Bahçedeydik. Ağacın altında. Çimlerin üzerine küçük bir masa attık. Üzerine bir kaç dilim karpuz, biraz beyaz peynir. Sıcacık da bir gülümseme. Özlem vardı. Sou vardı. Eser vardı.

Onları masada bıraktım. Gittim. Yokuşu tırmandım. Yıldız'daydım. Tepe'de. Asırlık ağaçların arasında.

Fark etmediler. Hala ordayım sandılar. Masanın bir ucunda. Konuşan, dinleyen, sorular soran gölgemi ben sandılar. Oysa Süreyya makamında'ydım. Yeniden doğmak için.

Yolculuk, kendi söylediğim bir cümleyle başladı. Dedim ki : "Kaybolduğumu fark ettiğimde, ben kayboldum derim." Kaybolmuştum. Fark ettim. "Ben kayboldum" dedim.

Yolculuk kaçınılmazdı. Her şey göz açıp kapayıncaya kadar sürdü. Hiç geri dönmeyecekmişim sandım.

Derin bir nefes almam söylendi ve dünya, gözlerimin önünde yeniden yaratıldı. Her nefeste yeniden. Sanki her şey aynıydı ama herşey yok edilip, yeniden yaratılmıştı. Gemi, deniz ve adalar aynı bir nefes öncesindeki gibiydi. Ama aslında değildi. Dalgaların yeri değişmiş, adalar bir milim sağa kaymış, gemi yol almış, üzerinde kuşlar uçuşuyordu. Herşey yerle bir edilmiş ve daha güzeliyle yer değiştirmişti.

Bir nefes daha aldım. Bahçeme geri döndüm. Sou'nun babası yok edilmiş, yerine yenisi yaratılmıştı. Çok daha güzeli.

...Ama bunu o'na söyleyemedim.

 

 

 

Kestirme olsun dedim. Mezarlıkların arasından geçtim. Yalan söyledim - geçemedim. Hızla yürürken, bir kare durdurdu beni. Elio'nun bir sözü, hayat buldu karşımda. Ben gideceğim yeri unuttum. Bu mutlak hareketsizliği seyrede durdum. Bir kaç dakika geçti, sonunda cüret ettim, bu kareyi çekiverdim. İşte bu satırları o anda yazdım ben...

"...Gerçek bir lider'in en önemli güç kaynağı, mutlak hareketsizliğindedir..." demişti. Aklıma krallar, başbakanlar, şirket sahipleri, kulüp yöneticileri gelmişti. Oysa hiç birinde hareketsizlik görememiştim. Her an bir şeyin peşinde koşturuyorlardı. Daima bir sonraki randevunun telaşı içindeydiler. Hareketsizlik neredeydi ?

Belki de lider'i değil, liderliği aramalıydım. Neyse ki karşımda duruyordu. Bu defa geceden kalma bir sarhoş ya da uyuyakalmış bir sokak insanı, bir berduş ya da bir derviş kılığında...

Durdum. bir kenarda sessizce seyrettim. O bedeni değil, o ruh halini seyrettim. Mevlana'nın zıtlıklarını, Yang'in çocuklarını, Elio'nun krallığını seyrettim. Bedenleri değil. Ruh hallerini...

Yin gibi görünen bu yang adam, işte bana bunları düşündürttü. Yazmıycaktım. Bana kalsın demiştim. Lakin Gonca, "Black + White = 1" dedi, yazıverdim.

Bir kaç tuşa dokundum ama hala hareketsizim. Liderlik hevesimden değil, Rab sevgimden. Dünyanın hareketlerini tersine çevirebilecek o müthiş sırrı, bir mezarlığın köşesinde uyuya kaldığını iddia eden şu dervişe giydiren, beni durduran, hayatı durduran, o mutlak gücün sahibi yüzünden.

 

 

işte o bir çırpıda yazılan kısa blog yazılarından biri;

Sabahın 5'inde, Göcek'te, ıslak, sabah kokulu çimenlerin üzerinde bir minder vardı. Üzerinde de ben. Karşımda da yemyeşil ağaçlar. Arkasında da kocaman dağlar. Yukarıda da açık lacivert bulutlar...

Sabahın 11'indeyse odamda tanımadığım insanlar, kameralar, mikrofonlar. Masamda takım elbiseli bir adam. Uçuşan kağıt parçaları, susmayan telefonlar, kanallarda geçen alt bantlar...

Şimdi Levent'teki bir ofiste, odaların kapılarından birini açıp Göcek'teki bir çiftliğe geçebilecek miyim ona bakmalıyım.

 

Desdemona.

Etiketler : desdemona othello Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
8
Jun

...çünkü Desdemona Othello'nun zenginliğidir, Desdemona herkesin sahip olmak istediğidir, o, kara Othello'nun beyaz kuğusudur. Bu denli hırçınlaşmasında, ona destek olan duvarların yıkılışı vardır.

Herkesin gizli, aşikar karşısında savaştığı bir yaşamda ona kollarını açan bu tek kişinin ona ihanet etmesi ölüm demektir. Sonuçta bir zehir olarak görülen ihaneti kendinden uzaklaştırmak için Desdemona'yı öldürür. Onun ölümü kendi ölümünü de beraberinde getirir.

işte bu yüzden, ölmemek gerekir, öldürmemek gerekir...

MY WAY.

Etiketler : frank sinatra has a cold Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 1 Yorum
2
Jun

Gözlerinizi açtığınızda, bir şarkıya uyandığınız olur mu hiç ? Sabahın ilk görüntüleri, eski bir Sinatra ritmiyle dans eder mi bazen ? Gülümsetir mi sizi, hiç bir sebep yokken ?

"...regrets ? I had a few. Then again, too few to mention" 

işte böyle diyordu mavi gözlü adam, doğruldum yatağımdan. Sinatra, her şeyi, kendi bildiğim gibi yaptım derken ne demek istemişti acaba ?

Bir kaç saniye geçti, gözlerimin bulanıklığı geçti. Herşey netleşti, rüyamı hatırladım. Annemle dans ediyordum. Üzerinde koyu yeşil bir elbise, bir yaz akşamı, çimenlerin üzerinde...

Sabahın ilk dokunuşlarına inspiration derler. Paha biçilmezdir. Peşini bırakmamak gerekir. Giyindim. I-phone'umu yanıma aldım. Frank'i de buldum. Anneme gittim. Kapıyı açtı, kulaklarına kulaklıklarımı taktım. Üzerinde gül kurusu vardı. Gözlerimi kapattım, her şeyi yeşile boyadım.

...

Uzun lafın kısası... rüya gördüyseniz, gerçeği görmüş olabilirsiniz. Tek yapmanız gereken, rüyanızın peşinden koşmak.

 

cennet neresi ?

Etiketler : cennet neresi Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 1 Yorum
28
May

şu an neredesiniz ? ne yapıyorsunuz ? kiminlesiniz ?

istediğiniz her yere gidebilseniz, istediğiniz herşeyi yapabilseniz, hayal ettiğiniz herşeye sahip olabilseniz, şu an'ınızı değiştirir misiniz ? Öyleyse cennette değilsiniz !

Cennet, dünyaları verseler, şu an'ımı değişmem dediğiniz yerdir.

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<May 2021>
SMTWTFS
2526272829301
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
303112345
Bağlantılar