Bahçedeydik. Ağacın altında. Çimlerin üzerine küçük bir masa attık. Üzerine bir kaç dilim karpuz, biraz beyaz peynir. Sıcacık da bir gülümseme. Özlem vardı. Sou vardı. Eser vardı.

Onları masada bıraktım. Gittim. Yokuşu tırmandım. Yıldız'daydım. Tepe'de. Asırlık ağaçların arasında.

Fark etmediler. Hala ordayım sandılar. Masanın bir ucunda. Konuşan, dinleyen, sorular soran gölgemi ben sandılar. Oysa Süreyya makamında'ydım. Yeniden doğmak için.

Yolculuk, kendi söylediğim bir cümleyle başladı. Dedim ki : "Kaybolduğumu fark ettiğimde, ben kayboldum derim." Kaybolmuştum. Fark ettim. "Ben kayboldum" dedim.

Yolculuk kaçınılmazdı. Her şey göz açıp kapayıncaya kadar sürdü. Hiç geri dönmeyecekmişim sandım.

Derin bir nefes almam söylendi ve dünya, gözlerimin önünde yeniden yaratıldı. Her nefeste yeniden. Sanki her şey aynıydı ama herşey yok edilip, yeniden yaratılmıştı. Gemi, deniz ve adalar aynı bir nefes öncesindeki gibiydi. Ama aslında değildi. Dalgaların yeri değişmiş, adalar bir milim sağa kaymış, gemi yol almış, üzerinde kuşlar uçuşuyordu. Herşey yerle bir edilmiş ve daha güzeliyle yer değiştirmişti.

Bir nefes daha aldım. Bahçeme geri döndüm. Sou'nun babası yok edilmiş, yerine yenisi yaratılmıştı. Çok daha güzeli.

...Ama bunu o'na söyleyemedim.

 

 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<May 2012>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar