INSANLAR NEDEN TOPLANIR ?

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
6
Dec

Koyu lacivert bir takım elbise vardı üzerimde. Çingene pembesi çizgileriyle koyu lacivert bir kravat. Toplantı odasına aldılar beni. Herkes oturmuştu. Benden sonra gelen, bej Louboutin giyen genç kadın dışında herkes.

Geniş beyaz bir masanın ortasında, çok şık bir iskemle gösterdiler. Dikkat etmezsen fazlasıyla rahat bir koltuk. Oysa özellikle böyle anlarda, dik durmak lazım. Kimsenin gözünü korkutmak için değil. Kibirli bir duruş için değil. İçinde bulunduğun an'a olan saygından ötürü dimdik durmalısın. Sadece insanların değil, eşyaların ve sohbetlerin de bütün dikkatimi hak ettiğine inanırım.

1 saatin üzerine 22 dakika konuştuk. Bazen sert cümlelerle. Bazen herkesi gülümseten kısacık kelimelerle. 

Bir adam vardı odada. Konuşulanların ve hiç konuşulmayanların her saniyesini bütün dikkatiyle içine çeken. Önemli bir sessizlik an'ında göz göze geldik. Gülümsedik birbirimize. Hiç kimse nedenini anlamadı.

İyi bir toplantıydı.

İYİ BİR BAŞLANGIÇ

Etiketler : dreaming Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
22
Nov

Hayatınızın önemli bir virajında "köklü bir başarısızlık" varsa, peşinizi hayat boyu bırakmayacağından emin olabilirsiniz. Belki başka yolları da vardır ama, ben bu lanetten kurtulmanın bir tek yolunu biliyorum; Kendinizi affetmek ! 

(Ve bilenler bilir; bir insanın bu hayatta kazanabileceği en büyük zafer, kendini affedebilmesidir.)

Bilinçaltı herşeyi bildiği gibi bunu da bilir. Bu yüzden, sesini duyurabildiği her an, yaşam enerjisinin önemli bir bölümünü bu büyük amaç uğruna harcar. Bilinciyle uzlaşmaya çalışır.

Bir insan, bir yalanı, bir suçu, köklü bir başarısızlığı hayatında tutuyorsa mesela, yaptığıyla yüzleşemez ama yüzleşemediği bir şeyi telafi edebilmek için yüzleşebildiği bir şeyi feda eder. Çok uzun bir cümle oldu gibi hissettim. Örnek vereyim; Bir mafya babasının çocuk okutması - eşini aldatan bir adamın pahalı hediyeler alması - iflasın eşiğindeki adamın milli piyango bileti alması ve irili ufaklı günlük uzlaşma çabalarımızın tamamı, hep bu yüzdendir.

Malesef hayat kalitesini azaltan, insan potansiyelini minimize eden, an'ı yaşamamıza kesinlikle engel olan çok önemli bir sendromdur. Kendini affedemeyen birinin an'ı yaşamasının mümkün olmadığı, kimyasal bir bulgudur. Aksine dair bütün iddialar - aklınızı, kalbinizi, daha bilimseli vücud titreşimlerinizi ve frekans yoğunluğunuzu kontrol altında tutamadığınız için, basit ve başarısız temennilerden öteye geçemez. Aklınız nerdeyse siz ordasınızdır. Siz fark edemeseniz bile bilinçaltınız fark eder. (Kitaplarda Allah bütün tövbeleri kabul eder yazar. Bu kabul kanalını iyi düşünmelisiniz)

Bu basit yazıyı okurken yalnız başınaysanız, gözlerinizi bir an için kapatın ve hayatınızda "keşke yapmasaydım" dediğiniz bir an'a gidin. (Eğer gidebiliyorsanız, en azından bu konuda, henüz kendinizi affedemediğinizi kendi kendinize kanıtladınız demektir) İnsanın bilinçaltı kuyuları çok derindir. Bunu bildiğim için, size kendinizi nasıl affedebileceğiniz hakkında ipuçları dahi öneremem. Bu, dünyanın en zor işidir ve bunu sadece siz - geçmişinizle ve yaptıklarınızın gerekçeleriyle hesaplaşarak, kendiniz yapabilirsiniz. 

Ama size gelecekle ilgili bir öneride bulunabilirim. "Geçmişi temizlemek" bu kadar zorken, ve "şimdi"yi yaşamak bu kadar güzelken, en azından "geleceği temiz tutmak" konusunda kendi kendime çok çalıştığım bir disiplini sizinle paylaşabilirim:

Yalan'dan uzak durun. Şaka yollu bile olsun, asla gerçeği çarpıtmayın. Yalan, kontrol edilmesi gereken binlerce sapkın frekans datasını, yaşamınızın tüm boyutlarına dağıtır. Doğal sonucu, irili ufaklı yeni yalanları gerekli gösterir ve o dipsiz kuyudan çıkmak neredeyse imkansızlaşır. Beyniniz sizi korumaya odaklı çalıştığı için, ilk reaksiyonları "üretmek, zengin olmak, sevmek, hayran olmak, aşık olmak, gülümsetmek, şükretmek vb gibi asli görevlerini yerine getirmek yerine "örtbas etmek, var olmayan şeyleri anımsamak, kontrol altında tutmak, gerçek olmayan hikayeleri gerçekmiş gibi korumak (ve sonunda kendi ürettiği yalanlara inanmak) aşırı miktarda gri hücre tüketmek ve yaratıcı elektrik akımı harcamak" gibi, aslen size hiç bir faydası olmayacak uğraşlar içinde kaybolup gider. 

Yaratıcı elektrik akımının (creative intution) yok olması demek, düş kurma yetinizin (architectural dreaming) yok olması anlamına gelir. Oysa düş, bu dünyada gerçek olan yegane şeydir. Bir şirket kurmayı düşleyemeyen kişi, ona verilen işi yapmak zorundadır. Mutlu bir evliliği düşleyemeyen kişi, yaşı ilerledikçe karşısına çıkana razı olmak zorundadır. Mükemmel bir cheesecake pişirebilmek bile düş kurabilenin işidir. Bunu yapamayanın yolu bir patisserie'den geçmek zorundadır.

Kendini affetmenin yolu nedir - benim bilgim yeterli olmayabilir. Ama bundan sonraki hayatınızdan yalanı çıkarmanız, emin olun - iyi bir başlangıçtır.

 

 

BU DÜNYADA İŞİNİ YAPAMAYAN BİR TEK SEN VARSIN

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
7
Nov

Bir cafe'ye geldiniz. Bir latte istediniz. 15 dakika geçti. Siparişiniz gelmedi. Sizden sonra yan masaya oturan 2 genç kadının kahvesi çoktan geldi. 

Bir iş toplantısına girdiniz. Bir sunum yaptınız. Kimse beğenmedi. Hemen ardınızdan söz alan arkadaşınız neredeyse aynı şeyleri söyledi. Çok beğenildi.

Yağmurlu bir gündü. Bir taksi çevirdiniz. Taksim dediniz. Çok trafik var dedi. Kabul etmedi. 2 adım sonra yaşlı bir kadın aynı taksiciyi aynı yere gitmeye ikna etti.

Şimdi söyleyin; Cafe'de garson'a, toplantıda müşteri'ye, sokakta taksici'ye mi yönelttiniz duygularınızı, yoksa kendinize mi ?

Hedefinizde garsonlar, müşteriler, şöförler varsa; Bu dünyada işini yapamayan ne çok insan var değil mi? sizi anlamayan ne çok müşteri var, ne kadar aksi olabiliyor bazı şöförler...

SİZ, EN İYİ SİZ OLUNCA...

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
16
Oct

Baskı altındaysanız, aklınız dün olan, yaşanmış bir şeye fena halde takılmışsa, bir günde 24 saat değil de 60 dakika varmış gibi hissediyorsanız, ihtiyacınız olan her şey elinizin altında ve size verilmiş olmasına rağmen, bölünmüşlüğünüzün sonucu olarak, hayat hiç de istediğiniz gibi olmayacak.

Oysa karşınıza çıkan her problem, (büyük istisnalar dışında) emin olabilirsiniz ki, siz, en iyi siz olunca, kolayca çözülebilir.

Mesele o problemin karşısına yüzde kaç’ınızla çıktığınızdır. Sizin en iyi haliniz, siz de biliyorsunuz ki, her şeyin üstesinden gelebilecek kadar yenilmezdir. Problem dediğiniz şey, karşısında %100 siz’i bulursa, bunu hissedecek, duruşunuz karşısında eriyip yok olacaktır. Çünkü problemler duygulardan oluşur.

Ne var ki, modern dünyanın cilvesi, hayatımızın büyük bir çoğunluğunu baskı altında yönetmeye çalışırız. Dün olan ve çoktan yok olan, dünde kalması gereken onca şeyi, gitgide büyüyen, ağırlaşan bavullara yerleştirir, bu da yetmez zihnimizde düğümler atarız, sırtımızda taşırız. Bu yüzden, bırakın %100’ümüzle orada olmayı, %50’den bile medet umar, potansiyelimizi küçümser, bize verilene haksızlık ederiz.

Oysa böyle yürümez işler ve bunu siz de biliyorsunuz. Hayatın her an’ı, kendi enerjisi, kendi kimliği ile çıkar karşımıza. Bir kez daha tekrarlamak pahasına, duyguları vardır ve sezileri çok kuvvetlidir. Sizi bir bakışta tanır. Yüzde kaçınızla onu karşıladığınızı hemen anlayıverir. 

Hayatı kaç yıl yaşamış olursak olalım, unutamadığımız an’larımız vardır. Beynimize nakşedilmiş, hafıza hücrelerimize sonsuza kadar brand edilmiş resimlerimiz, ses dosyalarımız vardır. Evliyseniz “evet”  an’ını unutabilir misiniz ? Reklamcıysanız, büyük bir konkuru kazandığınız an’ı ? Futbolcuysanız, ülkenizi finallere götüren o son dakika golünü ? Peki ya ehliyet sınavınızı ? ilk öpücüğünüzü ? İlk cinsel deneyiminizi ? Bütün bu an’ların ortak bir özelliği var. Her birinde %100 oradaydınız. Dün akşam bitiremediğiniz işiniz, yarın akşam ne yemek yiyeceğiniz aklınızın ucundan bile geçmiyordu. Ve o an, işte bunu anladı. Size saygı duydu. Zihninizi, bir daha hiç unutmayacağınız şekilde sonsuza kadar kucakladı.

Yaşadığımız her an’ı ve özellikle de karşımıza çıkan problematik an’ları, Yüzde 100’le karşılayabilmek, sadece bir güç gösterisi değildir. Saygınlık, beceri, şükran gibi olguları temsil eder. En önemlisi de yanında sabrı ve süküneti getirir. Aceleciliği, paniği, korkuyu def eder. Kazanmanın, istediğiniz sonuca ulaşmanın, çözümlerin anahtarlarını avucunuzun içine bırakır.

Öyle önemlidir ki bu konu, anlar ve uygulayabilirseniz %100 olur, mümkün olan herşey.

KÜÇÜK BİR DİSİPLİN

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
18
Sep

Düşünmeden ve sorgulamadan yaşamaya öylesine alıştık ki, aklımızın aldığı kadarını maddeye ve mantığa, alamadığı herşeyi bir gökyüzü büyücüsüne bağladık. "Allah" ismine büyük haksızlık ederek, o'na, ilk harfini büyük bir karekterle yazacak kadar Tanrı dedik.

Uzaklarda bir yerde bilmediğimiz herşeyin sorumlusu olarak atadığımız, işler iyi giderken aklımıza bile getirmediğimiz, işler sarpasarınca hemen yardıma çağırdığımız, temeli ezber ve yanlışlıklarla dolu inanç dünyamızda, bilinmeyenlerimizin tümünü bu klasörün içinde topladık. 

Oysa, Allah ve Tanrı aynı şey değildir. Her yerde ve her nefeste olmayan Allah değildir. Uzak bir gezegende oturmaz. Dualarımızın bazılarına cevap verip bazılarını bir kenara atmaz. 

Dürüst ve güvenilir olamadığımız için O'nunla ilişkimiz istediğimiz, arzu ettiğimiz gibi değil. O'nu yeteri kadar tanımadığımız için, adımlarımız yeteri kadar hızlı değil. Sevgilimize bir söz versek tutarız ama O'na verdiğimiz sözler, biz kendi heveslerimizde kaybolurken, sanki hiç önemli değil. 

Oysa öyle değil. 

Kendinize bir şans verin. Hatta kendi kendinize meydan okuyun. Bir dua edin. Ne istediğinizi iyi düşünerek, kelimelerinizin üzerinize neyi çektiğini çok iyi düşünerek... Sistemi harekete geçirin. 
Ve sonra alışık olduğunuz hayatınıza küçük bir disiplinle geri dönün. Karşılaştığınız herkesin size O'nun gözüyle baktığını, söylediğiniz her kelimeyi O'nun kulağıyla dinlediğini düşünün. Aklınızdan geçen herşeyi O'nun duyduğunu düşünün. İşte böyle bir dikkat, böyle bir saygı, böyle bir disiplinle yaşayın bir kaç dakika. 

Bu meydan okumaya "evet" derseniz, tahmin ediyorum ki bir kaç şey dikkatinizi çekecek : İçinizde bugüne kadar fark edemediğiniz derinlikte bir ses olduğunu, bu çok güçlü ve ikna edici sesin herkesin içindeki ruh ikizine hitap edebildiğini, insanlara hak ettiği değeri verdiğinizde kimsenin sizi incitemediğini (incitmek istemediğini) aksine, size hizmet edebilmek için var gücüyle çalışacağını...

ve bütün duaların kabul olduğunu. 

SÜLEYMANİYE CAMİİ'NİN BAKICISI

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
13
Sep
Babası, o çok küçükken, bir iş için İstanbul’a gelen Van’lı adamın hikayesini dinledim eski bir filmde. Daha önce de duymuştum ama unutmuşum ve bir daha unutmamak için yazmak gerekir buralara bir yere. Belki siz de biliyorsunuzdur ama belki de unutmuşsunuzdur. Ve belki de, okumanız gerekir bu zamanlardan birinde.

Şu Van’lı adam, Istanbul’da bir müddet kaldıktan sonra, dönerken hatıra olsun diye bir şey götüreyim demiş ve bir Süleymaniye Camii fotoğrafı almış, dönünce de camlatıp, evinin duvarına asmış. Çocuk her gün saatlerce o resme bakmış, adeta kendini bu fotoğrafa adamış. Fotoğraftan o kadar etkilenmiş ki, tek hayali bu camiyi görmek olmuş artık. 

20’li yaşlara geldiğinde kalkıp İstanbul’a gelmiş ve doğruca Süleymaniye Camii’ne gitmiş.  Oturmuş bahçesine. İçeri girmiş, namaz kılmış.  Bir türlü ayrılamamış bu mekandan. Yerdeki  yaprakları temizlemeye çiçeklere bakmaya başlamış kendi kendine. Bunu para için yapmamış, Hiç bir şey de istememiş kimseden. Süleymaniye’de banklarda uyuyup, sabah olunca her gün camiye geri dönmüş ve kendi kendine üstlendiği işini büyük bir titizlilikle yapmaya devam etmiş. 

Camii’nin imamı fark etmiş bu garip durumu ve uzun bir süre onu izledikten sonra işe almaya karar vermiş çocuğu. Camii’nin bakıcısı yapmış. Süleymaniye Camii’nin içinde, ilk mimarisinde planlanmış, üst katlara gizlenmiş bir oda varmış, işte o odayı çocuğa vermiş. O odanın yerini imam ve o bakıcı çocuk dışında kimse bilmezmiş. 

Rivayete göre o oda, İstanbul’un en güzel manzarasına sahipmiş. Ve böylesine eşsiz bir manzaradan, her gece Istanbul’a bakmak, ancak böylesine bir tutkuyla mümkün olmuş.
Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar