KADIN, YEMEK, ARKADAŞ VE KEFE

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
11
Aug

 

mavi gözlerini kocaman açtı, bu filmi mutlaka seyretmelisiniz dedi. söz konusu film olunca, o'nun sözü dinlenirdi, gittik, seyrettik: "ilham" sonradan ekilebilir bir tohum değildi.

birgün sonra sıcak bir şehre uçtuk. Arka sıralarda oturup workshop seyrettik. Gün bitti, mutlu bir müşteri bulduk, 70 bayi vardı, 68'i erkekti. ilk dakikaları her zamanki gibiydi, sonra bu zihni açık kadın konuştu, heryer fikir doldu. Seyretmesi çok hoştu.

güneş battı, kimsenin olmadığı bi sinema salonunda film seyrettik. Ah. Evet, ayaklarımız çıplaktı, toprağa basıyorduk. Film sessizdi, seslerini can gönderdi. hiç te uzak kalmamıştı.

gece oldu, krison sushi hazırladı. dev bir ton balığını gülümseyerek dilimledi, o kadar zarif ve maharetliydi ki, hayatımızda yediğimiz en lezzetli yemek oldu. zencefil turşusuyla dua ettik, ailesi Tayland'dan geldi.

gece olduğu yerde durdu, bu defa şu telefondan kurtulamayan ben oldum. resmini de koydum, hatırlym, bi daha yapmym diye...

bir gece daha oldu, sonra sabah oldu. erken kalktım, Lefke'ye gittim. Dünyanın en güzel köyünde hiç bitmeyen bir rüya gördüm. Bir tartı var, iki de kefesi. ve her zaman dengede kalması lazım. sonra uyandım, bunu yazdım. her zamanki gibi olmadı ama olsun, bunu kendim için yazdım.

 

 

Bu Ağustos sıcağında, üzeri geniş yapraklarla korunmuş, rüzgarı serin bir bahçe köşesindeyiz. Laf lafı açıyor ve Türkçesini bir türlü bulamadığımız şu kelimeye geliyoruz; Integrity. Sözlük "doğruluk, dürüstlük, tamlık" diye çeviriyor. Nedense konuşurken daha fazlasıymış gibi hissediyoruz.

3 yıl kadar önce, sevgili dostumuz Profösör D'anna'dan duymuştuk bu hikayeyi : Eski Çin imparatorluğunda, imparatorluk topraklarının herhangi bir köşesinde bir sorun çıktı mı, mesela kıtlık ya da savaş, yangın ya da salgın hastalık, sebepsiz katliamlar ya da doğal afetler... vezirleri imparatoru alır, sarayın en alt katındaki güneş görmeyen bir odaya kapatırlarmış. Çünkü bu imparatorluğun başına böyle bir şey gelmesi için bir tek sebep olabilirmiş : Imparator integrity'sini kaybetti !

Imparator bu odada yalnız başına kalır ve tefekkür eder, "Ben ne yaptım da ülkemin başına böyle bir bela geldi" diye düşünürmüş. O zamanki inanışa göre imparator ne zaman ki kendi günahını keşfeder ve kendisiyle barışırsa ülke eski "tam" haline geri dönermiş. Bereket geri gelir, hastalar iyileşir, cinayetler sona erer, melekler Çin halkına yeniden gülümsermiş.

Lider, sorumluluğunu taşıdığı her karış toprakta olan biten herşeyin kendisiyle ilgili olduğunun farkında olduğundan, yönetebilmek için, hatasız, günahsız ve yüksek bilinç sahibi olması gerektiğini bilir ama belki de en önemlisi, geriye dönüp kendi günahlarıyla yüzleşip kendini affedebilirmiş.

Bu sohbet bizi 3000 yıl öncesine mi götürdü yoksa o zamandan bir şeyi bize mi getirdi henüz düşünmedim ama birkaç kişilik bir şirketi yönetmek bile kolay değilken, etki alanı daha büyük kurumları, mesela bir spor kulübünü hatta bir devleti yönetmenin zorluklarını düşündürttü.

Gazetelere bakıp hemen her konuda ahkam kesmeye alışmış insanlarız biz. Acaba ne kadar sıklıkta düşünürüz - kendi imparatorluğumuzda neler oluyor ?

Her zaman 3 şey kalır.

Etiketler : sunum teknikleri Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
28
Jul

Günlerdir birlikteler. Uzun toplantılar, kısa ziyaretler, geziler, sohbetler... İtiraf etmeli ki gözle görülür bir sıçrama var. Daha istekli, daha üretken, yaz sıcağında herkes yavaşlarken, onlar daha hızlılar.

Inspired'da olanlar, seyretmesi hoş şeyler. Gurur verici diyeceğim ama dikkatli olmak gerek, bu yazıyı onlar da okurlar.

Pazartesiydi. Eser söyledi : "Benim askerlerim sunum yapmayı da öğrenmeli". Çok şey bilmem ama... sunumlar hakkında birkaç şey vardır ezberimde. Bu sabah toplandık, Doğu Roma'ya gittik, Veni, vidi, vici dedik, sonra döndük, New York'ta bir gökdelen inşa ettik. Birinin ikna kabiliyetini aldık, diğerine vurduk. Çok şey konuştuk ama aklımızda çok şey kalmasın istedik. Çünkü iyi sunumlar öyledir, bitince çok şey bırakmaz arkasında. 3 şey bırakır aslında.

Sıradan bir sabahtı katılanlar için. Benim için sıradışı oldu. Biraz gurur, biraz utanç. Şarkısı bile var : "Leaving me with mixed feelings" Öğrenmeye hazır ve istekli bu kadar çok insan, 2 kat altında çalışıyor ve Eser kapına dayanmasa farkında bile değilsin. Açık bir itiraf olsun burnumun ucunu göremeyişim ve söz olsun bundan sonra daha erişilebilir oluşum.

Sabahki cemaatten bu yazıyı okuyanların ise aklında 3 şey kalsın isterim : İyi ki varsınız. Sizinle gurur duyuyorum ve Yükselin.

 

 

TED.COM - bilmiyorsanız bilmelisiniz. Biliyorsanız, Elif Shafak yazıp bulmalısınız - seyretmelisiniz.

Bir insan bunu nasıl yapar? 20 dakikanın içine babaannesinin dualarını, ters asılmış aynaların sırrını, Arizona'yı ve Topkapı Sarayı'nı nasıl da bir sihirbaz gibi blend eder? "Aşk" zaten güzeldi, dinledikten sonra hayranlık verici oldu.

Elif Şafak, kırmızı bir dairenin etrafında dönerek konuştu, hayatımızdan çıkartmak istediğimiz ne varsa etrafına bir daire çizmemiz gerek dedi. Bunu da babaannesinden öğrenmiş. Yaşlı ve güzel kadın, komşuların tüm dertlerini işte böyle çözermiş.

Şems Tebrizi'ye dokunmadan da edemedi. İyki de edemedi. Sabırsızlanıyordum, bir kez daha söyledi. (Hani ilk tanıştıklarında tüm kitaplarını alıp suyun içine fırlatmıştı ya, o bilge sözcükler mürekkep olup suyun içinde erimişti ya - hani böyle yapmasaydı hep eskilerin hikayesi olacaktı ya - işte onu söyledi)

...ama bu blog sayfasını açıp, şu dağınık cümleleri biraraya getirmeme sebep olan şeyi, en sonunda söyledi. Dedi ki : Biz okullarda bile öğrencilere "yaz bakalım bildiklerini" diyoruz. Oysa "yazmalılar, sadece hissettiklerini..."

Bir Tarantino filmi gibiydi konuşması. En son cümlesini, ortalarda bir yerde söyledi : "Hikayemin kahramanının bir kaç sayfa sonra ne yapacağını bilmiyor oluşumu seviyorum" dedi.

 

 

ALIŞVERİŞ

Etiketler : Alp Üstüngör zen alışveriş Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 1 Yorum
20
Jul


Bir Zen ustasıyla tanıştım.

Küçük bir alışverişimiz oldu.

Bir fotoğrafını çektim.

Sonra bana fotoğraf çekmeyi öğretti.

O'nunki onda kaldı.

Benimki bende.

 

 

 

 

 

Kimse duymasın istersiniz. Bu yüzden ilan filan vermezsiniz. Hatta rakiplerinizi de ürkütmemek için isminizi bile kullanmazsınız. Üst düzey bir insan kaynağına ihtiyacınız vardır. Kime gidersiniz ? Bir kelle avcısına tabi ki...

Onlardan birini tanıyorum. Çalışma stillerini sürekli değiştirirler ama her zaman farklıdırlar, her zaman şaşırtırlar.

Eğer siz de günün birinde sessizce bir görüşmeye çağırılırsanız, karşınıza çıkabilecek sorulardan birini ödünç aldım, işte buyrun : "...Bu hayatta sahip olabileceğiniz en önemli şey nedir...?" şimdi de bir kopya : cevabınızın hiç önemi yok. Ama sizi dikkatle seyreden bir çift göz şunlara bakıyor olacak : Gözlerinizde bir pırıltı oluştu mu? Gülümsediniz mi? Hayatta önemsediğiniz bir şey olduğunu hissettirdiniz mi? Bunlardan herhangi birini beceremediyseniz, o işi unutun. Cevabınızın ne olduğu hiç önemli değil. Siz hayatta hiç bir şeyi yeteri kadar önemsemiyorsunuz ve işte bu yüzden bu iş için uygun değilsiniz. (Ama bunları yaptıysanız, cevabınız "köpeğim" ya da "ekose eteğim" olabilir. Hiç önemli değil, ilk round'u başarıyla geçtiniz.

Bunu gülümseyerek dinlemiştim. Sonra da bu tuzak soruyu ciddiye alıp düşündüm. Tam o sırada Gül aradı. O benim danışmanım, arkadaşım, uçak yolculuklarında hırsızlıkla suçladığımdır :)

Konuştuk, şımardık, kapattık. Sonra oturdum bunu yazdım. Çünkü bu hayatta sahip olabileceğim en önemli şey, (ve bunu söylerken gözlerimde pırıltılı bir gülümseme var) dostlarımdır.

Bazen günlerce, aylarca görüşmeyiz. Tek bir telefon bile yok. Herkes kendi yolunda. (yo. Aslında hayır. Asla öyle değil :) Günlerce, aylarca görüşmesek bile, tek bir telefon etmesek bile, özlemeyiz, gücenmeyiz, sitem etmeyiz biz.

Insanın "bu hayatta" önemsediği bir şey olması ne kadar güzel.

 

 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar