MODASI GEÇMİŞ ŞEYLER

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
10
Feb

Teknoloji böylesine hızlı yol alırken, aşk mektuplarının yerini kısa mesajların almasını doğal karşılıyorum. Sakın beni yanlış anlamayın. Kısa olan kötü değildir. Aksine, iyi bir aşk mektubu çok kısacık olabilir, iki kelimeyle de yazılabilir.

Ne var ki teknoloji bize daha fazlasını, hep çok daha fazlasını sunmak için var. Artık duygularımızı ifade etmeyi değil "dialogları yönetmeyi" istiyoruz. Ne hissettiğimiz konusunda kararsısız. Masanın başına iyi bir şeyle oturup hayal kırıklığıyla kalkabiliyoruz. Çok iyi niyetle başlayan bir yazışmada, geciken bir mesaj neşemizi kaçırmaya yetiyor.

Shakespeare zamanları geliyor aklıma. Bir mektup yazılır, defalarca okunurmuş. Çoğu zaman yırtılır atılır, sonra en baştan yeniden yazılırmış. O zamanlar, kendini en iyi şekilde ifade edebilmek önemliymiş. Çünkü karşındaki insan... değeri bilinesi ve çok özelmiş.

Ama zaman çok şeyi değiştiriyor. Modası geçiyor bazı şeylerin. Ve malesef Shakespeare günlerinin de modası geçiyor. Ve karşınızdaki insana kusursuzca dokunabilme inceliğinin de...

Bütün bunların yerini yalnızlık alıyor. Çünkü insanoğlu, modern hayata yaklaştıkça romantizm'den vaz geçiyor. Oysa romantizm, CV'nizde bulundurabileceğiniz en sihirli kelime.

Şimdilerde pek moda olmasa da, bir cesaret anı yakalaması lazım modern insanın. Yeniden İflah olmaz bir romantik olmayı seçmesi lazım. Cümle kurmayı öğrenmesi, birlikte zaman geçirdiği insanların sessizleştiği anlarda neler hissettiğini bir kas gerilmesinde anlayabilmesi lazım. Bir öfke an'ında ağzından çıkanı kulağı duymayabilir - Öfkesi geçtikten sonra, sessizce "özür dilerim" diyebilmesi lazım. 

Modası geçmiş olabilir. Ama tam bir centilmen - gerçek bir hanımefendi olmayı hatırlayabilmesi lazım.

Çok yakındakilerim bana kızıyor "elinde cep telefonuyla, film bile seyretme" dediğimde. Ne var ki, Modası geçmiş bir romantiğim ben. O filmin senaryosunu yazan adama "haksızlık" diyorum kendi kendime. 

Çünkü çok hızlı tükenen zaman otoyolunda, kırıp dökerken hayatın onca fırsatını (ve yanında sürüklenen hayal kırıklıklarını) çoğumuz fark etmiyoruz neleri, nelerle değiştirdiğimizi. Her şey çok hızlı olup bittiği için, bir dizi filmle, snapchat'le, starbucks'ın geniş kanepelerinde hızla tüketilen kremalı bir kahve ile... yerine koyacak bir şeyler buluyoruz kaybedilen eşsiz anların. 

...ve biri cüret eder de anımsatırsa bize neleri kaçırdığımızı... ağzımızdan çıkan bir çift söz öyle hızlı yol alıyor ki, ardından 1000 kızgın atlı savaşçı kovalasa, yakalayamıyor işte. 

 

 

 

TARİFSİZ BİR AÇLIK

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
30
Jan

Uyanırsınız. Gözünüz başka bir şey görmez. Hayat, var gücüyle sizi her an yeni bir düşünceye çekmeye çalışsa da, iradenizi teslim almış gizli bir güç, sanki bütün dikkatinizi tek bir şey için paralize eder.

Günlerdir vücudunuzun bütün kasları, bir kemanın yayları gibi gerilmiş olabilir. Az yemiş, az uyumuş olabilirsiniz. Sıcak bir kahvenin tadını unutmuş, sevdiklerinizden uzak geceler geçirmiş olabilirsiniz. Ama aynaya baktığınızda gözlerinizin içinde, eski zaman hikaye yapıcılarına has inatçı bir kararlılık, keskin bir bakış, belli belirsiz bir tebessüm, bitirmek zorunda olduğunuz iş için tarifsiz bir açlık vardır. 

...ve herşey olup bitince, insanlar evlerine gidince, bütün ışıklar sönüp son şarkı söylenince başlar rehavet. İnsan, yorgunluk yalanını işte o an giymeye başlar. İhtiyacı olan tek şey, bir kaç dakika için yalnız kalmaktır ama, günlerce sürünür sıradanlık çölünde. "çok yoğun bir haftaydı" der. "çok çalıştım" - "çok yoruldum"

Yalan üstüne yalan söyler. İnandırır zavallı vücudunu. Çelik kadar güçlü bedeni, uyumak ister. Öğle vaktine kadar uzanmak ister kış güneşinin altında.

Pek yalancıdır insan. İnanır ve inandırır kendi yalanına bütün dünyayı.

 

 

 

KADINLAR NE İSTER ?

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
20
Jan

Kral Arthur, uzun ve kanlı bir savaştan mağlup ayrılmış, tutsak edilmiştir. Kurtulması için ona bir şans verilir. Bir sonraki kış'a kadar basit bir sorunun cevabını öğrenmesi gerekmektedir : Kadınlar ne ister ?

Kral, topraklarına döndükten sonra bütün bilge insanları, din adamlarını, eşlerini ve saray halkını yardıma çağırır. Türlü cevaplar alır ama hiç biri tatmin edici değildir. Uzak tepelerde yalnız başına yaşayan yaşlı ve çirkin bir cadı'dan bahsedildiğini duyar. Cevabın onda olabileceği ümidiyle yola koyulur.

Karşısındaki görüntü ürkütücü, tiksindirici ve can sıkıcıdır. Böyle bir ziyaret, bir Kral için hiç de kolay değildir. Ne var ki sorunun cevabı burada olabilir ümidiyle sorar. Yaşlı cadı der ki : Sana bu sorunun cevabını vereceğim, karşılığında beni Lancelot'la evlendireceksin. Lancelot, herkesin bildiği üzere Kral'ın en gözde, en yakışıklı, en kural tanımaz şovalyesidir. Ümidi kırılır. Şovalyenin buna asla razı gelmeyeceğini düşünür ve cadı'nın yanından ayrılır.

Ne var ki, Lancelot olan biteni duyduktan sonra hiç beklenmedik bir şey yapar ve Kral'ın huzuruna çıkar. Der ki : "Senin Krallığın herşeyden önemlidir. O cadı ile evlenmeyi kabul ediyorum. Bu benim kararım. Ben bir şovalye'yim ve özgür irademe, bir kral dahi olsan karışmana izin vermeyeceğim.

Arthur biraz şaşkın, biraz hüzünlü ama aynı zamanda kurtuluşu bulduğu için sevinçlidir. Cadı'nın yanına gelir ve anlaşmayı kabul ettiğini söyler. Şimdi artık cevabı öğrenme vakti gelmiştir. Cadı gülümser ve şöyle der : "Kadınlar, özgür iradeleriyle karar vermek ister" Arthur aptal bir adam değildir. O bir Kral'dır ve yenilmez bir Kral neden böyle bir savaşta tökezlemiştir, hemen farkına varır. Gülümser ve o çirkin, tiksindirici cadı, artık gözüne hiç de uzak durulası biri gibi gelmez. Oradan ayrılırken yeniden Kral olmuştur. Yürüyüşü değişir. Gözlerine ışık dolar.

Düğün gecesi, Lancelot için dört gözle beklediği bir gece olmamasına rağmen, Kralı ve Krallığı için doğru olanı yaptığı için pişman değildir. Nihayet eğlence biter, konuklar ayrılır. Lancelot odasına çekildiğinde, bir de bakar, yatağında bir cadı değil güzeller güzeli bir kadın uzanmakta. Şaşkınlıktan hiç bir şey söyleyemez. Kadın gülümser ve şöyle der : Beni, istersen geceleri böyle görebilirsin ve gündüzleri yaşlı bir cadı kılığında yaşarım. İstersen gündüzleri. Ama geceleri yaşlı bir cadı olarak yatağına girerim. Sen karar ver.

Lancelot bir şovalyedir. Düşünmek bile zaman kaybıdır. "Sen karar ver" der. 

Ve büyü işte böyle bozulur. O kadın hayatının her anı'nda güzel kalır. 

RÜZGAR NE ZAMAN ESECEĞİNİ BİLİR

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
3
Jan

Herşeyin bir doğrusu ve bir de yanlışı var mıdır acaba ? Varsa bile... doğruların içinde en doğrusu nasıl bulunur ? Bir şeyi yapmanın en doğru zamanı diye bir şey var mıdır ? Korku mudur yoksa ? Çekingenlik ? Kararsızlık ? Tembellik ? İsteksizlik ?

Rüzgar, eseceği zaman esmeseydi de, en doğru zamanı bekleseydi, yağmur yağar mıydı mesela ? Gemiler yol alabilir miydi ? Sıcak ikindi vakitlerinde güzel kadınlar tebessüm edebilir miydi ?

"Değişim, bu hayatta değişken olan tek şeydir" derler. Diğer herşey hep aynı kalır. Mesela rüzgar ne zaman eseceğini bilir. Kar ne zaman yağacağını, bir kurt ne zaman köye ineceğini... 

Biz, ne zaman ne yapacağımızı bilmiyoruz diye, etrafımızdaki diğer herşeyin de bizim gibi olduğunu düşünmesek mi acaba ?

 

BİLMEK DEĞİL... YAPMAK !

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
26
Dec

Çoğu zaman ne yapacağımızı bilmiyoruz. İklem içindeyiz. Kararsızız ve yeteri kadar cesur değiliz. Soranlara, doğru olanın ne olduğunu bilmediğimizi söylüyoruz. "Bilsek, hemen yapacağız. Ama bilmiyoruz" diyoruz. (Oysa bu doğru değil)

Belki de doğduğumuz günden beri en iyi bildiğimiz şey, doğru olanın ne olduğu. Hayat, belki de sadece bunun için kurgulanmış, bir öğleden sonrası için yazılmış oyun. Her dekorunda bize doğru olanı göstermek için yenilenmiş rengarenk bir sahne.

Henüz daha konuşmayı, ayağa kalkıp yürümeyi öğrenmeden evvel doğru olanı öğreniyoruz. Acıkıyoruz. Ağlıyoruz. Annemiz geliyor. (Demek ki bir şey isteyince, sessiz kalmayacağız. Yardım böyle geliyor) Herşeye dokunmak istiyoruz. Sıcak ütüyü kucaklıyoruz. Yanıyoruz. (Demek ki herşeyi istemeyeceğiz. Etrafımızda gördüğümüz herşey bize ait değil)

İklemlerimizin sebebi doğru olanı bilmememiz değil. Doğru olan herşey hücrelerimizde kodlanmış. İstesek de unutamayız. Ama biz yaramaz çocuklarız ve doğru olanı değil, "herşeyi" istiyoruz. Biz bizeyiz. Ha'di itiraf edelim. Aç gözlüyüz. Doymak bilmiyoruz. "Herşey" verilse bize, tadını çıkartmak yerine bir sonraki şeyi istemeye geçeriz.

Çoğu zaman ne yapacağımızı bilmiyoruz. Doğru olanı bilmediğimiz için değil. Doğruların içine kattığımız lekeleri, yakalanmadan meşrulaştırmayı bilmediğimiz için.

Çok basit bir cümleyi dahi hepimizin farklı farklı yorumlaması, televizyonlarda net bir ayet üzerine onlarca din adamının bir türlü uzlaşamaması bu yüzden. O cümlenin içinde sadece bizim bildiğimiz bir leke saklı. O ayetin içinde, kendimize bile itiraf edemediğimiz bir günah saklı. Bir türlü uzlaşamıyoruz. 

Kısacası... doğru olanı bilmek zor değil. Doğru olanı yapmak zor. Çünkü doğruluk, temizlik istiyor.

 

ÖĞRENCİSİNDEN DAHA FAZLA ÖĞRETMENİ OLAN OKUL

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
12
Dec

"Kendini Tanı" - Yeryüzünde kurulan ilk okulun kapısında binlerce yıldır bu kısa cümle yazar. Belki haberiniz olmadı ama, bu okulu ben devr aldım. Kendi okulumun en yeni öğrencisiyim. Aslında tek öğrencisiyim. Çok başarılı bir ticaret yapamamış olmalıyım ki, okulun benden başka hiç öğrencisi yok. Benim okulum, öğrencisinden daha fazla öğretmeni olan dünyada muhtemelen tek okuldur. 

Öğrencisinin olmaması sizi kandırmasın. Öğretmenleri muhteşemdir. Ve derler bilirsiniz; öğrenci "ben hazırım" dediğinde öğretmen kendini gösterir. Ahlak dersini aldığım profesörüm, dün öğrendim ki boş zamanlarında taksi şöförlüğü yapıyor. Bana yemek yemeyi öğreten öğretmenim, benden 20 yaş küçük olmasına rağmen harika bir kafeterya işletiyor. Öğretmenlerimin benden daha iyi olmaları hoşuma gidiyor. Onları kıskanmıyorum. Beni gülümsetiyorlar. Beni gururlandırıyorlar.

Bütün bunlara rağmen, bir gün ben de onlar gibi olmak istemiyorum. Onların anımsattıklarıyla uyanıp kendimi tanımak istiyorum. Yaptığım şeyleri neden yaptığımı keşfetmek istiyorum. Neden hiç tanımadığım bir insanı ilk bakışta sevmeye karar verdiğimi, bir kahve sipariş edecekken rutin denilen mekanizmayı bozabilmek için neden "teşekkür ederim, ben bir şey istemem" dediğimi, randevularımı neden hep aynı cafe'de verdiğimi bilmek istiyorum.

Ben... öğrenci olmayı seviyorum. 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar