
Bu sabah Elif Şafak imzalı tweet'te, depremden sonra paramparça olmuş porselen tabaklarına bakan dükkan sahibinin yüzünde gördüm.
Bir bekleme salonunun duvarına asılı televizyonda, kalabalık tekneye oturtulan 5 yaşındaki çocuğun gözlerinde gördüm.
Hiroshi'nin, besbelli ki aceleyle type edilmiş satırlarında gördüm.
...ama hiç birinde, bir kaç saniye evvel karşıma çıkan şu resimdeki kadar net görmedim.
Bu fotoğraf, ilk büyük sarsıntı kuzey kıyılarını yıkıp geçtikten dakikalar sonra çekilmiş. O'na bir poloraid'e bakarmış gibi bakmayın, içine girin, hikayeyi okuyun.
Bir kaç saniye yalnız bırakayım sizi. Gidin o an'a... ve hayatta en önemli şeyin ne olduğunu anımsayın.
...
Televizyon programlarında, gazete röportajlarında, cafelerde, barlarda hep konuşulur bu. Hayatta bizim için en önemli şeyin ne olduğunu caka satarak anlatırız "Mutlu olmak" deriz "kimseye muhtac olmamak" ya da "özgürce yaşamak". Daha da ileri gideriz "kariyer"den bahsederiz. Hatta "başkaları için yaşamak"tan.
Büyük yalanlardır söylediklerimiz. Farkına varmayız, inanır ve inandırırız. Öylesine ustalaşırız ki bu süslü cümleleri kullanmakta, onlarla uyanır, onlarla uyuruz.
sonra...Elif'in tweet'ini okuruz, yukarıda resmi görürüz. Uyanırız.
Bu hayatta en önemli şey "hayatta kalmak"tır, ama biz ...çabuk unuturuz.