İKİ TAPINAK

Etiketler : zen hikayeleri, Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
5
Jul

Çok eski zamanlarda iki tapınak varmış. Her iki tapınağın da ustaları birbirlerinden o kadar çok nefret ederlermiş ki, kendi insanlarının, diğer tapınağın insanlarıyla konuşmalarını bile yasaklamışlar. İki tapınağın da ayak işlerini yapan iki çocuk varmış. Bir gün su kuyusunun başında iki çocuk karşılaşmış. Onların da birbirleriyle konuşmaları yasakmış. Ama ne yaparsın, çocuk işte. Biri, diğerine sormuş; "Nereye gidiyorsun ?" ve diğeri yanıtlamış : "Rüzgarın götürdüğü yere"

Soruyu soran çocuk, "pazar yerine" ya da "annemi görmeye" gibi bir cevap beklerken, böylesine felsefi bir yanıtla karşılaşınca sessizleşmiş. Ne cevap vereceğini düşünmüş ama bulamamış. Ve hiddetlenmiş. Öfkeyle arkasını dönmüş ve tapınağına doğru koşar adım yürümüş. Doğruca ustasının yanına gitmiş. Ve demiş ki; "Ne kadar da haklıymışsın. Karşı tarafın insanları ne kadar saygısız, burnu büyük ve kötü ruhlu. Seni dinlemeyip onlarla konuştuğum için çok üzgünüm. Orası bir tapınak değil, bir küstahlık evi."

Ustası çocuğu teselli etmiş. Ve demiş ki, "Sana söylenenleri dinlemezsen işte böyle olur. Ne var ki artık bunun altında kalamazsın. Yarın gene git o çocuğun yanına ve sor ona: "Nereye gidiyorsun?" de. Sana aynı cevabı verecektir. Rüzgarın götürdüğü yere diyecektir. O zaman sen de dersin ki; "Demek o kadar zayıfsın ki, bu güçsüz rüzgar bile ayaklarına hükmedebiliyor senin" 

Çocuk gülümsemiş. Bu fikri doğrusu pek beğenmiş. Ertesi gün aynı saatte aynı yerde bulmuş diğer çocuğu. Ve sormuş "Nereye gidiyorsun?" - "Mantar toplamaya" demiş diğer çocuk. 

...

Zen hikayeleri işte böyledir, ansızın biter. Ve düşünmenizi teklif eder. Siz bu hikayenin neresindesiniz ? Çocuklardan biri misiniz ? Ustalardan biri mi ? Rüzgar mı ? Tapınak mı ?

Yoksa basit bir dinleyici olabilmeyi becerebildiniz mi ?

 

ÇİKOLATALI DONDURMA

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
28
Jun

Bazen hiç tanımadığınız birini savunmak istersiniz. Bu kişi, bir sokak kafe'sinde, yan masada oturan bir kadın olabilir. Ya da bir sinema bileti kuyruğunda tam önünüzde duran bir çocuk. (Ya da televizyonda hararetli bir münakaşanın içinde kaybolan bir adam.) Bunu neden yaptığınızı hiç düşündünüz mü ?

Bazı sabahlar, yıllardır birlikte yaşadığınız insanlara karşı daha duyarlı hissedersiniz. Bu kişi, eşiniz, çocuklarınız ya da yan komşularınız olabilir. Her sabah sadece kendi bahçenizi sularken, bu sabah komşunuzun bahçesini de sulamak istersiniz mesela. (Ya da eşinizin arabasına benzin almak istersiniz. Ya da çocuğunuzu metroya kadar bırakmak istersiniz.) Bunu neden istediğinizi hiç düşündünüz mü ?

Neleri istediğinizi biliyorsunuz. Onları neden istediğinizi hiç düşündünüz mü ? Kırmızı bir ferrari, deniz kenarında bir tatil, çikolatalı dondurma... Peki isteklerinizi neyin ateşlediğini merak edip sorguladınız mı ? 

Birini savunurken, diğerini neden savunmadığınızı... Bir iyilik yaparken, diğerini neden yapmadığınızı merak ettiniz mi ? Facebook'ta bazı post'ları "like" ederken, diğerlerini neden etmediğinizi düşünür müsünüz hiç ? Yoksa "canım istedi" diyenlerden misiniz ? "İnsanlar çeşit çeşittir" deyip uykuya dalanlardan mısınız ?

Eğer sorgulamayanlardansanız, işiniz kolay. 

Ama eğer sorgulayanlardansanız... Hangi kaynaktan beslendiğinizi hiç düşündünüz mü ? Astroloji ? Din ? Bilim ? 

Oysa hangi kaynağa başvurursanız başvurun, merak eden, sorgulayan ve önyargılarından arınabilen biriyseniz, aynı şeyi bulacaksınız: Bilgiyi, isteklerinizin kod'larını, değişimin sırrını.

Neleri neden istediğinizi, kendinize özel seçimlerinize indirgeyerek araştırdığınızda... astroloji kitaplığında yıldızları bulacaksınız. Din kitaplığında esmaları, Bilim kitaplığında kalbinizin ürettiği elektromanyetik alanları... 

Ve o zaman, değişebileceğinizi, bir papağan gibi ezberinizden temmenni etmek yerine, bir Kral gibi kalbinizde hissedeceksiniz... 

DEĞİŞSİN BÜTÜN DÜNYA

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
21
Jun

Sabah olsa. Hiç bir şey hatırlamasak. İyi olan, gülümseten, hayatımıza renk katan küçük şirin şeyler dışında, herşey ait olduğu yerde kalsa. Geçmişte. Çöp sepetinde. Unutulmuşlar kasabasında...

Gülümseyerek uyansak. Kaygısız ve günahsız. Hücrelerimizde yenilenen bütün yaratıcı kuvveler, yapabilecekleri müthiş, muazzam, olağanüstü işler için yola çıksa. Bu dünyada onları durdurabilecek hiç bir güç olmasa. 

Yaşlanmak, üzülmek, ölmek... zihnimizin kötü alışkanlıkları. Bunların hiç biri gerçek olmasa. Öyle olmasa. Zannettikleri gibi olmasa. Bütün dünyanın binlerce yıldır inandığı gibi olmasa. 

Sabah olsa. Biz denizlerin üzerinden koşarak geçsek. Bin öfkeli savaşçı, atlarından inse. Bizi görse. Gülümsese.

İstemenin sırrı bize verilse. İstesek. Ve değişsek. Ve böylece değişse bütün dünya. 

SİNYALLER

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
13
Jun

Gecenin karanlığında Inspired’in kapısından çıkıp, orman yoluna sapıyorum. Anayol’a çıkana kadar bir kaç kilometrel ıssız ve karanlık. Bir müddet sonra önümde bir araba görüyorum. Sağ tarafa döneceğini belirtmek için sinyal veriyor. Yolun ikiye ayrıldığını bu sinyal sayesinde fark ediyorum.

Arabamın yan koltuğunda mavi bir ışık yanıp sönüyor. Telefonumun orada olduğunu, bana bir mesaj gönderildiğini bu sinyal sayesinde fark ediyorum.

Yolun kenarında daha yavaş hareket eden, fosforlu, ince bir çizgi görüyorum. Yavaşlıyorum. Bu sinyal sayesinde bisikletin üzerinde bir adam olduğunu fark ediyorum.

Sinyal’ler her yerde. Kısacık bir gece yolculuğunda bile bunu fark ediyorum. Ve merak ediyorum. Yolda yürürken, biri bana tatsız bir şey ya da gülümseten bir şey söylerken, uçakta yanıma hiç tanımadığım biri otururken, gülümserken ve şikayet ederken, fark edemediğim onca sinyal, fark edebilseydim eğer, bana neler anlatmak istemişti kimbilir.

Ve düşünüyorum Her nefeste bana verilen sinyallerin, neden sadece bazılarını fark edebiliyorum ? Ve düşünüyorum... Sinyalleri görebildiğim her sükünet anımda masmavi bulutların üzerinde dans etmiyor muyum ? Ve düşünüyorum... Sinyalleri görebildiğim halde, bazen nasıl oluyor da basiretim bağlanıyor - sağa dönmem gerekirken, neden hala sola dönüyorum ? Ve düşünüyorum... Sinyalleri göremediğim yollarda ne kadar çaresiz, ne kadar kaybolmuş, ne kadar sıradan bir yolcuyum... Çok fazla düşünüyorum. 

DÜŞLERİMİZİN SINIRLARI VAR MIDIR ?

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
16
May

Çocukken, herkesin hayran olduğu, çok beğendiği, anne babanızın size örnek gösterdiği, hakkında daima çok konuşulan biri var mıydı hayatınızda ? Hafızanızı yoklayın biraz. Mutlaka vardır. Hatırlayın.

Evine gittiğinizde o'nun sahip olduğu ve sizin çok imrendiğiniz şeyleri hatırlayın. Evini, arabasının modelini, rengini, flört ettiği kişinin - eşinin saçlarını, kıyafetlerini hatırlayın. En çok kullandığı kelimeleri, giydiği gömlekleri, işini, ofisini, kariyerini, tatil fotoğraflarını hatırlayın.

Ve şimdi, sahip olduklarınızı düşünün. Kendi sınırsızlığınıza koyduğunuz çıta, işte o'nun çıtası. Bir adım dahi ileriye gidemezdiniz.

(artık gidebilirsiniz)

KİM KAZANIR ? (THE POWER OF "DOING")

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
9
May

Sabah uyandığında hiç bir şey yapmak istemeyenle, erkenden yola koyulmak isteyen arasındaki tartışmayı kim kazanır ? 

Bir partide çılgınca dans edenle, bir köşede sessizce oturan arasındaki ödülü kim kazanır ?

İmkansız denilen bir şeyi nasıl imkanlı hale getirebilmek için çırpınanla, o işin neden asla olamayacağını ispat etmeye çalışan arasındaki savaşı kim kazanır ?

Yeni bir şeyi keşfetmek için hiç durmadan çabalayanla, eski şeylerin ne kadar yanlış olduğunu anlatıp duran arasındaki seçimi kim kazanır ?

İyi olanla, hiç olmayan arasındaki savaşı... sizce kim kazanır ?

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar