Firavun

Etiketler : firavun Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
13
Aug

Musa Peygamber, ellerini açtı ve sitem etti;

"Ya Rab" dedi. Firavun 40 yıldır başımızda. Kasıp kavuruyor buraları. Hala kurtarmadın bizi o'ndan"

"Ya Musa" dedi Rab. "Severim Ben Firavun'u..."

 

Boş bir salondu. Biraz hırpalanmış tek bir sandalye dışında her şey çok düzenli görünüyordu. Sandalye'ye baktım, aklıma o geldi. Sanki bir kaç dakika önce buradaydı.

Akşam oldu, telefonum çaldı. Hastane'deydi. Ömer Taşer hoca'yı bekliyordu. Birazdan ameliyata alınacaktı.

"Sabah aklıma geldin" demeye çalıştım. Susturdu beni. "Kalbini yeteri kadar açmıyorsun" dedi. "Yoksa birbirimizi aramaya bile gerek kalmazdı."

Haklıydı.

Ölüdeniz'e gittim. Otelin huzurlu bir köşesinden Kelebek vadisi'ne bakıyordum. Oturduğum yerden vadi ne kadar yüksek görünüyordu. Bir araba kiralamıştım. Kalktım. Bindim. Gittim.

İki arabanın karşılaştığı dönemeçler beni her virajda uçurumla burun buruna getiriyordu. Yükseldikçe yalnızlaştım. Nefes kesen bir manzara karşıladı beni. Temmuz sicağında serin bir esinti. Faraya adında bir köy, tek tük, küçücük evler, gözleme yapan 2 kadın, 15 yaşında yakışıklı bir çocuk...

Kalbimi açtığımda ne kadar da yükseklere uçurdu beni. Bulunduğum yerden otel hiç görünmüyordu.

CITIUS - ALTIUS - FORTIUS.

Etiketler : citius altius fortius Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
23
Jul

 

Sabahları koşarım. Tembellik yapmak isterim ama koşarım. Bir kaç dakika daha beyaz çarşafların tadını çıkarmak isterim ama çıkarmam, koşarım. Sonra sırıksıklam vücudum buz gibi suyla buluşur. Bazen 5'te, bazen 9'da ama her zaman suyun altında fark ederim nefes aldığımı. Bu, ilk an'dır benim için. Dün'e ait her şeyin akıp gittiği ilk an. Alışkanlık oldu biraz - sanki bedenimi gün'e hazırlamak için ona adamakıllı bir jump start vermeliyim.

Spor bu yüzden büyüleyicidir benim için. Felsefesi vardır. Ciddiye alınmalıdır. O'nunlayken başkasıyla flört etmem ben. Bir board'un üzerindeyken... herşeyim onun üzerindedir. Bir tenis raketi varken elimde, dizler tam da bükülmesi gerektiği kadar bükülür, gözler o sarı toptan başkasını görmez.

Koşarken kulaklarınızda bir şarkı varsa mesela, dikkat edin, adımlarınız notalara uyumludur. Bin kere dinlediğiniz şarkının sözleri bile, muhtemeldir, ilk kez siz koşarken anlam bulur. Spor, işte bunu yapar. Yarım yamalak değil kocaman yaşatır an'ı.

...ama üzülürüm bir maç yarıda kesilip insanlar sahaya indiklerinde. Üzülürüm spor'un ruhu bir kenara bırakılıp "kazanma hırsı" yanlış tercüme edildiğinde. Spor, sportmenlerin elinde değil de paranın elinde şekillenip özünü kaybettiğinde... üzülürüm. 

Oysa spor, su gibidir benim için. Onunlayken fark ederim nefes aldığımı. Bir maçı taraf tutmadan seyredebilirim ben. Güzel olanı, iyi olanı, hak edeni alkışlayabilirim. 

Alkışlayamadığım şeyler var son zamanlarda. Ama hak edeni, benim renklerim olmasa dahi alkışlayabilirim.

 

98 yılının son günleriydi. Park Şamdan'da buluştuk. Hulusi Belgü'nün ricası üzerine, ayak üstü konuşmuş, Fenerbahçe'ye başkan olma hayalleri kuran bu adamı dikkatsizce dinlemiştim. Böyle bir iş için hiç de hevesli değildim. Lakin Belgü'ye karşı zaafım vardı. "Hayır" demek istemediğim bir kaç kişi olsun isterdim hayatımda. O bunlardan biriydi.

Defalarca sayılacak oylardan sonra sonuç değişmeyecek ve bu adam 1 tek oy farkla da olsa "Bir gün herkesin fenerbahçeli olacağına" inandıracaktı hepimizi. Başkan seçildi. Seçimlerden sonra, bir kaç nezaket görüşmesi ve "Fenerium" dışında ilişkimiz olmadı. 2.5 sene sonra yeni seçimlerde yeniden aday olacağını, gene Belgü'nün aracılığıyla gelen bir telefon sayesinde öğrendim.

Daha kolay bir seçim oldu. Sonrasında gene aylarca süren bir sessizlik... Bizim işimizin bir kuralı vardır. Müşterin seni aramazsa, sen onu aramazsın. O beni aramadı. Ben de o'nu.

Bir ofisim Nişantaşı'ndaydı. Teşvikiye camii'nde bir cenaze namazında tekrar karşılaştık. Kameralar vardı. Uzak durmak istedim. Kalabalığı yardı, kolumdan tuttu. "Neden hiç uğramıyorsun?" dedi. Bana ihtiyacı yoktu ve bunu o'na söyledim.

Yakın dostum ve o zamanlar müşterim Seza Babaoğlu, HP'nin Barcelona için gerçekleştirdiği br projeden bahsetti. Aldım, O'na gittim. İyi olanı bir bakışta tanırdı. Telefonu çevirdi, beni Ece ile tanıştırdı. Ece'yle hiç bitmeyecek dostluğum işte o gün başladı.

... Yıllar yılları takip etti. 2 sene önce gene seçimler vardı. Bu defa beni Ali Koç'a emanet etti. 10+3 adını verdiğimiz ve artık "tamam" diyeceğimiz o son seçim kampanyasını hazırladık.

Dürüsttü. Söz verdi mi mutlaka yerine getirirdi. Bir akşam üzeri elinde Elif Şafak'ın pembe kaplı "Aşk" kitabı, koltuğunda dalıp gitmişti. Yanımıza geldiğinde bizi Konya'ya, Şeb-i Aruz'a götürmek istedi. Mavi kravatı vardı ve uzaklardan bakan yorgun gözleri.

3 yıl üstüste şampiyon olacaktı. Ama olamadı !

Trabzon maçı bitti. Biz ikinci olduk. Ben "bırak artık" dedim. O bana kızdı. Benimle konuşmak istemedi. Aslında görmek dahi istemedi. Neyse ki ben bir Zen tapınağının mütevazi öğrencisiyim. Birisi bana kızdı diye ben de ona kızamam. Artık o'nu uzaktan sevmeliydim.

Bir sabah herkesden önce kalktım. Koşu bandının üzerine çıktım, gözüm ekrandaki "son dakika" haberine takıldı. Koşarken okudum ve koskoca bir stadın bomboş koltuklarının arasında buldum kendimi. Bir kaç koltuk uzakta oturan başkanımı seyrederken...

"Keşke" hiç kullanmadığım bir kelimedir. Ama dalgınlığıma geldi ve ağzımdan çıkıverdi.

 

 

 

 

http://bit.ly/muI5KV

Sinan söyleyince bakmak lazım, öyle baştan savma değil, adam gibi okumak lazım. Hiç tanımadığım biri kelimeleriyle dokununca sabahıma, izin isteyip buralara taşımak lazım.

Tamamını okuyun derim. Ama önce, aşağıda kopyaladığım teaser'ını okuyun Melis'in.

...

Bu dünya zor, ülke zor, iş yaşamı zor, hayat zor, trafik zor, şehir zor, aşk zor, şu zor bu zor, hava da zor.. tahmini de zor.. :)

“Tum bu zorluklara ragmen, ne coskusu Melis?” diyenler, tum bunlari bi anda unutturacak o formülü uygulamadıkları her an ne çok şey kaçırdıklarını bilseler keşke…

Drama varsa menüde, eğlence olmalı tatlı kapanışı ki, memnun olsun hem ağırlanan, hem de ağırlayan..

Ilk ya da en son olmadı olmasın hiç bir konserim, maçım, sergim, festivalim ya da etkinliğim, hep olsun, her gün olsun.. olsun ki, benimle aynı coşkuya sahip arkadaşlarımla daha çok biraraya gelebileyim, iyi şeylerin de etrafımızda olduğunu hissederek umudumu yitirmeyeyim..

Yine yeniden her gün yenlleyerek guzel anlari, anıları...

...

Her gün karşımıza çıkan "yok olan dünya" ve "biten enerji" haberleri gözümüzün içine baka baka bizi hipnotize etmeye çalışırken, hayat dolu birini keşfetmek ne güzel.

Bahçedeydik. Ağacın altında. Çimlerin üzerine küçük bir masa attık. Üzerine bir kaç dilim karpuz, biraz beyaz peynir. Sıcacık da bir gülümseme. Özlem vardı. Sou vardı. Eser vardı.

Onları masada bıraktım. Gittim. Yokuşu tırmandım. Yıldız'daydım. Tepe'de. Asırlık ağaçların arasında.

Fark etmediler. Hala ordayım sandılar. Masanın bir ucunda. Konuşan, dinleyen, sorular soran gölgemi ben sandılar. Oysa Süreyya makamında'ydım. Yeniden doğmak için.

Yolculuk, kendi söylediğim bir cümleyle başladı. Dedim ki : "Kaybolduğumu fark ettiğimde, ben kayboldum derim." Kaybolmuştum. Fark ettim. "Ben kayboldum" dedim.

Yolculuk kaçınılmazdı. Her şey göz açıp kapayıncaya kadar sürdü. Hiç geri dönmeyecekmişim sandım.

Derin bir nefes almam söylendi ve dünya, gözlerimin önünde yeniden yaratıldı. Her nefeste yeniden. Sanki her şey aynıydı ama herşey yok edilip, yeniden yaratılmıştı. Gemi, deniz ve adalar aynı bir nefes öncesindeki gibiydi. Ama aslında değildi. Dalgaların yeri değişmiş, adalar bir milim sağa kaymış, gemi yol almış, üzerinde kuşlar uçuşuyordu. Herşey yerle bir edilmiş ve daha güzeliyle yer değiştirmişti.

Bir nefes daha aldım. Bahçeme geri döndüm. Sou'nun babası yok edilmiş, yerine yenisi yaratılmıştı. Çok daha güzeli.

...Ama bunu o'na söyleyemedim.

 

 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<February 2012>
SMTWTFS
2930311234
567891011
12131415161718
19202122232425
26272829123
45678910
Bağlantılar