TNXXX

Etiketler : inspired Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 1 Yorum
30
Dec

Aralık'tı. Mest'e gittik, yemek yedik. Altunizade'ye geri döndük. Ev sahibi surat yaptı. Emlakçı Bülent'i aradı. Ordan çıktık, buraya geldik. köprüde biraz bekledik ama biz burayı sevdik.

Alt kata indik. Bilardo masasını getirttik, kurduk, yerleştirdik, yerini değiştirdik sonra söktük, attık, depoya gönderdik.

Biraz büyüdük. Yer kalmadı. Marangoz geldi. kesti, biçti, kurdu, söktü. Bahçıvan geldi - ortancalar dikti, çimleri söktü.

Coşkun'un çocuğu da Kaan'ın göbeği de büyüdü.

Mini etekli bir kadın geldi. Cüneyt'in odasına girdi. Kapıyı kapattı, gerisi dedikodu...

Gözde evlendi. Biz ona altın taktık, o koluna serum...

Çok şey oldu, az şey konuşuldu. Masamın üzerinde kitaplar vardı. Yere fırlatıldı. Sabah oldu. Erman Hatice'yi aldı, çay içmeye götürdü. Ben bir odada bir kızla yalnız kaldım. O'nu öptüm. Çabuk unutuldu.

Ben Elif'e 100 hediye verdim. Elif bana bir hediye verdi. Gözlerim doldu.Bütün bunlar bir anda geliverdi. Öyle çok şey var ki, burda durmalı. Teşekkür etmeli ve asla unutmamalı.

çünkü böyle geçti bütün bir yıl. Coşkuyla, tutkuyla, vaz gecilmez bir dostlukla.

Teşekkür ederim hepinize. bu... mükemmel bir yıldı :)

 

Bir facebook projesi üzerinde çalışıyorum. Bu yüzden "log in" olabilmeyi unutmamak için ara sıra saat bile kuruyorum.

...Çünkü bir şeyler yazmak lazım hayatta kalmak için. Birilerine bulaşmak, yorum yapmak, bazen de sataşsınlar diye açık vermek lazım. Ama bütün bunları "script" üzerine yapmak lazım. Öylesine başıboş dolaşmak, hala oynaması zor bir rol.

Geniş bir hedef kitlem var bu sanal alemde. Çok fazla arkadaşım da yok aslında. Ama olanlar öylesine dağılmış ki uçlara, ortalara, sağlara ve sollara, takip etmek hem eğlenceli, hem öğretici.

Bir konu var mesela - şu üniversitedeki yumurta hikayesi (Radikal gazetesinin başlığı ile "Rafadan demokrasi" haberi) ben uyurken arabamı kullanan dostum; almış bir tarafından, paramparça etmiş bürokratları. Derslerime hep geç giren ama hiç gelmemezlik etmeyen bir öğrencim; almış başka bir tarafından, savunmuş sonuna kadar protesto edenleri. Ikon'u Türk bayrağı olan bir akrabam; fena sallamış polislere. Imamı sorarsanız yerle bir etmiş öğrencileri, veryansın etmiş bu küstah saygısızlığa...

Tarafsız bir gözle okudum herkesin yazdıklarını. Hepsini tanırım. Hepsini severim. Öyle olmasa ne işleri var "friends" listemde. Kendi bakış açılarını çok iyi anlatmışlar. Kelimeler güçlü. Tarz etkileyici.

...peki neden tek taraflı ? Dört dostum birden haklı olamaz mı yani ? ille de birini seçmem mi gerek?

...peki neden bu kadar tavizsiz karar verir insan ? neden bu kadar acelecidir ? Buraya nasıl gelindi merak etmez mi hiç ? Haklı ve haksızı etiketlemeden önce bir tur atılmaz mı yakın geçmiş denizinde?

Bilgisizlik olamaz sebebi. Tanırım hepsini. Zeki ve çeviktir her biri.

Öyleyse gerçeğin bir kenarı karanlık mı kalsın istenmiştir bilinç altında ? Yüzleşmemek için. Öğrenmemek için. Kırılgan önyargıları koruyabilmek için.

Gerçeklik pastasının tamamına bir göz atsak, çok mu fazla gelir bize ?

"A few good men" diye bir filmin final sahnesinde, Jack Nicholsan beni gülümseten bir replikle çözülmüştü mahkeme salonunda. Bu yazıyı bitirirken bu meşhur repliği ödünç alayım istedim.

Maybe... just maybe... we can't handle the truth !

 

Ne yalan söyleyeyim, pek sevmezdim tadını. Damak tadım alışkın değildi aşura'ya. Sonra bir adam çıktı televizyona, anlattı içindekileri. Sevmemek mümkün mü şimdi, inandığın herşeyin içinde olduğu, üzeri nar taneli, bu müthiş hikayeyi ?

içinde birbiriyle uyumlu olmadığını var saydığınız en az 10 tad'ı biraraya getiren ve sadece içindekiler itibarıyla dahi, önyargının düşmanı, birlikteliğin, uyumun tadı, dinler arası ayrılıkların yok edicisi bu evrensel sevgili için tam 10 peygamberin dna'sını birleştirdiğini söylerler. 

Belki de yeryüzünde hiç bir yemek tarifinin sahip olmadığı kadar göz kamaştırıcı bir hikayesi var. Sen kime ya da neye inanıyorsan inan, en lezzetli haliyle o'nun içinde var.

(Yeter ki eski halime benzeme. Önyargılı olma.)

SOMETHING TO BELIEVE IN...

Etiketler : something to believe in Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
12
Dec

Ah. Evet. Bildiniz. Tam da tahmin ettiğiniz gibi oldu. Kulağımdaki minik kulaklıkları atkımın arasına gizledim - uçak touch down ederken bile Bon Jovi'yleydim.

Çok severim bu şarkıyı. "In a world that gives you nothing, we need something to believe in..." diye gider. Gerçekten de öyle değil midir : Sana hiç bir şey vermeyen bir hayatı yaşarken, bir şeylere inanmak zorundasın...

Eskidir ama söyledikleri eskimez. Inanacak bir şeyin yoksa, bu hayat geçmek bilmez. Hayatı boşver, şu kısacık gün bile geçmez.

Sabahın 7'sinde kalkarsın, yağmurun altında beklersin, belki de şanslısındır, trafikte beklersin. işe gidersin, 8 saat geçirirsin, belki de şanslısındır, 1 saat bir şeyler üretirsin. yorulmuşsundur, canın sıkılmıştır, eve gitmeden bir yerlere gidersin. daha da çok yorulursun, evine gelirsin. belki de şanslısındır, yatar uyursun. Sabah olur, bil bakalım ne olur ?

Günlük hayatın içindeyken başından geçenleri göremiyorsun. O kadar içindesin ki, hayatı nasıl tükettiğini fark edemiyorsun. Ne zaman başka bir şehre adım atıyorsun, gözlemliyorsun, yansıtıyorsun, farkına varıyorsun.

...ama kısıtlı bir süre için başka bir dünyaya konuk oluyorsun ya, işte o zaman bir hedefin var. yapman gereken bir iş var. tamamlaman gereken bir misyon var.

Odaklanıyorsun. Her detaya önem veriyorsun. Anlamak için daha çok sebebin var. Çünkü inandığın bir şey var.

Olağanüstü bir seyahatten dönerken, pod'umdaki son şarkının sözlerine de aynı özeni gösterdim. Yakın anılarıma döndüm, gördüklerimi yeniden gördüm. Bir kare kaldı aklımda. Ordaydım ama orda değildim. Nikon bile fark etmişti.

İnsan bir an bile inançsız kalmamalı. Inanacak bir şeyi yoksa ne çabuk sıradanlaşır, farkına varmalı. Bazen sessiz bir dua anında, bazen eski bir Bon Jovi şarkısında. Ama her zaman inanacak bir şey bulmalı.

Geçer...

Etiketler : Yahya Efendi Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
8
Dec

Erken bir kahvaltı - adalarda. Sessiz bir bekleyiş - Yahya Efendi'de. Sabah kahvesi - Ömür'ün yanında. Öğle yemeği- masa'da...

Lezzetli bir gündü. Güzel bir hikayeyle akşam oldu :

"...Ustasının yanına gelen öğrenci şöyle der ; Meditasyon'um berbattı. Zihnim boşalmadı. Uykum geldi. Utanç vericiydi. Ustasıysa şöyle der : Geçer !

Bir hafta sonra aynı öğrenci geri gelir; Bu defa harikaydı. Karmaşalardan arındım. Özümle buluştum. Huzurdaydım. Ustasıysa şöyle der : Geçer !

Şuayib Dağıstanlı adında bir bio enerji ustası var.

Usta... Bu sözcüğü demode bulmayın sakın. Uzman demeye benzemez. Usta olmak başka bişey'e benzemez.

Dostum olur. Şifacım olur. Gün gelir yükselen enerjim olur. Ama aynı zamanda taş sanatıyla uğraşır. iyi ve sabırlı bir sanatçıdır.

Düşünce gücünü anlattığı bir kitabı vardır. Bir köşesinde der ki; Gözlerinizi kapatın, vücudunuzun her köşesini serbest bırakın ve iyilik savaşçılarını içeriye davet edin. Bu şifacılar her hücrenizi dolaşssın, temizlesin, iyileştirsin.

Gçen hafta Dubai'deydim. Dünyanın en  büyük alışveriş merkezinde bir tur atarken karşıma dev bir akarsu çıktı. Şuayib geldi aklıma. Döndüm sırtımı, izin verdim iyilik savaşçılarına.Bir de resmini çektim. Şuayib görsün diye :)

 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar