Kimse duymasın istersiniz. Bu yüzden ilan filan vermezsiniz. Hatta rakiplerinizi de ürkütmemek için isminizi bile kullanmazsınız. Üst düzey bir insan kaynağına ihtiyacınız vardır. Kime gidersiniz ? Bir kelle avcısına tabi ki...

Onlardan birini tanıyorum. Çalışma stillerini sürekli değiştirirler ama her zaman farklıdırlar, her zaman şaşırtırlar.

Eğer siz de günün birinde sessizce bir görüşmeye çağırılırsanız, karşınıza çıkabilecek sorulardan birini ödünç aldım, işte buyrun : "...Bu hayatta sahip olabileceğiniz en önemli şey nedir...?" şimdi de bir kopya : cevabınızın hiç önemi yok. Ama sizi dikkatle seyreden bir çift göz şunlara bakıyor olacak : Gözlerinizde bir pırıltı oluştu mu? Gülümsediniz mi? Hayatta önemsediğiniz bir şey olduğunu hissettirdiniz mi? Bunlardan herhangi birini beceremediyseniz, o işi unutun. Cevabınızın ne olduğu hiç önemli değil. Siz hayatta hiç bir şeyi yeteri kadar önemsemiyorsunuz ve işte bu yüzden bu iş için uygun değilsiniz. (Ama bunları yaptıysanız, cevabınız "köpeğim" ya da "ekose eteğim" olabilir. Hiç önemli değil, ilk round'u başarıyla geçtiniz.

Bunu gülümseyerek dinlemiştim. Sonra da bu tuzak soruyu ciddiye alıp düşündüm. Tam o sırada Gül aradı. O benim danışmanım, arkadaşım, uçak yolculuklarında hırsızlıkla suçladığımdır :)

Konuştuk, şımardık, kapattık. Sonra oturdum bunu yazdım. Çünkü bu hayatta sahip olabileceğim en önemli şey, (ve bunu söylerken gözlerimde pırıltılı bir gülümseme var) dostlarımdır.

Bazen günlerce, aylarca görüşmeyiz. Tek bir telefon bile yok. Herkes kendi yolunda. (yo. Aslında hayır. Asla öyle değil :) Günlerce, aylarca görüşmesek bile, tek bir telefon etmesek bile, özlemeyiz, gücenmeyiz, sitem etmeyiz biz.

Insanın "bu hayatta" önemsediği bir şey olması ne kadar güzel.

 

 

IN GOD'S COUNTRY...

Etiketler : nero Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
11
Jul

Haftalar önce kahvemin yanında getirdikleri, içi hindistan cevizi dolu minik bir kek bu kadar lezzetli olmasaydı, bu sabah Nero'nun yolunu tutmayacaktım. Sabahın 7'sinde uyandırılmasaydı, o da öyle...

...ama artık hepimiz biliyoruz ki "Everything is connected". Ajandalarımıza not etmemiş olsak bile, bu bir randevuydu ve iyki bu kadar lezzetliydi, iyki 7'de uyandırıldı.

Çok uzak bir ülkede yaşayan bu kadın, yavaş yavaş bu topraklara yerleşiyor. Kolay olmayacak tabi. Başka bir dünya, başka bir lisan.

O konuşurken fark ettim ki, aslında ne anlattığınızın değil anlattıklarınıza ne kadar inandığınız önemli. Anlattıkları etkileyiciydi. Çünkü onlara inanmıştı - bunu gözlerinde görebiliyordunuz. Böyle olunca ne anlattığının da çok önemi yok tabi ki. Bir şeye inanan birinin (özellikle de bir kadının) o doğurgan enerjiyle anlattığı herşey gerçek olur. Tabi o meşhur tuzağa düşmezse... Düşlerini ertelemez ve başkalarının safsatalarına kanıp aşağı düşmezse...

Bu yazıyı okuyacağına eminim. Sabah söylemeye fırsat bulamadığım şeyi burada yazayım. Burası harika bir ülkedir. Toprakları bereketli, suyu toksinlerden arınmış.

 

CANAN YOLAÇ

Etiketler : canan yolaç mıknatıs yasası Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
10
Jul


Çok değerli Canan Yolaç'ın, bugün habertürk gazetesine yer alan söyleşinden bir kesit. Başkalarının söylediklerini genellikle buraya kopyalamam ama o, başkası değil.

"...Teşekkür etmek aslında bir şeye sahip olduğunuzu kabul etmek demektir. Mıknatıs yasası bunu gerektirir. Param yok diyeceğinize, sahip olduğunuz her kuruş için evrene teşekkür etmelisiniz. Beyin sanıldığı gibi akıllı değil, ona ne verirseniz doğru sanıyor. Televizyonda acıklı bir film seyrettiniz diyelim. Siz biliyorsunuz onun bir film olduğunu ama iç benliğiniz bilmiyor. Onun önemsediği şey seyrettiğinizde hangi duyguyu ürettiğiniz. Sonrasında da size artık sürekli o duyguları sunacak. Yani hep acıklı filmler seyreden bir insanın hayatında hep acı, hep dram olacak. Bu kadar net. Size tavsiyem şu: Başkalarının kötü hikâyelerini, dertlerini dinlemeyin. Bencillik değil bu, insanlar da dert anlatmasınlar zaten. Dert ne ki? Kendi yarattığımız bir şey. Sadece safsata..."

SOLDAKİ İLK ODA

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 1 Yorum
5
Jul

Anadolu yakasının ucuna kadar uzanan E5, zarif bir kıvrımla sizi olağanüstü bir binanın önüne taşır. İçeride onlarca insan çalışır. (Bazıları diğerlerinden daha fazla...) Arka kapısından girerseniz eğer, merdivenleri çıkın, soldaki ilk odaya bir göz atın. Yorulmak bilmeyen güzel bir kadın, ne kadar baskı altında yaşanırsa yaşansın o saatler, bugünlerde az rastlanır bir gülümsemeyle karşılar sizi.

Nurgün hanım'la tanışın. Başkan'ın sekreteri değildir o. Herkes öyle bilir ama öyle değildir. İşler ne kadar ters giderse gitsin, baskı ne kadar artarsa artsın, bu toprakların en sadık, en dirayetli, en güleryüzlü lacivertlerinden biridir. 12 yıldır tanırım, her geçen gün gençleşir. Aziz bey de alışmıştır o'na. Birgün uzak kalsa masasından, herkesden çok özler.

Geç saatlerde dönüyordum bir gün. Saracoğlu'nun önünden geçerken, tanıştığımız ilk gün geldi aklıma. Bunca zaman neden tek bir satır bile yazmadığımı düşünüp utandım. İşte eksik cümlelerimle Nurgün hanım !

 

 

Kazanmak Herşey(mi)dir !

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
4
Jul

Amerika'da yaşayan bir dostumuz var. Bir ev satın aldı. İyi bir yatırım olduğunu düşündü. Nezih bir muhit, belirli bir seviyenin üzerinde insanlar, eğitimli ve nazik komşular hayal etti. birkaç dakika önce öğrendim; apartman toplantısına katılması için bir başka dostuma rica etmiş. Malesef o da katılamamış ama toplantının detaylarını ertesi gün gazeteden takip etmiş : 2 ölü, birkaç yaralı...

Bir apartman toplantısında, aynı evde oturan insanlar arasında çıkan bir tartışma 2 kişinin hayatına mal olabilir mi? Öfke kontrolünün önemini görebilin diye paylaşıyorum. Siz siz olun, inandıklarınızı çok hararetli bir ses tonuyla dile getirmeyin sakın !

Bu dramatik örnek... (belki çok abartılı gelebilir ama gerçek.) ...bütün abartısına rağmen, son zamanlarda çok sık karşıma çıkan sahne kesitlerini anımsattı. Bir toplantıda, benzincide ya da neşeyle başlayan bir öğle yemeğinde, bakış açımıza sadece 1 derece bile uzak kalan bir karşı fikir nasıl da kanımızı kaynatmaya yetiyor. Herşey tam istediğimiz gibi olsun istiyoruz. Buna bile karşı çıkacaksınız belki... ama gülümseyin ve dürüst olun. Sizin için de öyle :)

Derin bir nefes alıp, içeriye doğru bir yolculuğa çıkabilmek lazım bu durumlarda. Ama nasıl olacak bu iş ? Önce kazanmalı sonra nefes almalıyız. Kazanmak her şeyden önemli. Kazanmak isteriz her oturumu. Her defasında zaferle ayrılmak isteriz Trafalgar meydanından. Bu yazının "şöyle yapalım"ı filan yok. Napolyon olmak isterim ben de. sakin sakin yazarken herşey kolaydır ve benden bir milimetre uzaktaki bir inanç, hararet altında gayet zor gelir bana da.

Büyük bir kurtarıcım var neyseki... O'nun sayesinde bulurum nadir bulunan insanları. Savundukları en tutkulu fikrin ortasında iyi niyetli bir fısıltı, tam karşı kıyıdan esse de durdurur, gülümsetir onları. Başkalarının karşı fikir dediklerini alır zenginleştirirler zaten zengin kalplerini. Böyle biriyle buluştum bugün. Yazmaya niyetim yoktu ama apartman kavgasını dinledim başka bir dostumdan, yazasım geldi. Bu ozel insanların şerefine olsun bu yazı, bizi olduğumuzdan daha iyi gösteren "çok özel" insanlara...

 

too small for smoking

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
3
Jul

 

Reklamcilik tarihini hep 2 bölümde izlemişimdir: BJH - AJH (John Hegarty'den önce ve sonra) BBH'in geçen hafta yayına giren "All enclosed places are too small for smoking" adlı kampanyası, klasik bir Hegarty. Bir örneğini görün istedim.

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<May 2021>
SMTWTFS
2526272829301
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
303112345
Bağlantılar