimi
düşünüyorum. Bu artık bir gelenek haline geldi ve onlar takımları için çok
önemli bir skor üretiyorlar. Tabi ki her maça katkıları farklıdır. Lakin o son
dakikalarda gelen galibiyetlerde sahne aldıkları oyunlar; çok kritik, çok
değerli.
Onlar oyuna kırmızı renk katıyorlar. Öyle
formalarındaki kırmızıdan filan bahsetmiyorum. Kazanmak, savaşmak ve yükselmek
için gereken kırmızı enerjiden bahsediyorum. Ben bunları kendime saklamak üzere
niyet etmişken, yönetimin taraftarlarına olan çağrısını okudum ve bu haftaki
yazımı onlara hediye etmek istiyorum.
“…Galatasaray Kulübü, erkek takımının THY Avrupa
Ligi'nde Montepaschi Siena'yla, kadın takımının da USK Prag takımıyla FIBA
Avrupa Ligi'nde 8 Aralık Perşembe günü aynı salonda oynayacağı karşılaşmaya
gelecek taraftarlardan ''kırmızı'' renkli kıyafetler giymelerini istedi…” Çok güzel hareket ! Aynı şeyleri hissedip
hissetmediğimizi bilmiyorum ama seyircinin zaten içinde taşıdığı kırmızı rengi,
artık üzerilerinde de göreceğim için, ne yalan söyleyeyim, merak içindeyim.
Galatasaray
taraftarı, artık daha mı güçlü ?