BLUE BREATH

Etiketler : blue breath Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
23
Jan

"...Bir solukta yazmalısın" demişti. "Geriye dönüp bakmamalısın. Güzel mi çirkin mi düşünmemelisin. Okuyup da vaz geçmemelisin. Virgülüne bile dokunmamalısın. Dekore etme sevdalısı olmamalısın..."

Ha'di deneyelim. Bir solukta dökülenleri, eğriliğine büğrülüğüne bakmadan post edelim. Dönüp de dekore etmeyelim...

Masmavi. Ama iki yanında, biraz koyu, biraz açık; Gri ! Hatta uzaklarda bir yerde, altın sarısı bir bulutun üzerinde, şahane bir koyu mavi. İşte böyle bir sabaha uyandım. Çıktım. Gittim. Gördüm. Geri geldim.

Aklımda kalan pembe eşofmanlı orta yaşlı bir kadın oldu. Kulaklarında walkman, bir kaç zarif kelime ve disiplinli bir tebessüm. Yürüyüşe çıkıyordu. Şehrin uyuduğu bir saatte, kendiyle başbaşa. Belli ki sade bir yürüyüş değil bu. Kendini keşfetme seferi. Üstelik ilk defa çıkılmadığı da besbelli.

Bir de yaşlı bir adam. Kendini saklamak için büyük bir sessizlik içinde. Parmağında yeşil taşlı bir yüzük. Gözlerinde derin bir sır. Başını kaldırıp tebessüm etmese, fark edilesi bir adam değil. Sıradan kıyafetler, sıradışı gözler.

Ajansımda yeni misafirlerim var bu aralar. (Buraya nasıl geldin yukarı paragraftan demeyin sakın. Hatırlayın. Bir solukta dökülesi kelimeler bunlar. Tamamı saçmalık olabilir yani :) Misafirlerimden biri, henüz bir günlükken, bir elmas keşfetmiş iç dünyasından. Şu maviliğe gidiyor aklım. hemen yanındaki gri bulutun içindeydi herhalde. Oradan çıkarmış olmalı diyorum gülümseyerek.

Bir kedi çıkıyor önüme, kucağıma alıyorum. 3 adam kahvaltı ediyor sokağın ortasında. uzaktan bakıyorum. Yolu kapamışlar, Kadıköy'e iniyorum. Jenny beğenmiş, daha az yeyip, dua edip sevmemi. Hepsinin bir anlamı var. Belli ki mavi'nin içinde saklı. Hem de her biri...

Oldu olacak, tam yapayım şu işi. Bir de resim bulayım bu laf dinlemiş yazıma. "Bir Mavi'yle bir Soluk" nasıl resmedilmişse google'ın sayfalarında, merak etmeyeyim uydu mu, uymadı mı diye...

TEŞEKKÜR YAZISI

Etiketler : marcus annius verus Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
20
Jan

"...Dedem Marcus Annius Verus'tan, öfkeme hükmetmeyi öğrendim." diye başlar, en sevdiğim kitaplardan biri. Uzun uzun anlatır Roma'nın en saygın imparatoru, sahip olduğu erdemleri kimlere borçlu olduğunu.

İmrenmiş olmalıyım. Vaz geçirmeye çalıştım kendimi, lakin yenik düştüm ihtiraslarıma. Yazmak istiyorum. Ben Marcus Aurelius değilim ama öğreticilerim de daha az değerli değildir Catulus'tan. Bu böyledir şüphesiz.

...

Efendi Eyüb'e : Bana kalbimin sesini ilk kez duyuran olduğu için...

Efendi Aziz'e : Bir akarsuyun, kavuşacağı okyanusu daima bildiğini ve önüne çıkan küçük çakıl taşlarıyla vakit kaybedemeyeceğini söylediği için...

Efendi Nazım'a : Bilmiyorum dediğimde "bileceksin" dediği için. Yolumu kaybetmeye her yaklaştığımda kendi pusulasını bana verdiği için. İmkansız dediklerini çocuk oyuncağı gibi gösterdiği için. Doğru olanı söylemenin, o an içinde bulunduğun keyif ve rehavete ters düşse bile bir an bile düşünmeden söylenmesi gerektiğini ezberlettiği ve bunu, önce kendi yaptığı için. Parayla satın alınamaz bir disiplin ve dürüstlük için...

Efendi Elio'ya : Şartlar ne olursa olsun, hayatımda asla yalana yer olmadığını hatırlattığı için...

Efendi Tsu'ya: Hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığını çünkü herşeyin mükemmel olduğunu söylediği için...

...ve Hanımefendim Deniz'e : Dinlemeyi ve anlatmayı bildiği için, yükseldiği ve yükselttiği için. Önyargılarından arınmış ruhunu her renge taşıyabildiği için.

teşekkür ederim.

 

Rosa Parks

Etiketler : rosa parks Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
13
Jan

(rosa parks - 1956 / beraat kararından hemen sonra)

Çok soğuk bir gündü. Otobüs durağa yanaştığında koltukların çoğu boştu. Rosa, arka koltuklardan birine oturdu. Bir kaç durak sonra her yer doldu. Yeni binen yolculardan biri Rosa'nın yanına geldi ve kalkmasını istedi. Çünkü o bir beyaz'dı, Rosa ise siyah...

Rosa yerinden kalkmadı. Polis o'nu tutukladı. Birleşik Devletler yasası açıktı. "Bir otobüste siyahlar arkaya oturur ve bir beyaz bindiğinde boş koltuk yoksa yerini verir." Suçunun savunulacak bir tarafı yoktu. Tartaklanarak, sürüklenerek götürüldü.

Bu müthiş cesaretine rağmen Rosa'nın ismi, 1955'ten bu yana çoktan unutulurdu (eğer Dr. Martin Luther King olmasaydı)

...

Bugün "Apollo stüdyoları" ile ilgili bir şey geçti elime. Ella Fitzgerald'ın ilk sahnesini seyrettim. Jacksons, Robinson ve nihayet Obama'nın şu meşhur seslenişi...

Ve düşündüm; dünyanın yeni liderini kimin düşlediğini bir kez daha düşündüm. Evet doğru. Doktor "I have a dream..." diye başlayan o akıllardan çıkmayan konuşmasında Obama'ya seçimi taa o günlerde kazandırmıştı ama...

Gerçek dreamer... Rosa Parks'tı.

 




Prof. D'anna'yla yıllar önce bir konferans'ın açılış konuşması vesilesiyle tanıştık. Biraraya geldiğimizde o kadar çok konuşurduk ki, saatleri hınzırca tüketirdik. Nelerden mi konuşurduk ? Geçmişten ya da gelecekten değil tabi ki. Ama önümüze çıkan herşeyden...

Yaklaşık 2 yıl önce bir şey oldu profesör'e. "Türkiye için bir düş kurdum" dedi. Adını da "Visionary Leaders for Turkey" koydu. O günden sonra biz ne zaman biraraya gelsek, sadece bundan konuşur oldu. Gittiği her yerde hararetle bu düşü anlatır oldu.

(3 ay önce, Celal Aras Vakfı, ilk yolculuğa sponsor oldu.)

Stefano, 10 hafta sürecek bir eğitim programı için "open minds" avına çıktı, bir çok görüşmesini yan odamda yaptığı 500'e yakın genç insanla günlerce, haftalarca konuştu. Aralarından 42 tanesini seçti ve Floransa'ya götürdü. Zamana tutsak olmayan, draması, culinary'si, pazarlaması ve felsefesi olan bir tünelin içine soktu.

Bu yeni nesil indigoların, dün gece Ritz Carlton'da sertifika törenleri vardı. Yola çıkmadan önce de görmüştüm onları, ilk görüşmelere geldiklerinde de... Dün gece'nin farkı; yüzlerindeydi.

Zarif bir tebessüm yerleşmiş aura'larına. Bir sunum yaptılar. Rahat ve stresten uzak... Bir ara dolaştım salonun bir ucundan diğerine. Oturuşlarına, dinleyişlerine, birbirleriyle olan interaksiyonlarına baktım. Giydiklerine, aksesuarlarına, pantolonlarının paça boylarına, ayakkabılarının topuklarına. (Detaylar önemlidir bilirsiniz :)

Teknoloji, kısa bir süreliğine öğrendiklerini test etti ama, onlar bozulmadılar. O zarif tebessüm herşeyin üstesinden gelmeyi bildi. Sanki hücrelerinden endişe mikropları alınmış, yerine self esteem tohumu ekilmişti.

Dün öğrendim ki bu pilot program, şimdi evrensel bir yolculuğa çıkıyor. Bir Yunan şirketi olan Temenos'un sahibi George Koukis, öylesine etkilenmiş ki ilk programın meyvelerinden, dün gece Istanbul'a uçtu ve mezuniyet törenine katıldı. Nisan ayında projeyi Atina'ya taşıyor.

Saygısızlık olur doğrusu - bir paragraf açmazsam bu önemli adama; Hiç bir şeyi yokken, büyük bir imparatorluk kurdu Koukis. Üstelik etik değerlerden vaz geçmeden, ticari hedeflerini koyarken de maximus'tan azıyla yetinmeyen, sağlam bir imparatorluk... Yunan pasaportu taşımasaydı belki de Türk olurdu. O kadar benziyor hararetli tarzı.

Yeter dün gece hakkındakiler. İşin doğrusu çok bile konuştuk geçmişten ve yok olandan. Asıl söylemek istediğime gelmeli sıra :

Il Bottaccio mutfağına giren, bir yemek nasıl hazırlanır öğrenmiştir mutlaka. İş dünyasına da hazırdır umarım. Bu blog yazısı aracılığıyla (ve bu fotoğrafları bana ulaştıran sevgili Gonca'nın da yardımıyla) seslenmek istiyorum dün gecenin mezunlarına:

Aranızda marka ve iletişim danışmanı olmayı düşleyen birileri varsa eğer... Redcell, kapılarını aralamaya hazır. Sürprizlerle dolu bir interview gözünüzü korkutmazsa tabi :)

contact : alp@redcellonline.com

 

γνῶθι σεαυτόν

Etiketler : know thyself Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
4
Jan

Aman Tanrım" demiştim. 8 yaşam koç'u !

Ajansa gelecekler ve biz herhangi bir konuda mutabık kalacağız öyle mi? İmkansız" demiştim. Bu iş olmaz".

Bugün geldiler. Hanımefendiler ve Beyefendiler'di. Birbirlerini tamamlayan eşsiz ruhlardı. Kimsenin kimsenin sözünü kesmediği geniş bir odaya geçtik birlikte. Academia'nın yüksek sütunlu avlusuna. Dinlediler, anlattılar, öğrettiler.

Öylesine nazik, öylesine özgürdü ki kelimeleri, inandırıcıydılar, geleceği yazdılar.

Eylül ayına götürdüler beni. Seyrettim bu insanları arka koltuklardan birinde. Sessizdim. Becerikli bir observer gibi.

...

Elimden gelen ne varsa onlarındır. İlk inananlarındanım.

...Ve biliyorum ki bir Kral doğdu bu gece. Ayrıldıklarında ışıl ışıl'dı odamın içi.

 

Klişe !

Etiketler : kuzguncuk börekçisi, wise men Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
2
Jan

Klişe!

Uyarmadı demeyin. Klişe bir yazı bekliyor sizi.

Yeni yılda bir şeyler değişti" gibisinden olacak. Hani şu pazar ilavelerinde okuduğunuz astrolojiyle karışmış iyilik temennileri var ya... onlar gibi bir şey olacak. Haydi. Ne bekliyorsunuz ? Siz de yapabilirsiniz" filan gibi bir şey... (Uyarmadı demeyin)

...

31 aralık gecesi sabaha karşı 3'tü. Çok uykum vardı. Alt komşum çılgın bir parti veriyordu. Karaoke şarkıları, evin içinde koşuşturmalar filan.

1 Ocak sabahı trafik vardı. Yollar kapalıydı. Gitmek istediğim evin yanındaki evi yıkıyorlardı. Üzerime doğru gelen tuğlalar filan.

Gece oldu. Sonra sabah oldu. Uyandığımda değişmişti. Daha güzel bakıyordu. Deniz daha derin, kapıcı daha güler yüzlüydü. Güneş uzun süredir ilk defa benden erken kalkmıştı. Masmaviydi gökyüzü. Neredeyse pesbembe.

Bu kocaman pazar günü'nü heba etmek hiç gelmedi içimden. Biraz yürümeli miydi acaba ? Yoksa sabahlar erken kalkanlarındır deyip inmeli miydi Kuzguncuk börekçisine ? Yoksa şu çok beklediğim senaryo perisi gelmiş olabilir miydi kapıma ? İşte aklımdan geçenler - 7'yi çeyrek geçe'den, çeyrek geçeye kadar.

Giyindim. Uyandırdım. Yetmedi. Başkalarını da uyandırdım. Biliyorum; okurken hayal etmesi zordur, ama bu koca güne var gücümle sarıldım. Gözlerim kapalıydı, yüzümde tebessüm vardı. Hatırladım. Sabaha karşı 3'te "ayrılsak da beraberiz" diye bağıran bir adam vardı. Şarkının sözlerini şimdi anladım.

Taşın üstünde oturan bir kadın vardı. Gözlerinde yaşlar vardı. Eğildim. Kulağına fısıldadım. Neden orada oturduğunu şimdi anladım.

Yol kapalıydı. Çok uzak bir kavşaktan geri dönmek zorunda kaldım. Yürürken tuğlalardan biri ayağımın önüne yuvarlandı. O lacivert kabanlı adam, oraya park etmeme neden izin vermemişti şimdi anladım.

Anladım ki, bugünün gerisinde olan bitenlerin çoğunu "gerçekten de" hiç anlamamışım. Olsun. Bugün kendimi bütün oscarları silip süpürmüş harika bir filmi seyredermiş gibi hissediyorum. An'ın tadını çıkaracağım.

Ah. Evet. Üstelik... bir kararsızlık anı yakalarsa beni, soracağım kendime : What would the wise men do ? (Çünkü söylediler bana - Sihirli soruyu sorana, uzak olur kararsızlık.)

Klişe olacak ama... (söylemiştim ama !) Her şeyin bir sebebi var bu hayatta. An'lamalı çok geç olmadan.

Sevgilerimle... :)

 

 


 


 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar