
Hayatımın 10 yılı aşkın süresini Büyük Britanya topraklarında geçirdim. 13 yaşındaydım ilk gittiğimde. Beni etkileyen 2 büyük rock yıldızı vardı ve birinin etkisinden hala kurtulmaya çalışıyorum.
Bono bugün burada. Hayatı geldiği gibi yaşadığım günlerde karşıma çıkıp sorumluluk almanın hiç te sıkıcı olmadığını öğreten adam hayatında ilk kez Istanbul'da. Bu herkes için basit bir konser olabilir, benim için daha özel bir şey. Bu blog'a adını veren (RED) den tutun, şirketimin kazancının içindeki sosyal sorumluluk payına kadar dna'mıza işleyen her önemli hücrede bir kaç büyülü notası var o'nun.
Yıllar önce Bob Geldorf ile ayaküstü bir sohbetle başlayan (RED) kültürü, bizi yalandan uzak tutan, bencillikten koruyan, kendimize ihanet etmemek için iki katı dikkatli davranmaya sevk eden bir maya oldu. Sadece müşterilerimize karşı değil, oda arkadaşlarımıza, şöförümüze, alışveriş merkezindeki güvenlik görevlisine kadar karşımıza çıkan herkese daha özenli davranmamıza ışık tutan bir düstur.
(RED) Bono'nun düşü. Profesyonelce yönetilen zeki bir iş modeli. Aynı zamanda milyonlarca sıradan Afrikalı'nın belki de en gerçek umudu. Bu adam karma'ya inanmaz. Inandığı şey "Grace"dir.
"...Tanrı bize sadece hak ettiğimizi verseydi, bugün yeryüzünde hiç kimse kalmazdı..." der. "...O, bize hak ettiğimizden fazlasını verir. Lütfuyla, merhametiyle, zerafeti ve inceliğiyle... Bizden de üzerimize düşeni yapmamızı bekler. Çünkü komşusu açken tok yatan bizden değildir..."
Bono bir şovalyedir ve bir rock star kıyafetine bürünmüş cömert bir yol gösterici. Başbakanımıza hediye ettiği o kırmızı ipod'un bile bir manası vardır ama bunu anlatmayacak kadar da büyük bir kalbi.
Bu akşam onbinlerce kişinin hayatı, bir daha asla geriye gitmemek üzere değişecek. Bir konser dinlemeye gittiklerini sanacaklar, algıları değişecek. Çünkü U2, bildiğiniz gibi değildir. Tanrı onları korusun !