ŞAM FISTIĞI...

Etiketler : şam fıstığı, Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 2 Yorum
5
Sep

Sabahın erken saatleriydi. Gri bir pazar sabahı. çarşaf gibi bir deniz, birkaç uyumlu yelkenli. Huzurlu ve sessiz. Şehir henüz uyanmamış.

Yaşlı ve keskin bakışlı adam karşıma oturdu. Elinde bir avuç şam fıstığı. Bir tanesini kolayca kabuğundan ayırdı. Ama zarını soyarken çok yavaş, dikkatli ve titizdi.

"...Kabuğunu herkes kolayca ayıklar ama şu ince zarını, içindeki özüne zarar vermeden ayıklayanını bulmak zordur evlat..." dedi. Birden dikkatimi topladığımı fark ettim. Devamını merak ettim. "...Tasavvuftan biraz nasibini alan, kabuğa bakar bakmaz içinde lezzetli bir şey olduğunu anlar. Ama özündekine erişmen için kabuğu kırman yetmez. Şu ince zarı, içerdekini zayi etmeden, şeklini bozmadan, hiç leke bırakmadan ayıklamalısın ki lezzetine varasın..."

Bir küçük şam fıstığına bakıp böylesine derinlere inebilmek için, ille de 80 yaşında mı olmak lazım acaba ?

 

On first of September, His highness - Prince of Malaysia - Raja Ashman Shah has honoured our agency. We thank him for this unexpected and overwhelming gesture.

Our sports marketing team did not of course miss this opportunity and presented him with signed vest of Fenerbahce FC.

ÇANAKKALE...

Etiketler : çanakkale 30 ağustos Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
30
Aug

Çanakkale savaşı, tarihe "centilmence savaşılan en son savaş" diye geçmiştir. Olağanüstü şartlarda inançlarına ve karşı tarafın inançlarına ölesiye saygılı 2 benzersiz taraf.

Savaşın en hararetli günlerinden birinde, bir Yeni Zelenda gazetesinin manşeti :

"...Türkler hastanelerimize ateş etmiyor ve zehirli gaz kullanmıyorlar. Mertçe savaşıyorlar ve şüphe yok ki sonuna kadar böyle savaşacaklar..."

ve 10 Mayıs 1915 tarihli bir Zelenda askerinin günlüğündeki not :

"...çok yorgunum. yağmur bardaktan boşanırçasına yağıyor. Çamur yığını içinde ölü gibiyim. İyice çamura batmamak için ölülerin üzerinde oturuyorum. Ama şimdi gidip Türk askerlerini gömmeliyiz. Tıpkı onların bizim askerlerimize yaptıkları gibi..."

bir de, sınıra teçhizat almak için gittiği lastik atölyesinin sahibi, karşılığında para isteyince, bir kağıt parçasının üzerine bir not yazan yüzbaşı'nın hikayesi geldi aklıma. Şöyle yazmış senedin üzerine :

"...Bedeli, şehit kanlarıyla ödenecektir..."

Bu özel günleri pas geçmek gelmiyor içimden. Modern dünyaların plastik gerçeklikleri içerisinde kaybolmak bu kadar kolayken, arada bir hatırlamak lazım. Bu ülke birkaç saniye önce kurtarıldı. Büyük fedakarlıklarla, dürüstlükle ve insanlıkla.

Hatırlamak lazım.

NEFES ALMAYA BAŞLAMAK...

Etiketler : nefes alma teknikleri Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
26
Aug

 

biri size dokunur, nefes almaya başlarsınız. O hayatınıza girmeden önce de "hareket" ve "rüzgar" vardır ama başka bir şeydir şimdikisi.

O dokunuş olmasa fark edemezsiniz, güzel bir hayat yaşadığınıza inandırırsınız kendinizi. Herşey yerli yerindedir. arkadaşlar, sohbetler, akşam yemekleri, tropik tatiller... O dokunuş olmasa, böyledir dersiniz, hayatım yerli yerindedir.

Siz izin vermezseniz dokunamaz kimse size. ama izin vermemek elinizde midir her zaman ? İçeride, derin beyazlarda bir sinyal yola çıkmıştır artık. Dokunan da bu sinyalle sizi bulur zaten. Siz uzak dursanız, hatta çok dikkatli olsanız, duvarlarınızı sımsıkı örseniz fayda etmez. O sizi bulur.

Size böylesine dokunan biri, yıllar önce dokunmuş olamaz. O size şimdi dokunur. geçmişi geleceği yoktur böylesi kimyanın.

Komada yıllarca kalmış bir hasta gibisinizdir ama herşey yolunda zannedersiniz. Bu en kötüsüdür ama biri size dokunmazsa... çok geç olana kadar herşey yolunda zannedersiniz. Yıllarca komada olan bir hasta nasıl olur da birden nefes almaya başlar bilir misiniz ?

Biri o'na dokunur.

 

 

 

Görmemiş olabilirsiniz. Izmir'li bir dostumuzun özel koleksiyonundan. Yanılmıyorsam Fissenger'in Haziran ayı tetkikinden hemen sonra. Yatak ve şezlong istirahatinin zaruri kılındığı Haziran 38 günlerinden...

Bu kişisel bir yorum biliyorum ama gözlerinde yorgunlukla beraber derin bir hayal kırıklığı. Oysa hala yapacak ne çok şey var.

At sırtında kat edilmiş 8000 km yol. dinlenmeye vakit yok. durup da ters giden şeylere hayıflanmak yok. korkuya hiç yer yok.

Rütbelerini söküp atmış, sadece düşmana karşı değil dünyaya karşı kendini yalnız bırakmış ama yatılı bir koğuşta kurduğu ölümsüz bir düşü çok hızlı tamamlamış. Bu yüzden de artık yaşlanmış.

Keşke... diyesi geliyor insanın. Keşke bu kadar hızlı yapmasaydı. Biraz yavaşlasaydı, bu kadar iyi, bu kadar inatçı olmasaydı, bu kadar benzersiz, kimsenin erişemeyeceği kadar geniş ufuklu olmasaydı. Özgür Türkiye düşü gerçek olmadan asla ölmeyecekti ya, o zaman daha uzun yaşardı. Bu resim bu kadar hüzünlü olmazdı, bir yerlerde at üstünde, uzakları seyrediyor olurdu.

Ben spor'a düşkünümdür ya, Kurtdereli'ye yazdığı bir mektupla bitireyim :

"...Kurt Dereli Mehmet Pehlivan,

Seni, cihanda büyük ün almış bir Türk pehlivanı tanıdım.

Parlak muvakkatiyetlerinin sırrını şu sözlerle izah ettiğini de öğrendim;

"Ben her güreşte arkamda Türk milletinin bulunduğunu ve millet şerefini düşünürüm"

Dediğini en az yaptıkların kadar beğendim. Onun için senin bu değerli sözünü, Türk sporcularına bir meslek düsturu olarak kaydediyorum. Bununla, senden ve sözlerinden ne kadar çok memnun olduğumu anlarsın..."

Gazi M. Kemal

 

IF...

Etiketler : what happens now Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 3 Yorum
19
Aug

"What happens if nothing happens ?"

 

 

 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<May 2021>
SMTWTFS
2526272829301
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
303112345
Bağlantılar