Romeo ve Juliet.

Sheakspeare'in en ünlü aşk hikayesinde, iki aşık sadece 3 sahnede buluşur. Act 5 - Scene 3 sayılmaz tabi. Juliet henüz uyanmadan, Romeo ölür çünkü.

İlk görüşte aşk'tır onlarınki. Bir kez girdimi insanın içine, çıkmayan türdendir. Görmese olur, duymasa olur, ama birisi andı mı adını... o zaman da hayat durur.

...

"Seviyorum seni" Romeo'nun hediyesidir mesela. "Seni seviyorum" gibi değildir. içinde adanmışlık vardır. Ne bileyim, başkadır işte. "Aşkım" deyip kapris yapmaya benzemez. Karşılık beklemez. Somurtup küsecek vakti yoktur. Aşk varsa, ezip geçer en küçük tatsızlığı. Tavizi yoktur kötü söze...

Bir sürü kırmızı kalp var sokaklarda. Kalabalık sokaklardan geldim. Nereden çıktı bilmem. Oturdum bunları yazdım.

Aşk, güzeldir çünkü. Seviyorum o'nun hakkında yazmayı.



Mısır'da olan bitene bakmamak olur mu ? Beni ilgilendirmez diyenimiz kaldı mı ? Orası Mısır, uzak kalır' diye kendini kandıran, herhangi bir Ortadoğu ülkesi var mıdır artık... ?

Hüsnü Mübarek, tahtından indirildikten saatler sonra, Bahrain hükümeti, halka yardım paketi adı altında bir fon oluşturduğunu açıkladı. Benzeri hazırlıklar Ürdün'de, Yemen'de hatta Suriye'de bile vardır eminim. İnsanın sorası geliyor; Biraz geç kalınmadı mı ?

Mısır haberlerini twitter'dan ve Al Jazera'dan takip edebiliyoruz. Hakkını yemeyelim, biraz da açık radyo'dan... Bir kaç yıl önce gitmiştim Kahire'ye. Serdar Sunay ve Cem Boyner'le birlikteydik. Four Seasons - göbek dansları - saçları kabarık, yaşlı ama şık kadınlar - Versace takım elbiseli, eli purolu, yüksek kahkahalı, neşeli adamlar... Tanıdık bir film benim için. Beyrut, Cidde hatta birazcık da Dubai.

2 haftada bunlar oldu. Eğlenceli bir dünyevi filmin sonu, filmin başını görenleri ters köşeye yatırdı. Bastırılmış duyguların, ertelenmiş düşünce özgürlüklerinin, korkunun ve eksikliklerin yerine konan plastik dünyanın perdeleri, bir anda (hem de aynı anda) kaldırıldı.

...ve nihayet bitti.

...yoksa yeni mi başlıyor ? Bundan sonrası için planı olan var mı ? Çünkü biz sıradan insanlar uyurken, gelecek senaryolarını sıkı sıkıya çalışan insanlar - kurumlar - devletler var. Parametreleri yıllarca işletmiş olanlar, bu olası gelecek için şüphe yok ki sıkı bir "future writing" yapmışlardır.

Halk "gitsin - başka bir şey istemeyiz" diyordu. Gitti. Şimdi başka şeyler isteme zamanı. Ama ne derler bilirsiniz: First come - first served.

Eski bir hikaye vardır, bir kral, hiç durmadan toprağı kazan bir kaç köylü görür. Durur, ne yaptıklarını sorar. Kralı tanımayan köylüler der ki: Eski kralın mezarını arıyoruz. Bu yeni kral bize öyle çektirdi ki, eskisini geri getirmek lazım. Kral atından iner, o da kazmaya başlar. Köylü şaşırır, "sen niye kazıyorsun" der. Kral der ki : Bu yeni halk bana öylesine çektirdi ki, eski halkımı arıyorum"

Bu hikaye "her toplum, hak ettiğiyle yönetilir" demek için anlatılır. Bu sabah herkes Mısır halkına "bravo" demek için yarışıyor. Ama güneş batacak, sonra yeniden doğacak. Sabah olduğunda herkes birbirine soracak : Değiştik mi ?

 

 

 

 

SEN NASIL GÖRMEK İSTERSEN...

Etiketler : isimsiz Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
11
Feb
 

Kitap yazmak istediğini söyledi. Şaşırdım. Gülümsedim.

En çok ben inanırım; insanlar yapmak istediği şeyi yapmalı, kilitli kalmamalı, mecrubiyetler dünyasında yok olup tükenmemeli... Bu yüzden "iyki" dedim.

Bana ilk draft'ını gönderdi. Bir kaç gün süründü sayfalar, bir türlü dokunamadı bana. Sonra çok erken bir saatti - gönlüme düştü, gittim buldum bu sarı zarfın içindeki kelimeleri.

Mustafa Sefa Güvenir... Bir yıl kadar süren bir mesai arkadaşlığımız oldu. Lakin başka binalardaydık, nadiren buluşurduk. Yoğun bir tempoda çalışırdı. Koşuşturma bu kadar çokken, bu kitabı yazacak duygu bolluğunu nereden bulduğunu merak ettim doğrusu. Okudukça keşfettim. "Bolluk" genlerine nakş edilmiş. Zamanla alakalı değildi bu. 

Zor başlıyor kitap. Herkese göre değil gibi yol alıyor. Açıldıkça açılıyor, içine alıyor, akıyor. Umarım kızmaz bana, okuduğum haliyle yazdığım için. Ama kitap dediğin böyle olmalı zaten. Çiçeklerden böceklerden bahseden uçak yolculuğu kitapları gibi okunmamalı.

Bir cümle var içinde (hadi biraz kopya vereyim - ilk 20 sayfada değil - ama ilk 20 sayfayı okumazsanız, cümleyi de "oku"yamazsınız :) tanışırsanız o cümleyle, bir solukta akarsınız. E bunu okuduysanız da mutlaka tanışırsınız :)

Daha fazla açmayayım - Ben sizi özgür iradenizle başbaşa bırakayım. Alın diye zorlamıyorum ama... dokunun bu kitaba. Bakalım o da size dokunacak mı ?

Dokunursa... Bazı şeyler değişebilir.

Yarın ne olacağı bugünden belli midir?

Mısır'da bir hafta sonra olacaklar şimdiden belli midir ? kiminle tanışacağınız, kiminle ayrılacağınız, ne zaman barışacağınız şimdiden belli midir ? Belli midir şimdiden... kimin şampiyon olacağı, kime aşık olacağınız ? Ne zaman inanıp, kimi inkar edeceğiniz ?

"Sonra"sı, "önce"den belli midir ?

Bu iki kelimeye tutsak olan bendeniz için, içinden çıkılası bir durum değil bu. Çünkü ben herşeyi, anlayabileceğim bir platforma indirgerim. "Zaman" işte böyle bir uydurmadır mesela. Geçmişim ve geleceğim şu an'da yazılır ve çizilirken, gün gelir kaderim zaten yazılmıştır derim, pes ederim. Gün gelir, "kaderime kendim yön veririm" derim.

sonra hararetli bir tartışmaya girerim. Sular durulduğu "an" kendime gelirim. Okuduğum her şeyin içinden "önce" yi ve "sonra" yı çıkarır, yeniden denerim.

Bir quantum propagandasına dönüşmesin diye bu yazı, kısa kesmeliyim. Ama paylaşmam gerekeni paylaşıp, öyle gitmeliyim : Deneyin lütfen - zaman hapishanesinden kurtulmayı deneyin. bugün söyleyeceğiniz her cümlenin içinden, geçmişe ve geleceğe ait herşeyi çıkarmayı deneyin.

...ve bütün kitapların yeniden yazıldığı, şöyle bir yeni dünya düşleyin.

Artık "Çok sevmiştim" demeyin, "Ben sevgiyim" deyin. "Seçimleri kim kazanacak?" demeyin "seçiliyorum" deyin. "Dün gece harika vakit geçirdim" demeyin "harikayım" deyin.

şimdi aynı şeyi, "yarın ne olacağı, bugünden belli midir? sorusu için de deneyin.

...

Ben de size "mükemmel bir gün geçirin" demeyeyim. "Mükemmelsiniz" diyeyim :)

SEÇİMLER NASIL KAZANILIR ?

Etiketler : news cycle Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 1 Yorum
2
Feb

İtiraf etmeliyim ki isterdim. Şu seçimler gelmeden, Kemal bey bizimle de konuşsun isterdim. Hiç kimse oturduğu koltuğa tesadüfen oturmaz. Zaten bilir, ama gene de söylemek isterdim.

"...Günde 4 doların altında kazanan çalışan nüfus, 2002 yılında %30 oranındaydı. 2009 yılında bu oran, yüzde 4..." AKP neden kazanmaya devam ediyor, o duymak istemese de ben söylemek isterdim.

...

Seçim stratejilerinde "news cycle" kontrolü kimin elindeyse o kazanır. "Tahminimce" filan demiyorum. Benim işim bu. Güvenin bana, o kazanır. Bir parti kendi haber gündemini üretiyorsa ve diğer partileri bu gündemde kitlemeyi becerebiliyorsa, "uzun ilişki zamanı" kuralı gereği o kazanır. "Türban" böyle bir şeydir mesela. "One minute" böyle bir şeydir. "Mavi Marmara" böyle bir şeydir. Hatta "içki markaları sponsorluk yapamaz" bile böyle bir şeydir. Kendi cycle'ını üretirsen, tartışmalar hep sana yarar. (Çünkü tartışmanın paketini açmadan önce tüm boyutlarını hesap edebilme lüksün vardır. Sonradan gemiye binene bilin bakalım ne olur ?)

Muhalefet partilerinin birincil görevi "uzun soluklu yolculuk yapabilecekleri" news cycle üretimidir. Stratejistler - danışmanlar bu işe yarar. Toplantıdan toplantıya koşturan, kapıları açıp koyu renk takım elbise giyenler, dostlar ve korumalardır. Ama kazanmak için "üreticiler" gerekir.

Amerika'daki seçim stratejistleri, analiz raporlarını hep "news cycle" adedi üzerinden hazırlar. "Intentional news cycle" - Obama bunun sayesinde kazanmıştır. Monica tutsağı Clinton bile, news cycle kuralı sayesinde paçayı kurtarmıştır. Ama "intentional" olması önemlidir. Yani başbakanın bir stad açılışında ıslıklanması, bir parti için intentional değildir, "tesadüfi"dir. Bu yüzden de cycle bile değildir.

Herhangi bir partiye öfkelenmek, liderine kızmak, yaptıkları her şeyi eleştirmek yerine, stratejilerini okumak önemlidir. Neleri niçin yapıyorlar ? Ne yaptıkları, nasıl yaptıkları çok da önemli değil. Neden yaptıkları çok önemlidir. Üstelik metal yorgunluğu denen bir durum da vardır.

Anlayan, kazanır.

 

Storytelling...

Etiketler : story telling meriç Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
31
Jan

İyi bir yazardır. Havasını buldu mu ayaklarınızı yerden keser. Bazen öylesine inandırıcıdır ki, yazdıklarının hayal ürünü olduğunu bilseniz bile düşünmeden edemezsiniz: Bu, ustaca kaleme alınmış bir storytelling midir yoksa an be an yaşanmış gerçek bir hikaye mi...

Bir solukta anlattığı bir kaç cümle, henüz yazılmamış yeni kitabından. Bunlar yaşandı mı bilmiyorum. Sordum ama hala bilmiyorum :)

"sen varken bana hiç bir şey olmaz" diyen bir kadının hikayesi. Adamın sevgilisi değil iyileştiricisi. Herşey bir kez daha bittiğinde hayata döndüren meleği.

Bir kesit okudu - konferans salonunda arka koltuklara yığılmış adamın üzerine doğru yürüyen bu kadınla ilgili. Tam 4 yıl sonra, ilk defa gözlerinin buluştuğu an'ı anlattı. Bencillikten arınmış bir tanrıça ruhunu...

...ve bende kalan şu oldu. Bir erkek, bir kadın hakkında nasıl olur da böylesine büyüleyici bir hikaye yazabilir ? Sordum ama söylemedi.
Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar