CUMARTESİ

Etiketler : ,title= cumartesi konserleri Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
31
Dec

2012 dilekleri şimdiden düşmeye başlayınca telefonuma, "haksızlık bu" diyesim geldi. Bu güzeller güzeli cumartesi'yi hiçe saymak niye ?

Yıllardır anlata anlata bitiremediğin şu konser, bir cumartesi akşamı değil miydi ? O muhteşem 4'lü finaller, Cumartesi akşamı başlamamış mıydı ? Cumartesi değil miydi, haftanın tüm yorgunluğunu üzerinden alan ? En çok onu sevmez miydin - onu beklemez miydin haftanın tam ortasında, kalabalığın içinde, nefes almaya çalışırken ??

işte bu cumartesi, o cumartesi. yanına sen yazdın 'yılın son günü' not'unu. Yalancısın sen. Kıymet bilmez ve pek az düşünen. Gece yarısını bekleyerek yok ettiğin, o büyülü cumartesi ve içinde sakladığı bütün güzellikleri...

Dinle !

Etiketler : ,title= tarçın rengi hayatın sesi Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 1 Yorum
29
Aug

"Tanrı'yla sohbetler" Böyle bir kitap var raflarda.

Bugün düşündüm bunu. Tanrı'yla sohbet edebilir miyim diye düşündüm. Gökyüzüne baktım ama nereye baktığımı anlamadığımı fark ettim. Gördüklerimin sınırı yoktu. Oysa taa liseden biliyorum ki, bu baktığım gökyüzünün sınırı var - ben göremiyorum. Üstelik, bu gökyüzünün bittiği yerde, bu uçsuz bucaksız örtünün üzerinde henüz başlayan bir galaksi var. Ve onun ötesinde bilinmezler ülkesi...

Tanrı'yla sohbetler ha ? Bilmediğim, tanımadığım, daha önce hiç görmediğim birine ne sormak isterdim acaba ?

Sonra biriyle buluştum bu sabah. Güzel bir rengi vardı. Yeşilin koyu tonlarında biriydi. Üzerinde tarçın rengi bir elbise, dik duran, emin adımlarla yürüyen, kararlı ve ne dediğini bilen bir elçi.

Anlattıkları saklı bir gülümsemeye sürükledi beni. Sabah aramaya koyulduğuma yaklaştırdı beni. Dedi ki : Sen Yaratıcı ile konuşamazsın ama O sana anlatır. Üstelik her nefeste, binlerce eseriyle, yeryüzünün tüm renkleriyle, merak ettiğin her şeyi anlatır. Bıkmadan, yorulmadan, tekrar etmeden. Her zaman yeni bir lisanda, rengarenk, sürprizlerle dolu milyon tane çeşnisiyle...

Lakin sen, acelecisindir. Anlatılanların arkasındakini dinleyecek kadar sabırlı değilsindir. Görünenin arkasındaki görünmeyene uzaksındır.

Yolda yürürken bir çiçekçi sana bir demet gül uzatsa merak edip düşünmezsin. Restaurant'ta en iyi masa sana ayrılsa çok şanslı olduğunu düşünürsün ama aslında düşünmezsin. Hayatı tüketmekte ustasındır ama hayatın sesini duyamazsın.

Duymak ister misin ? O zaman dinle. Hayatın sesini dinle. Hayatın sesi O'nun sesidir. Cevap verme. Sadece dinle...

“Bir düş'ün gerçekleşmesini imkansız kılan tek şey vardır; Başarısız olma korkusu..."

En sevdiğim kitabın satır aralarına gizlenmiştir bu cümle. Hani bir kitabı elinize alırsınız da ikide bir "Evet ya... Evet ya..." dersiniz ya, işte öyle bir kitaptır "simyacı." Çocukluğunuzda okumuşsunuzdur, sonra büyüdüğünüzde, sonra büyüdüğünüzü zannettiğinizde, sonra "daha çok yolum var" dediğinizde...

Her defasında dans eder kelimeler, lezzet katar hayatınıza. Yolculuğu bilen birilerini buldunuz mu bırakmak istemezsiniz. Sanki 2 günlüğüne Paris'e gitmişsinizdir, Champs Elyses'nin ortasında çocukluk aşkınızı bulursunuz.

Hayal kurmakla "düşlemek" arasındaki farkı keşfettiğinizde mutlaka hatırlatır bu cümle kendisini. Düş kurmak "committed" olmayı gerektirir ya, yolculuğun sonunda seni ne beklerse beklesin pes etmemeyi öğretir ya, hani bütün dünya sanki sizi düşünüzden uzak tutmaya çalışır ya, işte o zaman Coelho'nun, bu kutsal kitap kopyası cümle gelsin aklınıza. Düşünüzün gerçekleşmesinin önünde duran o şüphe dolu duygu - başarısız olma ihtimali - korkudur. 

Bir kitap yazıcam deyip de yazamamak ya da kitabı yazsa da kendi kitabını yazamamak, asla bir düş tohumu değildir. Olsa olsa pratik, buruk bir denemedir. Como gölünde kocaman bir ev hayal etmiş, Patogonya'da bir gecekondu yapmışsınızdır. "Düş" ince detaylara kadar nakşedilir.

...ama gün gelir, zihninize bir tohum ekilir, bütün hücrelerinizle yapmak zorunda olduğunuzu hissettiğiniz o gizemli vazgeçilmez çıkarsa karşınıza, başarısız olmaktan sakın korkmayın. Her şeyi yazan El, sizi yalnız bırakmayacaktır.

Bu sakin cumartesi akşamı, benimle yeniden buluşan Paola'ya minnettarım :) Beni okuyan herkese de büyük bir düş dilerim :) Karşınıza çıkan herkese ve herşeye alıcı gözüyle bakın, işaretlerin dilini çözebilirseniz, zihninize görkemli bir tohum ekebilirsiniz.

sevgiyle...

 



Mısır'da olan bitene bakmamak olur mu ? Beni ilgilendirmez diyenimiz kaldı mı ? Orası Mısır, uzak kalır' diye kendini kandıran, herhangi bir Ortadoğu ülkesi var mıdır artık... ?

Hüsnü Mübarek, tahtından indirildikten saatler sonra, Bahrain hükümeti, halka yardım paketi adı altında bir fon oluşturduğunu açıkladı. Benzeri hazırlıklar Ürdün'de, Yemen'de hatta Suriye'de bile vardır eminim. İnsanın sorası geliyor; Biraz geç kalınmadı mı ?

Mısır haberlerini twitter'dan ve Al Jazera'dan takip edebiliyoruz. Hakkını yemeyelim, biraz da açık radyo'dan... Bir kaç yıl önce gitmiştim Kahire'ye. Serdar Sunay ve Cem Boyner'le birlikteydik. Four Seasons - göbek dansları - saçları kabarık, yaşlı ama şık kadınlar - Versace takım elbiseli, eli purolu, yüksek kahkahalı, neşeli adamlar... Tanıdık bir film benim için. Beyrut, Cidde hatta birazcık da Dubai.

2 haftada bunlar oldu. Eğlenceli bir dünyevi filmin sonu, filmin başını görenleri ters köşeye yatırdı. Bastırılmış duyguların, ertelenmiş düşünce özgürlüklerinin, korkunun ve eksikliklerin yerine konan plastik dünyanın perdeleri, bir anda (hem de aynı anda) kaldırıldı.

...ve nihayet bitti.

...yoksa yeni mi başlıyor ? Bundan sonrası için planı olan var mı ? Çünkü biz sıradan insanlar uyurken, gelecek senaryolarını sıkı sıkıya çalışan insanlar - kurumlar - devletler var. Parametreleri yıllarca işletmiş olanlar, bu olası gelecek için şüphe yok ki sıkı bir "future writing" yapmışlardır.

Halk "gitsin - başka bir şey istemeyiz" diyordu. Gitti. Şimdi başka şeyler isteme zamanı. Ama ne derler bilirsiniz: First come - first served.

Eski bir hikaye vardır, bir kral, hiç durmadan toprağı kazan bir kaç köylü görür. Durur, ne yaptıklarını sorar. Kralı tanımayan köylüler der ki: Eski kralın mezarını arıyoruz. Bu yeni kral bize öyle çektirdi ki, eskisini geri getirmek lazım. Kral atından iner, o da kazmaya başlar. Köylü şaşırır, "sen niye kazıyorsun" der. Kral der ki : Bu yeni halk bana öylesine çektirdi ki, eski halkımı arıyorum"

Bu hikaye "her toplum, hak ettiğiyle yönetilir" demek için anlatılır. Bu sabah herkes Mısır halkına "bravo" demek için yarışıyor. Ama güneş batacak, sonra yeniden doğacak. Sabah olduğunda herkes birbirine soracak : Değiştik mi ?

 

 

 

 

Bayramları seviyorum. Uyandığımda plan yapıp bir çırpıda vaz geçmeyi seviyorum. Öğlen yemeği için balıkçıya doğru yürürken önüme çıkan ilk kebapçıda oturuyorum, zeytinyağlı bir enginar yiyiyorum. Bunu ancak bir bayram akşamı, ruhum özgürlüğün doyumsuz tadını çıkarırken yapabiliyorum.

Yalnızken "birlikte" olmayı seviyorum. tabi birlikteyken tek başıma olmayı da... Ajandamın sayfalarının bomboş olmasını, ama tek bir an'ımın bile boşa geçmemesini, nasıl anlatsam, seviyorum. Toplantı üstüne toplantı günlerim geliyor aklıma.Bazen ne kadar aptal olabileceğimi anımsıyıp, şu akıllı an'ıma gülümsüyorum.

Seviyorum köşedeki çiçekçi kadını. İlk tanıştığımızda 10 liralık lilium'u 20 liraya satmış olsa bile. Çok sıkı bir pazarlık edip iki demet aldığım güllerden birini kendisine hediye ettiğim sevgililer gününden beri, o da beni seviyor. Üstelik artık pazarlıklarımız biraz daha benden yana.

...ve özlemiyorum eski bayramları. İlk walkman'ime kavuştuğum an'ı bile özlemiyorum. Hepsi benimle bu gün, tüm sevdiklerimle birlikte. Özlem duymam için, kaybetmiş olmam lazım onları ve kaybettiysem eğer, özlemek boşuna. Asla geri gelmezler bilirim. Walkman'im kimbilir kaç parça olmuştur. Şeklini bile hatırlamıyorum artık. Ama Terence Trend D'arby'yi hala duyabiliyorum yazarken bütün bunları.

"sign your name across my heart" - işte bu şarkı çalıyor. O gün de, bugün de...

En yakın dostlarımdan birinin, hayatımda tanıdığım en tutkulu katoliklerden biri olmasını seviyorum. Ben oruç tutarken yanımda sigara içmeyişini, akşam güneşi batana kadar önümde ciklet bile çignemeyişini gülümseyerek seyrediyorum. Herkesin ve herşeyin bir sonraki şeyin vaz geçilmez bir parçası olmasını hayranlıkla izliyorum.

Özlem'in mesajının tam şu anda ipohe'umun ekranına düşmesini seviyorum. Böylesi bir bayramın aynısından, bir tane de o'nun için istiyorum.

...ve seviyorum sizi. Bazen 30 oluyorsunuz, bazen 675. Aslında 1 bile olsanız seviyorum sizi. Gerçi düşündüm de... Bir olmanızı daha çok seviyorum...

 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<February 2012>
SMTWTFS
2930311234
567891011
12131415161718
19202122232425
26272829123
45678910
Bağlantılar