HERŞEYİN SONUNDA...

Etiketler : oğlak burcu özellikleri Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 1 Yorum
24
Dec

"geleceği bütün ayrıntılarıyla birlikte planlamaya çalışan oğlaklar, bu özellikleri sebebiyle sık sık kuruntulara kapılır, depresyona girerler" (ama o öyle değildir. gelecek diye bişey yoktur, iyi bilir. Planlamasına planlar ama olmadımı da olmaz işte. Bunu bilir.)

"işlerini çok ciddiye aldıkları için, yaptıklarıyla her zaman biraz fazla meşguldürler. insanlarla zor ilişki kurarlar" (ama o öyle değildir. Bir sabah eline küçük bir casus kamerası alır, starbucks'taki bütün çalışanların resimlerini çeker.)

"oğlaklar, ciddilikleri, tutuculukları, güçlü iradeleriyle tanınırlar. Para konularında dikkatlidirler. (ama o öyle değildir. Ortada hiç bir neden yokken, bir mağazaya girip size okkalı bir hediye alıverir.)

"gerçek bir oğlak'ta 2 temel özellik vardır; Güvenilirlik ve Dürüstlük." (ama işte o da öyledir.)

Selen... nice senelere :)

SARI - KIRMIZI VE (KIRMIZI)

Etiketler : euroleauge kırmızı Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
11
Dec

 

Bir Zen eğitimi, “tarafsız gözlemciliği” zorunlu kılar. Mutlaka geçmen gereken bir sınıftır. Filmdeki kötü karekter, zavallı kadını sille tokat döverken, trafikte burun buruna gelen iki şöför kavga ederken, hatanı yüzüne vuran 40 yıllık dostunu dinlerken “hatırlamanı” ister.

 

…Ah. Evet. Bir de maç seyrederken! Benim için en zoru budur işte. Bir Türk takımının Euroleauge maçını seyrederken tarafsız olmak. Futbol, o kadar zor gelmez. Ama basketbol… adamı hop oturtur hop kaldırır ya. Tarafsızlık, büyük dikkat ister. Durun. Hemen “delinin zoruna bak” demeyin lütfen. Bu eğitim, seyrettiğiniz her şeyin içindeki pırıltıyı fark etmenizi sağlayabilir.

 

Galatasaray basketbol maçlarının en güzel hareketlerinden birini – seyircisinin itici gücünü – işte bu eğitim sayesinde görebildiğimi düşünüyorum. Bu artık bir gelenek haline geldi ve onlar takımları için çok önemli bir skor üretiyorlar. Tabi ki her maça katkıları farklıdır. Lakin o son dakikalarda gelen galibiyetlerde sahne aldıkları oyunlar; çok kritik, çok değerli.

 

Onlar oyuna kırmızı renk katıyorlar. Öyle formalarındaki kırmızıdan filan bahsetmiyorum. Kazanmak, savaşmak ve yükselmek için gereken kırmızı enerjiden bahsediyorum. Ben bunları kendime saklamak üzere niyet etmişken, yönetimin taraftarlarına olan çağrısını okudum ve bu haftaki yazımı onlara hediye etmek istiyorum.

 

“…Galatasaray Kulübü, erkek takımının THY Avrupa Ligi'nde Montepaschi Siena'yla, kadın takımının da USK Prag takımıyla FIBA Avrupa Ligi'nde 8 Aralık Perşembe günü aynı salonda oynayacağı karşılaşmaya gelecek taraftarlardan ''kırmızı'' renkli kıyafetler giymelerini istedi…” Çok güzel hareket ! Aynı şeyleri hissedip hissetmediğimizi bilmiyorum ama seyircinin zaten içinde taşıdığı kırmızı rengi, artık üzerilerinde de göreceğim için, ne yalan söyleyeyim, merak içindeyim.

 

Galatasaray taraftarı, artık daha mı güçlü ?

Hikayeyi bilmeyen var mıdır acaba ? Hepimiz en az bir kere duymuşuzdur. Bir yerlerde okumuşuzdur. Belki de bir filmi çekilmiştir, seyretmişizdir.

Ben çocukken okumuştum mesela. Renkli, kocaman resimleri olan, bir kaç kalın sayfalı, zengin bir çocuk kitabını gözlerimin önüne getirebiliyorum. Lakin aynı hikayeyi, Cuma günü, başka bir lisanda dinledim ve ...ne bileyim işte... buraya da taşımak lazım sanki.

...

Fareli köy, aslında mutlu bir köymüş biliyor musunuz ? İnsanların huzur ve refah içinde yaşadığı, cennet gibi bir beldeymiş. Sonra rehavet çökmüş. Eğlence, boş vermişlik, sıradanlık yapışmış yakasına ve bu köy eski günlerine geri dönsün diye, küçük bir fare çıkagelmiş. Derdini anlatamamış malesef. Bu yüzden bir kaç arkadaşını daha getirmiş yanında. Olmamış, bir kaç tane daha. Gene olmamış, tanıdığı bütün fareleri çağırmış. O köy, mutlaka eski günlerine kavuşmalıymış çünkü...

Her yer fare dolmuş. Köy ahalisinin rahatı bozulmuş. Eğlenecek, gezip tozacak tad kalmamış. Köyün valisi çare arar olmuş. Derken bir kavalcı çıkagelmiş. "Kolay" demiş. "Ben bunları alır giderim. Ama sonra, ben de sizden bir şey isterim"

"Ne istersen" demiş vali. "Yeter ki kurtar bizi bu illetten."

"100 altınınızı alırım" demiş kavalcı. Yani demiş: bu rehavetten, sıradanlıktan, boş vermişlikten kurtulmalısınız. Söz verin bana. Bu kadar umursamaz olmayacaksınız fareler gittikten sonra. Bu kadar eğlence düşkünü, bu kadar duyarsız, bu kadar bencil olmayacaksınız artık.

"Tamam" demiş vali. Tüm köy halkı adına bir kontrat imzalamış. "Sen bizi kurtar, biz sözümüzü tutacağız."

Kavalını eline almış, çalmaya başlamış. Bütün fareler arkasından gitmiş. Köy tertemiz olmuş. Geri dönüp altınlarını istemiş. "Kontratınız var" demiş. "Sözünüzü tutma zamanı"

Vali burnunu bükmüş. "Yani..." demiş. "Pek de bir şey yapmadın doğrusu." "Bilseydik basit bir mırıldanma ile yok olacaklarını, kendimiz de becerirdik bu işi. Bu yüzden, bu kadar ağır bir bedel isteme bizden"

Kavalcı, kontratına sahip çikmayan bir halkla karşı karşıya kaldığını anlamış. "Peki" demiş. Gülümsemiş. Gece olmuş. Herkes uykuya dalmış. Kavalını bir kez daha üflemiş. Ve köyün bütün çocuklarını alıp götürmüş.

...

"Çünkü" dedi bunu anlatan - ışık saçan adam - "O, intikam almaz. Sen sözünü tutmadın diye fareleri geri göndermez. Bu defa çok daha değerli bir şeyini alır. Belki bu kez anlarsın ve sözünü tutarsın."

 

 

DOUBLE ATTENTION.

Etiketler : yüksek hat double attention Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 1 Yorum
20
Nov

Bir boşluk an'ında değişiyor herşey. Tek bir ihtiyatsızlık an'ında.

Önünde sahnelenen her oyun, bir sonraki nefesinin belirleyicisiyken, oyunlardan birini - sadece bir tanesini gerçek zannetmen yetiyor işte... Buğulanıyor her şey.

Bir yüksek hat var gökyüzüne yakın bir yerlerde. O'na tutunmak kolay değil. Bir kez tutundun mu ama... Kalması, tutunmak kadar kolay değil.

 

"Müzisyenler asla emekli olmazlar. İçlerinde müzik kalmadığı zaman susarlar, hepsi bu."

Louis kadar kocaman bir adamsanız, işte böyle kocaman bir söz söyleyebilirsiniz. Üstelik ölümünden sadece bir kaç ay önce, Waldorf Astoria'da kocaman bir konser vermişse, yerden göğe de hakkıdır. Dudak bükmek olmaz.

...

Şu zencilere has bembeyaz dişleriyle gülümsemiş, gümüş prıltılı metal ağızlığı yavaşça dudaklarına götürmüş, bir süre sessizliği dinlemiş, sonra yanaklarını balon gibi şişirmiş, "Pennies from Heaven"a basmaya başlamıştı. Dubai'deydik. Bir otelin lobisinde. Yo. Hayır. Louis değildi. sanki ruh ikiziydi.

"Jazz, felsefeden daha derindir" dedi. "...Çünkü Jazz'ın lisanı yoktur. Sadece sesi. Tam zamanında basılması gereken bir notası, tam miktarınca üflenmesi gereken bir nefesi. Hatta öyle bir sessizliği vardır ki, iki nota arasında haykırır. Tam zamanında susulası bir sessizliği..."

"Gerçeğe en yakın derinlik - Jazz'dır" dedi.

...

Louis'nin sözünü hep çok eğlenceli bulmuştum. "İçimizde müzik kalmadığı zaman susmak." Ama kısmet bugüneymiş - yeni bir şey öğrendim; susmak müziğin bittiği yer değil ki. Müziğin bir parçası.

 

 

 

Turkish Airlines… En sevdiğim ligin sponsoru, en sevdiğim havayolu şirketi. Spor’un ve özellikle de basketbol’un büyüsünü keşfettikten sonra ne kadar yüksekten uçuyor… Bu keyifli uçuşun son durağı İstanbul olacağına göre, her Türk takımının maçı önemli. Ama Efes… Pioneer Arena’da. İşte bu çok önemli.

 

Ben ekran başındayım. Seyirciyi, oyuna etkisini, basketbol bilgisini hayranlıkla seyrediyorum. Keşke orada olsaydım. Bu atmosferi solusaydım. Birden aklıma geliyor. Tweet arkadaşım Sinan Güler orada.

 

Rica etsem anlatır mı, anlatır. İşte O’nun ağzından “Partizan”:

 

“Partizan deplasmanı, basketbolu seven herkesin mutlaka yaşaması gereken bir deneyim. Euroleauge’de rakip kim olursa olsun, o salon tıklım tıklım, gözlerinden ateşler fışkıran müthiş bir taraftar grubuyla doluyor. Basketbolu hem çok seviyor, hem çok iyi biliyorlar. Oyuna ne zaman etki edebilirler, farkındalar. Onlar, saygıyı hakeden bir taraftar ekibi.”

 

Sinan, Belgrad Arena’da geçen sene oynadıkları maçla ilgili bir anısını da paylaştı. Bir basketbol seyircisi, blok halinde bilinçli bir protesto organizasyonunu ancak bu kadar etkili gerçekleştirebilir:

 

"Belgrad Arena'da geçen seneki maçın oynandığı gün, Partizan'ın bir Fransız futbol takımıyla oynadığı maç sonrası çıkan olaylar sebebiyle açılan bir dava sonuçlanmış ve Partizanlı taraftarlar suçlu bulunup hapse atılmıştı. Buna tepkisini göstermek isteyen seyirci, bizim oynadığımız maçın ısınma bölümünde şarkılar söylerken, hava atışıyla beraber dava sonucunu protesto etmek icin ilk periyodun tamamında sessiz kaldılar. İkinci periyotla birlikte aynı çılgın tezahüratlarına geri döndüler"

 

Partizan, mutlaka görülmesi gereken bir taraftar okulu. Bu yazıyı da, O’na olan şükran borcumu ve ailece başlattıkları bir işe olan mutlak inancımı ifade edebilmek için “Sinan Güler Kış Basketbol Okulları”ndan bahsederek bitirmek isterim. Türk basketbolu, yetenekli olduğu kadar kişilikli ve felsefesi güçlü bir yeni nesili hak ediyor. Bu okul, Güler ailesi’ni uzaktan bile tanıyan herkesin şehadet edeceği üzere, bu önemli hedefe açılan bilgili, sonuç odaklı ve güvenilir bir pencere. Yeni dönem 12 Kasım’da başlıyor. Yaptıkları işi çok seviyorum. Bu yüzden, şu adresi verip gidiyorum : www.gulerlegacy.com

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar