
Bu Ağustos sıcağında, üzeri geniş yapraklarla korunmuş, rüzgarı serin bir bahçe köşesindeyiz. Laf lafı açıyor ve Türkçesini bir türlü bulamadığımız şu kelimeye geliyoruz; Integrity. Sözlük "doğruluk, dürüstlük, tamlık" diye çeviriyor. Nedense konuşurken daha fazlasıymış gibi hissediyoruz.
3 yıl kadar önce, sevgili dostumuz Profösör D'anna'dan duymuştuk bu hikayeyi : Eski Çin imparatorluğunda, imparatorluk topraklarının herhangi bir köşesinde bir sorun çıktı mı, mesela kıtlık ya da savaş, yangın ya da salgın hastalık, sebepsiz katliamlar ya da doğal afetler... vezirleri imparatoru alır, sarayın en alt katındaki güneş görmeyen bir odaya kapatırlarmış. Çünkü bu imparatorluğun başına böyle bir şey gelmesi için bir tek sebep olabilirmiş : Imparator integrity'sini kaybetti !
Imparator bu odada yalnız başına kalır ve tefekkür eder, "Ben ne yaptım da ülkemin başına böyle bir bela geldi" diye düşünürmüş. O zamanki inanışa göre imparator ne zaman ki kendi günahını keşfeder ve kendisiyle barışırsa ülke eski "tam" haline geri dönermiş. Bereket geri gelir, hastalar iyileşir, cinayetler sona erer, melekler Çin halkına yeniden gülümsermiş.
Lider, sorumluluğunu taşıdığı her karış toprakta olan biten herşeyin kendisiyle ilgili olduğunun farkında olduğundan, yönetebilmek için, hatasız, günahsız ve yüksek bilinç sahibi olması gerektiğini bilir ama belki de en önemlisi, geriye dönüp kendi günahlarıyla yüzleşip kendini affedebilirmiş.
Bu sohbet bizi 3000 yıl öncesine mi götürdü yoksa o zamandan bir şeyi bize mi getirdi henüz düşünmedim ama birkaç kişilik bir şirketi yönetmek bile kolay değilken, etki alanı daha büyük kurumları, mesela bir spor kulübünü hatta bir devleti yönetmenin zorluklarını düşündürttü.
Gazetelere bakıp hemen her konuda ahkam kesmeye alışmış insanlarız biz. Acaba ne kadar sıklıkta düşünürüz - kendi imparatorluğumuzda neler oluyor ?