AD VITAM

Etiketler : School of learning Ad Vitam serkan sedele Aaron Craig Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 1 Yorum
23
Feb

 

Özlem’le çok eskilere gideriz. Bazen de çok yenilere… bir kaç yüzyıl geri gider, asırlar boyu ileriye…

 

Serkan’la ilişkimiz “0”lar ve “1” ler gibidir. Bazen “bir” oluruz, bazen “sıfır”.

 

Eser’in ilk sunumunu, 15 yıl once, Bandırma’da bir telefon kulubesinde dinledik. O gün bugün hep bizimle.

 

Aaron dedin mi orda dur ! Como’da, gölün kenarında, küçük ahşap bir masanın etrafında. Kapat gözlerini ve gör bizi; Aaron, George ve ben… (School Of Learning, ne zaman yenileneceğini bilir. Sormaz bize, kendi kararını kendi verir. Bu sene, göl kenarında, o ahşap masanın üzerinde…)

 

…Ve başladı. 32 özel ruh ile biraraya geleceğimizi biliyorduk da, onları görür görmez tanıyabilecek miydik ? Onlar için yeterince iyi bir ev sahibi olabilecek miydik ? Biz beşimiz, onlar için bir olabilecek miydik ?

 

İyi bir sunum yapabilmenin tek yolu, hazırlıksız bir sunum yapabilmektir derler. Hazırlıksız bir sunum yapabilmenin tek yolu… öncesinde çok iyi hazırlanmak. Ben kendimi göremem ama “birlerimi” gördüm işte. Onlar kalpten anlatan, gözlerini kapar kapamaz “the other side”dan taze meyveler sunan, gülen, dans eden, eğlenen ve eğlendiren meleklerdi. Hiç acıkmayan, yüksek iradeyle beslenen, uzaktan seyrederken içimi kıpır kıpır eden, herşeyimle güvendiğim elçiler…

 

Bütün bir haftasonunu okul için feda etmiş insanlardı onlar. Çıktılar, anlattılar, olmadı, bir daha anlattılar. Yemekten sonra müzik yaptılar. Çaldılar, söylediler, bize söylettiler, bizle söylediler. Yetmedi. Ertesi gün gene geldiler, koltuğa oturdular, inandıkları oldular, bizi biz yapan değerlerle… işte tam karşımızdaydılar. Koca bir şirketi 20 dakikaya sığdırdılar.

 

Futbolun darmadağınık günlerine rastladı bu haftasonu. Kapıda gazeteciler, lobide kulüp başkanları. Aldırış etmediler. Bizi evlerine aldılar. Soyunma odalarına, salonlarına, hatalarına ve en içten anılarına…

 

 

 

 

 

Yazarken fark ediyorum, “onlar” demek ne kadar saçma, ne kadar yalan. “Biz” demeliyim bundan sonra. “Biz” nasıl da umursamadık uykusuz kalmayı, sunum yaparken ne kadar heyecanlıydık. Burnumuz kanadı, ne çok üzüldük. Ve iyki vardı şu sinir bozucu müzik. O olmasa yıllarca konuşur gene de bitiremezdik bu haftasonunu.

 

Heeey! O zaman, bir dakika durun gene. Madem ki bitiremezdik, o zaman hadi gelin bitirmeyelim. Yaşam kadar sürsün… ve yaşam için sürsün bu aldığımız nefes.

 

Herşey “şimdi” olsun !

 

School of Learning başlıyor. Hem de dördüncüsü. 32 misafirim var yarın akşam. Üstelik kalıya... bütün haftasonu burdalar. Kıbrıs'tan gelenler var, Ankara'dan, Kırklareli'nden. A. Evet. Bi de Mardin'den...

Özlem ve Eser günlerdir kapandılar. Kadınlar daima daha iyi hazırlanırlar. Serkan'la ben, yemekler yiyip, mesajlar atıyoruz birbirimize. Evlerimize kuryeler gönderiyoruz, değiş tokuş ediyoruz filmleri, notları, eski storyboard'ları. Aaron havaalanında, uçağını bekliyor. Bir kaç saat sonra katılır o da...

Diyeceğim... önemsiyoruz misafirlerimizi. seçilmiş insanlar bunlar, her biri altın değerinde.

Sadece ingilizce bilmedikleri için bizimle olamayacaklar var. Üzülüyoruz sessizce. Çünkü bu acımacız dünyada, yabancı lisan önemli işte. Adam Amerikalı. Anlattı mı anlaman lazım. Tercüme için vakit yok, sormak için vakit yok, "go" dedi mi gitmen lazım.

Haftalardır arkamızı toplayan Mustafa'ya, Yusuf'a, Kaan'a müteşekkiriz tabi ki. Herşeyin görünen yüzünü bize hediye eden, ve o muhteşem logomuzun yaratıcısı Tolga'ya her fırsatta söylüyoruz "müthiş" olduğunu. En olmadık isteklerimizi gönderip, acaba ne diyecek diye merakla beklerken "I'll think of something" deyişi, bilgi arsızı yapıyor bizi.

...ve bütün bunları, böylesine bir stil içerisinde yapabilmemize olanak sağlayan HP'ye, sadece bir müşteri olmadıkları için öylesine çok dua ediyoruz ki, sakın şaşırmasınlar; 10 yıl değil 100 yıl kalırlarsa o listenin en tepesinde.

 

Zihninin karanlıklarına terk etmediğin sürece kendini... Aydınlıktasın hep. ışıl ışıl geniş bir otobanda.

...ve Hayat, sana karşı büyük bir aşk içinde. Her vesileyle sana uzanmak, seni seyretmek, görmek, işitmek istiyor. Seninle olabilmek için her yolu deniyor.

Fark etmelisin; Seninle kavga etmiyor. Seni üzmek, şevkini kırmak istemiyor. Utangaç bir aşık gibi kendi gelmeyip başkasını gönderince elinde bir mektupla... elçinin sesinde o'nu duymanı, kokusunda o'nu hissetmeni, nazlandığında gülümsemeni, o'nun seni sevdiği kadar senin de o'nu sevmeni istiyor.

Hayat... seninle büyük bir aşk içinde. Kıskandığı zaman, seni çok sevdiği için. Bilmeni istiyor.

İsviçre'deyim. Küçük, mütevazi bir köy otelinde. Resepsiyondaki adam otelin sahibi. Yemek servisi yapan adam, aynı zamanda snowboard öğretmeni. Sessiz, sakin, saygılı insanların, onlarca yıldır, yılın aynı günleri, aynı odalarda konakladıkları, geleneksel bir Avrupa an'ındayım. En sevdiğim müşterim, bütün köyü aydınlatmış, gülümsetiyor gene beni.

Yazacak çok şey var. Her karesi "güzel" olan bir şeyi anımsatıyor. Geleneksellikten uzaklaşan ve bu uzak duruşu modernlik ve marifet zanneden bizler için, her an müthiş bir şey oluyor. Küçük, müthiş şeyler. Dikkatli bakmazsan gözden kaçırılası şeyler. (ama müthiş şeyler)

Hava kararınca dükkanların kapandığı bir köydeyim. Lobi diyemem o'na. Sanki evimin salonundayım. Susadım. Şeffaf bir mini bar var yanımda. İçinden bir şişe su çıkarıp, yanındaki notu okuyorum : 3 Frank. Lütfen parayı, kutunun içine bırakın.

Söylemiştim işte. Küçük şeyler... Ama müthiş şeyler...

 

Uyanır uyanmaz üzerime geçirdiğim eski bir formayla başladı bu yazı. Arkasında bir isim yazılı. Benim değil O'nun ismi. Bugün Pazar. Oturduğum evin bahçesi bembeyaz. Dışarıda güneş var besbelli dışarısı ısırıyor.

 

Dışarıyı seyrediyorum, bir yandan da düşünüyorum; ne yazsam acaba. Oysa Basketbol hakkında yazmak kolay gelir bana. Sadece oyunlara, maçlara değil, coach’lara, detaylara da bakarım elimde olmadan. Dünkü Milangaz maçında, eli sürekli alnında “olmayacak bu iş” diye yakınan takım elbiseli adam gözümden kaçmadı mesela. Yazsam yazarım koca bir yazı – sadece o’nun hakkında.

 

Ama içim Lefter dolu bu sabah ve saklayamıyorum işte. Çünkü biz Fenerium'un toplantı odasında üç kişiydik o sabah. Bir de başkan vardı yanımızda. Yasemin girdi içeri. "Geldi" dedi. Çok heyecanlandı Aziz bey. Ceketini giydi. Karşılamak üzere harekete geçiyordu ki geç kaldı, hemen arkasında beliriverdi o küçük cüsseli dev adam. Hızlı olduğunu biliyorduk tabi. Herkesden daha hızlıydı. Gene de şaşırdık işte. Gafil avlandık. Biz o’nu karşılamak isterdik, o karşıladı bizi, doğal, mütevazi, asalet dolu tebessümüyle.

 

O sezon için bir kombine kart hediye etmek istedik. Kabul etmedi. Ama öylesine nezaketle geri çevirdi ki bizi, üsteleyemedik. “Ben her hafta gelemem Başkan” dedi. “Yazık olur o koltuğa. Boş kalır. Oysa dolmalı bu mükemmel stad. Her hafta dolmalı. Genç birine verin onu”

 

Başka şeyler de söyledi tabi ama… önemli mi ? Önemli olan bugün, buz gibi bir Ocak günü, binlerce insanı sokağa döküp, hepimizin içini ısıtıp gitmedi mi ?

 

Kavgalar, mahkemeler, küfürler ve nefretler dağ gibi olup büyüyüp giderken (ve giderken en iyilerimizi bile yok edip giderken) bu eşsiz adam ölüme bile bir çalım atıp, ölümsüzler ülkesine yerleşmedi mi ?

 

Biliyorum. Bu hafta istediğiniz gibi olmadı ama bağışlayın gözyaşlarımı. Onlar her zaman benim istediğimi yapmıyorlar.

CUMARTESİ

Etiketler : ,title= cumartesi konserleri Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
31
Dec

2012 dilekleri şimdiden düşmeye başlayınca telefonuma, "haksızlık bu" diyesim geldi. Bu güzeller güzeli cumartesi'yi hiçe saymak niye ?

Yıllardır anlata anlata bitiremediğin şu konser, bir cumartesi akşamı değil miydi ? O muhteşem 4'lü finaller, Cumartesi akşamı başlamamış mıydı ? Cumartesi değil miydi, haftanın tüm yorgunluğunu üzerinden alan ? En çok onu sevmez miydin - onu beklemez miydin haftanın tam ortasında, kalabalığın içinde, nefes almaya çalışırken ??

işte bu cumartesi, o cumartesi. yanına sen yazdın 'yılın son günü' not'unu. Yalancısın sen. Kıymet bilmez ve pek az düşünen. Gece yarısını bekleyerek yok ettiğin, o büyülü cumartesi ve içinde sakladığı bütün güzellikleri...

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar