"Tiny" adında bir kaynak var. Ara sıra besler beni. Kısa bir cümle, eski bir hikaye, bir makale, bir öykü... Bazen tek bir kelime. Adı üstünde - "tiny" işte. Minicik bir şey...

Bazen yetiyor ama. Koca bir kitaba her zaman ihtiyac duymuyorum. Kitaplar tehlikelidir zaten. Ne kadar dikkatli yazılırlarsa yazılsınlar, yazar aklı, alır götürür sizi. Sadece kendinin bildiği kasabalara, daha önce denediği o leziz cafe'lere, restaurantlara... Gülümsersiniz ama... aslında sadece o bilir oraların tadını, size ise hayal etmek düşer. Yanlış yerlere de gidebilirsiniz yani.

"Tiny"öyle değil. Bir kaç kelime önerir. Siz alır pişirirsiniz. Bugün böyle bir gündü mesela. "To get something you never had, do something you never did" dedi bana.

İşim de var doğrusu. Oturup blog yazısı yazacak halde değilim. Ama bilen bilir, yazı an'ı geldi mi bekletmek olmaz. Kağıda dökmeli, sonra işine dönmeli, sonra buralara yeniden bir uğrayıp, neler yazılmış okumalı.

"Demek ki, daha önce sahip olmadığım bir şey, benim olsun istiyorsam, daha önce yapmadığım bir şey yapmalıymışım" Tiny öyle diyor. Hmmm... bu da ne demek şimdi ?

Düşündüklerimi paylaşayım - ama bende de bir yazar aklı var. Bu yüzden dikkat. Alıp götürebilirim bilmediğiniz bir cafe'ye !

...

Şöyle hissettim kutuma düştüğünde; Beni tanıyanlar, her hangi bir durumda nasıl davranacağımı tahmin edebilirler. Müşterilerim telefondaki ses tonumdan bir iş'e ne kadar hevesli olduğumu ayırt edebilir. Ajansın bahçesinde müzik olsun istesem, Coltrane çalarlar, olmadı eski bir Miles, başka bir şey değil. Yani aslında hemen her durumda son derece tahmin edilebilir biriyim ben. Belki siz de öylesinizdir. Aslında eminim öylesiniz. Çünkü insan dediğin böyledir işte, böyle. 

Öyleyse belki de, sahip olduklarımız, alışkanlıklarımızla doğru orantılıdır. (ya da sahip olamadıklarımız, alışkanlıklarımıza mahkum oluşumuzdandır.)

Bugün böyle fısıldandığına göre, ben gidip benden beklenmeyen bir şeyler yapayım. Hiç denemediğim bir şey, hiç söylemediğim bir söz, hiç aramadığım biri, hiç olmaz dediğim bir iş için bakınayım.

Bakalım hep istediğim ama henüz sahip olamadığım şeyler bana doğru yola çıkıyor mu ?

 

Firavun

Etiketler : firavun Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
13
Aug

Musa Peygamber, ellerini açtı ve sitem etti;

"Ya Rab" dedi. Firavun 40 yıldır başımızda. Kasıp kavuruyor buraları. Hala kurtarmadın bizi o'ndan"

"Ya Musa" dedi Rab. "Severim Ben Firavun'u..."

 

Boş bir salondu. Biraz hırpalanmış tek bir sandalye dışında her şey çok düzenli görünüyordu. Sandalye'ye baktım, aklıma o geldi. Sanki bir kaç dakika önce buradaydı.

Akşam oldu, telefonum çaldı. Hastane'deydi. Ömer Taşer hoca'yı bekliyordu. Birazdan ameliyata alınacaktı.

"Sabah aklıma geldin" demeye çalıştım. Susturdu beni. "Kalbini yeteri kadar açmıyorsun" dedi. "Yoksa birbirimizi aramaya bile gerek kalmazdı."

Haklıydı.

Ölüdeniz'e gittim. Otelin huzurlu bir köşesinden Kelebek vadisi'ne bakıyordum. Oturduğum yerden vadi ne kadar yüksek görünüyordu. Bir araba kiralamıştım. Kalktım. Bindim. Gittim.

İki arabanın karşılaştığı dönemeçler beni her virajda uçurumla burun buruna getiriyordu. Yükseldikçe yalnızlaştım. Nefes kesen bir manzara karşıladı beni. Temmuz sicağında serin bir esinti. Faraya adında bir köy, tek tük, küçücük evler, gözleme yapan 2 kadın, 15 yaşında yakışıklı bir çocuk...

Kalbimi açtığımda ne kadar da yükseklere uçurdu beni. Bulunduğum yerden otel hiç görünmüyordu.

CITIUS - ALTIUS - FORTIUS.

Etiketler : citius altius fortius Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
23
Jul

 

Sabahları koşarım. Tembellik yapmak isterim ama koşarım. Bir kaç dakika daha beyaz çarşafların tadını çıkarmak isterim ama çıkarmam, koşarım. Sonra sırıksıklam vücudum buz gibi suyla buluşur. Bazen 5'te, bazen 9'da ama her zaman suyun altında fark ederim nefes aldığımı. Bu, ilk an'dır benim için. Dün'e ait her şeyin akıp gittiği ilk an. Alışkanlık oldu biraz - sanki bedenimi gün'e hazırlamak için ona adamakıllı bir jump start vermeliyim.

Spor bu yüzden büyüleyicidir benim için. Felsefesi vardır. Ciddiye alınmalıdır. O'nunlayken başkasıyla flört etmem ben. Bir board'un üzerindeyken... herşeyim onun üzerindedir. Bir tenis raketi varken elimde, dizler tam da bükülmesi gerektiği kadar bükülür, gözler o sarı toptan başkasını görmez.

Koşarken kulaklarınızda bir şarkı varsa mesela, dikkat edin, adımlarınız notalara uyumludur. Bin kere dinlediğiniz şarkının sözleri bile, muhtemeldir, ilk kez siz koşarken anlam bulur. Spor, işte bunu yapar. Yarım yamalak değil kocaman yaşatır an'ı.

...ama üzülürüm bir maç yarıda kesilip insanlar sahaya indiklerinde. Üzülürüm spor'un ruhu bir kenara bırakılıp "kazanma hırsı" yanlış tercüme edildiğinde. Spor, sportmenlerin elinde değil de paranın elinde şekillenip özünü kaybettiğinde... üzülürüm. 

Oysa spor, su gibidir benim için. Onunlayken fark ederim nefes aldığımı. Bir maçı taraf tutmadan seyredebilirim ben. Güzel olanı, iyi olanı, hak edeni alkışlayabilirim. 

Alkışlayamadığım şeyler var son zamanlarda. Ama hak edeni, benim renklerim olmasa dahi alkışlayabilirim.

http://bit.ly/muI5KV

Sinan söyleyince bakmak lazım, öyle baştan savma değil, adam gibi okumak lazım. Hiç tanımadığım biri kelimeleriyle dokununca sabahıma, izin isteyip buralara taşımak lazım.

Tamamını okuyun derim. Ama önce, aşağıda kopyaladığım teaser'ını okuyun Melis'in.

...

Bu dünya zor, ülke zor, iş yaşamı zor, hayat zor, trafik zor, şehir zor, aşk zor, şu zor bu zor, hava da zor.. tahmini de zor.. :)

“Tum bu zorluklara ragmen, ne coskusu Melis?” diyenler, tum bunlari bi anda unutturacak o formülü uygulamadıkları her an ne çok şey kaçırdıklarını bilseler keşke…

Drama varsa menüde, eğlence olmalı tatlı kapanışı ki, memnun olsun hem ağırlanan, hem de ağırlayan..

Ilk ya da en son olmadı olmasın hiç bir konserim, maçım, sergim, festivalim ya da etkinliğim, hep olsun, her gün olsun.. olsun ki, benimle aynı coşkuya sahip arkadaşlarımla daha çok biraraya gelebileyim, iyi şeylerin de etrafımızda olduğunu hissederek umudumu yitirmeyeyim..

Yine yeniden her gün yenlleyerek guzel anlari, anıları...

...

Her gün karşımıza çıkan "yok olan dünya" ve "biten enerji" haberleri gözümüzün içine baka baka bizi hipnotize etmeye çalışırken, hayat dolu birini keşfetmek ne güzel.

Bahçedeydik. Ağacın altında. Çimlerin üzerine küçük bir masa attık. Üzerine bir kaç dilim karpuz, biraz beyaz peynir. Sıcacık da bir gülümseme. Özlem vardı. Sou vardı. Eser vardı.

Onları masada bıraktım. Gittim. Yokuşu tırmandım. Yıldız'daydım. Tepe'de. Asırlık ağaçların arasında.

Fark etmediler. Hala ordayım sandılar. Masanın bir ucunda. Konuşan, dinleyen, sorular soran gölgemi ben sandılar. Oysa Süreyya makamında'ydım. Yeniden doğmak için.

Yolculuk, kendi söylediğim bir cümleyle başladı. Dedim ki : "Kaybolduğumu fark ettiğimde, ben kayboldum derim." Kaybolmuştum. Fark ettim. "Ben kayboldum" dedim.

Yolculuk kaçınılmazdı. Her şey göz açıp kapayıncaya kadar sürdü. Hiç geri dönmeyecekmişim sandım.

Derin bir nefes almam söylendi ve dünya, gözlerimin önünde yeniden yaratıldı. Her nefeste yeniden. Sanki her şey aynıydı ama herşey yok edilip, yeniden yaratılmıştı. Gemi, deniz ve adalar aynı bir nefes öncesindeki gibiydi. Ama aslında değildi. Dalgaların yeri değişmiş, adalar bir milim sağa kaymış, gemi yol almış, üzerinde kuşlar uçuşuyordu. Herşey yerle bir edilmiş ve daha güzeliyle yer değiştirmişti.

Bir nefes daha aldım. Bahçeme geri döndüm. Sou'nun babası yok edilmiş, yerine yenisi yaratılmıştı. Çok daha güzeli.

...Ama bunu o'na söyleyemedim.

 

 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar