Özelliğiyle tanınmalı insan. İsmi geçince bir cümlenin ortasında, hemen hatırlanmalı. O siyah elbisenin içindeki gülümsemesiyle, o kusursuz hafızasıyla, dudaklarının arasından süzülen o büyülü sözcükleriyle, ismi zikredilince ilk akla gelen olmalı.

Ne olduğunun önemi yok. Sadece... özelliğiyle tanınmalı insan. Aksini düşünmek bile iç karartıcı. Sıradan ve unutulmaya mahkum. Hiç bir özelliği olmayan biri varsa hayatınızda, ya hatırlamıyorsunuzdur ya da pişmansınızdır bu satırları okurken.

Özelliği varsa ne ala. Yoksa... acele edersiniz bir an evvel unutmaya.

Tarihte gezinin biraz, hemen anlarsınız ne demek istediğimi. Özelliği vardır Sheakspeare'in mesela. Kelimeleri hiç kimsenin dizemediği gibi dizer ard arda. Dans eder onlarla. Aşık olur, aşık eder okuyanı, silinmez akıllardan yüzyıllar geçse de...

Özelliği vardır Pele'nin, Tarkan'ın, Özal'ın.. Özelliği vardır ilk okulda aşık olduğunuz o kızın, o oğlanın. Öyle değil midir ? Hatırlamaz mısınız onları ?

Muhammed Peygamber'in özelliği vardır. Peygamber değildir henüz, ama Muhammed El Emin derler o'na. İsmi dürüstlükle, adaletle, doğrulukla anılır yanyana. Sözüne güvenilir, adaletine teslim olunur ve çok özeldir daha çocukken bile...

İki güneş önce Antalya'da atıldı bu yazının tohumları ve bir dizi film seyrederken fark ettim; "yazmalıyım." Çünkü özelliğin yoksa, yoksun sen aslında. Kısa bir süre gezineceksin ama yok olup gideceksin güneş battığında.

 


 

AYNA...

Etiketler : leonardo da vinci source Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
29
Mar

Leonardo Da Vinci, bütün özel notlarını soldan sağa ve alttan üste yazardı. Yazdıkları sadece bir aynada okunabilirdi. "3 sınıf insan vardır" demişti. "...görebilenler - gösterildiği zaman görebilenler ve göremeyenler..."

Çok erken bir saatte bir toplantım vardı bu sabah. Gösterildiği zaman görebilen biriyle... Her zamanki kadar kolay olmadı elimdeki "hiçbirşeyi" anlatabilmem. Bitti. Arabama bindim. Gülümsedim. Bana yakışmayan bir gülümsemeydi bu defaki. Farkına vardım, aynaya baktım.

Aynamda gördüm ki, hayatımın belli an'larında ben o en alt sınıftakilerden biriyim. Gösterilse de göremeyenlerden.

...ve yüzleşmek istedim muhattablarımla. Her birine bir kaç satır yazarak itiraf etmek istedim kendime. Onlar ne düşünürse düşünsün önemli değil. Benim için kendimle yüzleşmek önemli. Ve bir dahaki toplantıdan çıktıktan sonra, kinayesiz bir gülümseme...

Göremediğim an'lar olduğu kadar görebildiğim an'larım da var ama. O anlardan birinde not etmiştim bir kenara. Hayatında her hangi bir şeyi değiştirmek istersen eğer, kaynağına inmelisin. Kıyılarda boşuna dolaşma. Kaynak da çoğu zaman kendinde...

Bir tweet yazdım bu sabah.

"...where i am is where continents meet - a flirty, springish sun is graciously dancing around the amazing city of Istanbul..."

Sıradan bir tweet'ti benim için. Gökyüzünde bir tek bulut dahi görmediğim bir an'da aklıma gelendi. Tembel bir saatte köprüyü geçerken gözlerime takılandı. Milton Keynes'de oturan bir adam, bir kaç tweet boyunca bu muhteşem şehri seyretti kelimelerimin arasından.

Bu nefs sarhoşluğu alınır alınmaz üzerimden, bir not düşmek istedim buraya.

Bu ne güzel bir ülkedir. Ne şahane bir coğrafyadır. Ne olağanüstü kıvrımlara sahip bir kara parçasıdır...

Bu ne büyük bir lükstür, ne ihtişamlı bir ayrıcalık, ne kadar cömertçe bahşedilmiş bir hediye...

İstanbul'da yaşayıp da sahip olduğunuz herşeyi kanıksadıysanız, "bu zaten hakkımdı" dediyseniz, artık dönüp yüzüne bile bakmazsınız belki de bu dilberin. Ama izin verin hatırlatayım; bu dünyada görebileceğiniz en heyecan verici güzellik o'nun kıyılarından yansır.

Istanbul... Benim, her töre cinayetimde, her kaygısızca açılmış belediye çukurumda, her yanlış park ettiğim otomobilin yanında ve yaptığım her haksızlıkta biraz daha kirlenen ama sabah olduğunda yeniden tazelenen, uykusunu almış gözleriyle ışıl ışıl beni seyreden özgür sevgilim.

Seni seyretmek nefes kesici.

 

 

“Bir düş'ün gerçekleşmesini imkansız kılan tek şey vardır; Başarısız olma korkusu..."

En sevdiğim kitabın satır aralarına gizlenmiştir bu cümle. Hani bir kitabı elinize alırsınız da ikide bir "Evet ya... Evet ya..." dersiniz ya, işte öyle bir kitaptır "simyacı." Çocukluğunuzda okumuşsunuzdur, sonra büyüdüğünüzde, sonra büyüdüğünüzü zannettiğinizde, sonra "daha çok yolum var" dediğinizde...

Her defasında dans eder kelimeler, lezzet katar hayatınıza. Yolculuğu bilen birilerini buldunuz mu bırakmak istemezsiniz. Sanki 2 günlüğüne Paris'e gitmişsinizdir, Champs Elyses'nin ortasında çocukluk aşkınızı bulursunuz.

Hayal kurmakla "düşlemek" arasındaki farkı keşfettiğinizde mutlaka hatırlatır bu cümle kendisini. Düş kurmak "committed" olmayı gerektirir ya, yolculuğun sonunda seni ne beklerse beklesin pes etmemeyi öğretir ya, hani bütün dünya sanki sizi düşünüzden uzak tutmaya çalışır ya, işte o zaman Coelho'nun, bu kutsal kitap kopyası cümle gelsin aklınıza. Düşünüzün gerçekleşmesinin önünde duran o şüphe dolu duygu - başarısız olma ihtimali - korkudur. 

Bir kitap yazıcam deyip de yazamamak ya da kitabı yazsa da kendi kitabını yazamamak, asla bir düş tohumu değildir. Olsa olsa pratik, buruk bir denemedir. Como gölünde kocaman bir ev hayal etmiş, Patogonya'da bir gecekondu yapmışsınızdır. "Düş" ince detaylara kadar nakşedilir.

...ama gün gelir, zihninize bir tohum ekilir, bütün hücrelerinizle yapmak zorunda olduğunuzu hissettiğiniz o gizemli vazgeçilmez çıkarsa karşınıza, başarısız olmaktan sakın korkmayın. Her şeyi yazan El, sizi yalnız bırakmayacaktır.

Bu sakin cumartesi akşamı, benimle yeniden buluşan Paola'ya minnettarım :) Beni okuyan herkese de büyük bir düş dilerim :) Karşınıza çıkan herkese ve herşeye alıcı gözüyle bakın, işaretlerin dilini çözebilirseniz, zihninize görkemli bir tohum ekebilirsiniz.

sevgiyle...

 

Bu sabah Elif Şafak imzalı tweet'te, depremden sonra paramparça olmuş porselen tabaklarına bakan dükkan sahibinin yüzünde gördüm.

Bir bekleme salonunun duvarına asılı televizyonda, kalabalık tekneye oturtulan 5 yaşındaki çocuğun gözlerinde gördüm.

Hiroshi'nin, besbelli ki aceleyle type edilmiş satırlarında gördüm.

...ama hiç birinde, bir kaç saniye evvel karşıma çıkan şu resimdeki kadar net görmedim.

Bu fotoğraf, ilk büyük sarsıntı kuzey kıyılarını yıkıp geçtikten dakikalar sonra çekilmiş. O'na bir poloraid'e bakarmış gibi bakmayın, içine girin, hikayeyi okuyun.

Bir kaç saniye yalnız bırakayım sizi. Gidin o an'a... ve hayatta en önemli şeyin ne olduğunu anımsayın.

...

Televizyon programlarında, gazete röportajlarında, cafelerde, barlarda hep konuşulur bu. Hayatta bizim için en önemli şeyin ne olduğunu caka satarak anlatırız "Mutlu olmak" deriz "kimseye muhtac olmamak" ya da "özgürce yaşamak". Daha da ileri gideriz "kariyer"den bahsederiz. Hatta "başkaları için yaşamak"tan.

Büyük yalanlardır söylediklerimiz. Farkına varmayız, inanır ve inandırırız. Öylesine ustalaşırız ki bu süslü cümleleri kullanmakta, onlarla uyanır, onlarla uyuruz.

sonra...Elif'in tweet'ini okuruz, yukarıda resmi görürüz. Uyanırız.

Bu hayatta en önemli şey "hayatta kalmak"tır, ama biz ...çabuk unuturuz.

1995 yılında tanıştık. Lübnan'lı bir arkadaşım aradı. Hashino san geliyor dedi. Çok değerlidir, tanış o'nunla dedi.

Japonları ilk kez onda tanıdım. Yıllarca konuştuk, buluştuk, sushi yedik, bazen de mantı. Çok severdi bizim yemekleri, herşeyi denerdi. Tam 11 yıl sonra yanında büyük bir müşteriyle geldi. Dostumdu. Müşterim oldu, çok para kazandırdı ama hep dostum oldu.

Her zaman dürüsttü. Her zaman nazik. Ama Japonlara has bir uslübü vardı. Hoşuna gitmeyen bir şey oldu mu, açık sözlüydü. Sert cümleleri görünmez bir blender'dan geçirir, kaşları çatılır, omuzları dikleşir, gene de nezaketini korurdu.

Bir gün bir alacağı birikti bizde. Bir para göndermişti, Yen artmıştı, biz de bir kenara koyduk, bir daha geldiğinde verebilmek için. Almadı. Almayınca veremedik. Ama o gün başka bir şey oldu aramızda. Ben Japon oldum, o Türk. O günden beri ben Japonları çok sever oldum, o Türkleri...

Şimdi haber alamıyorum ondan. merak ediyorum. Eminim yarın... olmadı öbürgün... olmadı haftaya... mutlaka yazar bana. O'na bişey olmaz bilirim. Ama gene de merak ediyorum doğrusu...

O'nunla birlikte, bu kritik saatlerde, o adalarda yaşayan tüm halkımı merak ediyorum. Elimden gelen tek şeyi yapıyorum. Üstelik öyle laf olsun diye değil... Adam akıllı dua ediyorum.

神があなたとともに居ますように…

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar