HEMEN MASADAN KALKMAYIN

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
30
Aug

Gülümseyerek başlarız. Bir akşam yemeği hazırlamak için iştahla harekete geçeriz. En güzel takımlarımızı çıkartır, çatalları, kaşıkları, kristal bardakları bir kez daha yıkarız, parlatırız. Alışverişe çıkar, etlerin en iyisini, sebzelerin en tazesini seçeriz.

Mutfakta geçen bir kaç saat boyunca ortalık darmadağan olsa da, biz harika bir daveti en ince detaylarına kadar planlarız. Masa örtüsünü ütüler, porselen tabakları yerleştirir, kimin nerede oturacağına, kimin kimin yanında rahat edeceğine, yemek boyunca çalınacak şarkılara kadar her şeyi hesaplarız.

Nihayet saat 8’i biraz geçer, kapı çalınır, davetliler birer birer teşrif eder. Yemekler pişmiş, herşey tam tahmin ettiğimiz gibi olmuş, kusursuz bir davet için bütün yıldızlar yanımızda dizilmiştir.

Yemek başlar başlamaz, hiç beklenmedik bir şey olur. Tatsız bir sohbet başlar ve herkesin tadı kaçar. Ne kırmızı tereyağ sosunda pişirilmiş levrek kurtarır bu geceyi, ne de buz dolabında hazır, servis edilmek için sırasını bekleyen sorbet.

Birisi bir şey söylemiştir, keyfiniz kaçmış, hevesiniz kursağınızda kalmıştır. Bütün bir gün saatlerce uğraşmış, yorulmuş ve herkesi mutlu edebilmek için olağanüstü bir çaba harcamışsınızdır, karşılığı böyle mi olmalıdır ? Düşünürsünüz.

Belki bir yemek masasında başınıza gelmemiştir bu anlattığım. Ama hafızanızı yoklayın, mutlaka benzer bir hayal kırıklığı size de uğramıştır. Kendinizi nasıl hissettiğinizi hatırlıyor musunuz ?

İzin verin bu karmaşık duyguyu anlamanıza yardım edeyim; O gece o masada olanlar, o sabah uyandıktan sonra yaptıklarınızın karşılığı değil. Daha önce yaptıklarınızın karşılığı.

Siz bütün gün iyi niyetle ve sevgiyle hazırladığınız yemeğin karşılığını, sonra alacaksınız. Şimdi aldığınız, bir önceki yemeğin karşılığı. Kızmayın. Gücenmeyin. Anlayın.

HERŞEYİ BİLEN KİM ?

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
22
Aug

Ne kadar az şey bildiğimizi öğrenebilmemiz, bildiğimize emin olduğumuz ve sıkı sıkıya tutunduğumuz çekirdek inançlarımızdan vaz geçebilme yeteneğimize bağlıdır. Uzun bir cümle olduğunu düşünüyorsanız, kısacık bir hale getirebilirim.

Önyargılarından vaz geçemezsen, öğrenemezsin.

Bu basit gerçeği kabul edebilirsek, çok hızlı öğrenebiliriz. Ama şimdilerde neredeyiz derseniz; kendi kapasitemizin daracık sokaklarında gezinip, bütün evrenin sırrı cep telefonumuza indirilmiş bir app gibi davranıyoruz. Göğsümüz kabarık, bakışlarımız gururlu, biraz küstah, biraz kibirli.  

O kadar eminiz ki, o kadar haklıyız ve o kadar aşağılayıcıyız ki, o kadar "herşeyi sadece biz biliyoruz" ki, en iyilerimiz, gizli kibrini bastırabilen mütevazi görünümlü olanımız. 

Doğru bildiklerimizin sınandığı bir an var. İyi niyetli sohbetlerin en beklenmedik satırlarına saklanmış. İşte o an uyanıyor içimizdeki ejderhalar. Hücrelerimizde bir uyanış hissediyoruz. Damarlarımızdan süzülen bir uyarıcı, hızla kanımıza karışıp, binbir güçlükle narkoze ettiğimiz nefsimizi uyandırıyor. Yüzümüzde bir gerilme, zoraki bir gülümseme, test edildiğimiz konuya birazdan nasıl saldırmamız gerektiğini büyük bir titizlikle planlıyor. Bazen ironiyle, bazen keskin bir öfkeyle, bazen aşağılayıcı bir bakışla, öncüler savaş alanına dikkatle yayılıyor.

Sonrası mı ? Sonrasını biliyorsunuz. Damağımızda buruk bir tat ve kendimizi haklı çıkarmak için uydurduğunuz binbir yalan.

Oysa yenildiniz işte. Kabul edin. Savaşa girdiğiniz an yenildiniz. O ejderhayı uyandırdığınız an yenildiniz. Konuştuğunuz an, düşündüğünüz an, kalp atışlarınız hızlandığı an... yenildiniz. Karşınızdaki insanı, insanları, toplulukları paramparça etseniz bile yenildiniz. Paramparça ettiğiniz kendinizsiniz.

Kazanmak için ne yapmalı derseniz eğer... Kaybetmeyi göze almalı derim. Herşeyi bilmiyor olabilme ihtimalini kabul etmelisiniz. Her bakış açısına dingin bir kalp ile izin vermelisiniz. Karşınızda kim varsa hak ettiği gibi dinlemelisiniz. Önyargılarınızdan vaz geçmelisiniz.

Bu yazının çok uzun bir yazı olduğunu düşünüyorsanız, bunu da kısacık bir hale getirebilirim.

Önyargılarınızdan vaz geçemezseniz, öğrenemezsiniz.

KIRMIZI ARABA

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
16
Aug

7 yaşındayken bir doğumgünü partisine katılırsınız. Çok da iyi tanımadığınız, artık yüzünü hatırlamadığınız sarı saçlı çocuk hediyelerini hoyratça açarken, 2 kapısı açılan kırmızı bir arabaya takılır gözünüz. İçinizin yağları erir. “Keşke” dersiniz…

Bir kaç ay sonra daha büyük, daha kırmızı, üstelik tam 4 kapısı birden açılan bir araba hediye edilir size. Doğumgünü çocuğunu unutursunuz.

İlk önemli işinizde ilk gününüzdür. 2 kişi birden büyük bir ajansta yazar kadrosuna alınırsınız. Size bir basın ilanı, yanınızdaki uzun saçlı uzun boylu kıza bir televizyon senaryosu verilir. Engel olamaz, bir göz atarsınız yan komşunuzun brief’ine. “Keşke” dersiniz.

Bir kaç gün sonra, ünlü bir süt markası için bir televizyon brief’i bırakılır masanıza. Uzun boylu kızı rahat bırakırsınız.

Hayat böyledir işte. Örnekleri saymakla, yazmakla bitmez. Kıyas yaptığınız her durumda, önce “keşke” dersiniz, sonra zamanı ne kadar boşa akıttığınızı fark edip gülümsersiniz.

Çünkü değmez hiç bir istasyonda durdurmaya hayatı. Değmez takılıp kalmaya hiç bir şey. Hayat hakkında öğrenilecek ne varsa bu dünyada, aslında sığar 3 kelimelik bir cümleye.

Hayat, devam ediyor.

ÇÜNKÜ HAYAT YENİLENDİ.

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
26
Jul

Tam şu an'da bir bebek doğdu. Ve bir arabanın ön koltuğunda mahcup bir genç adam, çok güzel bir kıza "benimle evlenir misin?" dedi. 

Bir garajın içinde 4 arkadaş yepyeni bir şirket kurmaya karar verdiler. Çok eskiden beri hizmet veren ünlü bir restoran, tam şu an'da "artık yeter" dedi. 

Bir sokakta elektrikler kesildi. Diğerinde, ünlü bir futbolcunun heykeli dikildi.

Tam şu an'da oldu bütün bunlar. Yenilendi dünya.

Yeniliğe açık olun. Çünkü hayat yenilendi.

CÜZZİ İRADE

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
26
Jul

İş temponuz ne kadar yoğun bilmiyorum. Ama çoğumuz, birkaç gün önceden, hatta bazen haftalarca, aylarca önceden randevular set ederiz ve ajandamıza not ederiz. Akıllı telefonlarımız, ipad'lerimiz bu randevuları senkronize eder ve bize ne zaman nerede olacağımızı hatırlatır.

Randevular çok önceden set edilir. Yani ne zaman ne olacağını biliriz. Ama randevu anında ne olacağı hiç bir yerde yazmaz.

Kader de böyle midir acaba ? Randevular çok önceden set edilmiş ama randevu günü neler olacağı biraz bizle mi alakalıdır ? Acaba, 8 yaşında alacağımız ilk kol saati, 13 yaşındaki ilk dansımız, üniversitemizin kapısında ne yazacağı, ilk aşk'ımız, çocuklarımız, işimizin evimizin adresi hep belirlidir hayat ajandalarımızda da, o an'lardaki reaksiyonlarımız, kederlerle ve mutluluklarla nasıl başa çıkacağımız bize mi bırakılmıştır ? 

Bedensel dünyamızın bütün kaleleri biz daha doğmadan dikilmiş midir sapasağlam çelik sütunlarla ? "Değişmez" dedikleri bedensel dünyamız mıdır ? Ve ruhsal yolculuğumuzu nakşetmek bize mi bırakılmıştır ? 

Yoksa... bu mudur cüzzi irade dedikleri ?

KADIN, KENDİ DEĞERİNİ BİLMELİ.

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
18
Jul

Öyle bir dünya inşa ettik ki, artık hepimiz herşeyin nasıl olması gerektiğini biliyoruz. Kimin nasıl davranması gerektiğine, nasıl giyinip, nasıl konuşması gerektiğine karar veren bir kitapçık var önümüzde. Düşünmeden kabul ettiklerimizle yazdık bu kitabı. Ve kişisel önyargılarımızla. İçindeki kuralların hepsini, ya çekirdek inançlarımız belirledi ya da toplumun yargıları.

Bu kitapçığı bir kenara fırlatmak ve bir daha ona geri dönmemek mümkün mü bilmiyorum ama denemeliyiz.

Ben bir kadın değilim. Ve bir kadın gibi düşünemem. Hemcinslerimin yüzde doksanı gibi, onların duygusal tepkilerinin gerisinde gerçekten ne var, çoğu zaman anlayamam. Aslında itiraf edeyim, kadınların çoğunun, kendi tepkilerini anlayabildiklerine de inanmıyorum. Tıpkı erkekler gibi onların da ellerindeki kitapçığın kurallarına göre yaşadıklarına inanırım. Tıpkı benim gibi. Tıpkı herkes gibi.

İş hayatında eşit şartlar altında çalışmadıklarına inanmışlarsa, iş çıkışı anlaşılmaz bir hal olabilir üzerilerinde. Sevdikleri insan masayı toplamalarına yardım etmeyi akıl edememişse, yemekten sonra hüzünlü bir sessizlik çökebilir bedenlerine. Çünkü kitapta hangi durumda nasıl davranacakları yazıyor. Ve hangi durumda nasıl tepki verecekleri kolayca ezberlenebilir. Böyle davrandıkları için kimse kızamaz onlara. Herkes böyle. Onlar da herkes gibi işte. 

Bu kural erkekler için geçerli değil mi ? Tabi ki evet. Hem de bin beter detayıyla. Ama bu yazı kadınlarla ilgili. Tıpkı hayatımızdaki herşey gibi.

İşte bu yüzden "onlar" önemli. Sadece uzun boylu ve güzel gözlü olanlar değil. Üretken ve bilmese bile hissedebilen, karanlığı aydınlığa dönüştürebilen yeteneklerinden ötürü önemli.

Peki, bu kadar önemli olmaları önemli mi ? Eğer farkına varamazlarsa değil. Hem de hiç değil. Denizin derinliklerinde, bir istiridyenin kabukları arasında kilitli kalmış, dünyanın en paha biçilmez incisi, onun orada olduğunu bilmeyen ve dolayısıyla da üzerinde taşıyamayan bir kadın için ne kadar önemliyse işte o kadar önemli. Ne kadar değerli, ne kadar benzersiz olduğunun farkında değilse... kısacası, hiç önemli değil. Çünkü o, sıradan. Ve sıradan sıradandır. Kadın ya da erkek fark etmez. 

Oysa bir kadın, kendinin ne kadar değerli olduğunu bilmeli. Yapmak zorunda olduğu şeyin adeta dağları yerinden oynatmak kadar zor olduğunu fark edebilmeli. Ve buna sırtını dönmemeli, bu sorumluluktan kaçmamalı.

Ben biliyorum ki, inşa etmek zorunda olduğumuz şeyin O’na ihtiyacı var ve bunu o olmadan muhtemelen asla beceremeyeceğiz. Ama benim bilmem yetmez. O da bilmeli. Ne kadar güçlü olduğunu bilmeli. Ne kadar önemli olduğunu ve kaybedecek ne kadar az vakti olduğunu...

İçinde yaşadığımız dünyanın ve onu paylaşan toplumların refahı, üretim kapasitesi, empatisi ve doğruluğun savunuculuğu o'na bağlı... 

Kutsal kitaplarda, son zamanlar için bir kurtarıcıdan bahsedilir. Zorbalıkla, kuraklıkla, hırsızlıkla, bereketsizlikle savaşacak bir kurtarıcı. Dünyayı yeniden aydınlığa taşıyacak, duyguları ve üretkenliği ile hepimize ışık olacak bir lider.

...Kurtarıcının, bir kadın olabileceğine inanmalı. İçindeki kurtarıcı'yla barışmalı. 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar