BOZULAN IMAJLAR...

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
27
Apr

İmaj danışmanlığı diye bir meslek, gerçekten de vardır. Sağda solda gezinmezler ama. Gezinmezler, çünkü müşterileriyle olan ilişkileri gizlilik esası üzerine kuruludur. Bir politikacı, bir sanatçı ve özellikle de profesyonel bir sporcu iseniz, ara sıra işiniz düşebilir bu insanlara. Çekinmeyin, girin odalarına. Sırlarınız güvendedir. Kendi bindikleri dalı asla kesmezler onlar. Nereden mi biliyorum ? Çünkü ben bir imaj danışmanıyım.

 

Televizyon kanallarında, dergi kapaklarında, özel davetlerde, görünen yüzleri hep kontrollü, çekici ve örnek insan gibi olsun isteseler de, hayat bazen sürprizlerle doludur ve hiç olmadık zamanda, hiç olmadık bir söz söyleyiverirler işte. Ve medya dünyası acımasızdır. Hayal kırıklığı, sansayson ve yitirilmiş güven çok satar. 24 saat öncenin örnek insanı, artık bozulmuş imajı ve yeni sıfatları ile her yerdedir ve iniş hızlı olur.

 

İşte böyle bir an’da tanışırlar benimle. Bir problem vardır. Yüzleşiriz ve çözeriz. Tabi izin verirlerse.

 

Ne kadar süslersek süsleyelim, çözüm daima pek basittir. Dürüst olmak gerekirse, bize ihtiyacları da yoktur. Lakin bir yabancıdan duymak, kendi kendilerini ikna etmek ve bir düşünce yolculuğuna çıkabilmek için karşılarında profesyonel bir sorun çözücü olsun isterler. Günlük hayatlarında hep karar veren oldukları için, ne yapılması gerektiğini bir başkasından duymak kolay olmaz ama buna ikna edebilirlerse kendilerini, çok hızlı çözüm üretirler çünkü onlar özel insanlardır. Daha zeki, daha hızlı ve daha fazla imkan sahibi…

 

Büyük yeteneklerimiz yoktur aslında. Ve hep aynı şeyi duyarlar bizden; “Önce içinde bulunduğun durumla yüzleş, kendini haklı çıkarmaktan vazgeç ve asla “asla” yalan söyleme. Ssonra dürüst ol ve yaşadıklarından ders almış biri olarak yeni hayatına devam et. Çünkü bu insanlar seni seviyorlar ve insan, büyük bir günah işlemediği sürece, sevdiğini daima bağışlar.  

EGO OYUNLARI

Etiketler : bir üst basamak Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
7
Apr

Bazen sessiz kalmaktır egonuzu kontrol etmenin yolu. Bazen sessiz kalabilecekken bağırmak. Ve biraz daha ileri gitmek isterseniz bu sonu gelmez oyunda... bağırıp çağırdıktan sonra birden susmak ve özür dilemektir sanki büyük bir krize yenik düşmüş ve sonra kendine gelmiş, iyileşmiş bir adam rolünü üstlenerek...

...Ama yoktur bu oyunun sonu. Çünkü hangi seviyesini becerebilirseniz becerin, bir üst basamakta sizi bekler "çok zoru başarmış olmanın acımasız gururu"

Ve tabi ki o'dur işte sizi eğiten, bir sonraki sefere "hiç bir şey" hissetmemenin imkansızlığına karşı hazırlamaya çalışan. 

METRİS

Etiketler : Aziz YILDIRIM metris Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 1 Yorum
27
Mar

 

...Camın diğer tarafındaki kapıda bir gölge beliriyor. O'nu beklerken, karşımda bir gardiyan var. Telefonu kaldırmamı söylüyor. Suratım asılıyor. Beni görmek istemediğini düşünüp üzülüyorum. Bütün bunlar, elimi telefona götürüp, gardiyanın sesini duyduğum an kadar kısa bir sürede oluyor. Oysa bu hiç de ben değilim. Ama orası hiç de olağan bir yer değil. Metris orası. Dışarısı 18 dereceyken bile buz gibi. Soğuk, ıssız ve cennetten çok uzak bir ülke. 

Sonra geliyor. O alışık olduğum ve nedense sadece benim görebildiğimi düşündüğüm sımsıcak gülümsemesiyle. Telefonu eline alıp daha dün ordaymışım gibi başlıyor anlatmaya. Restoranlardan konuşuyoruz. Yeni açılan cafelerden. Gül'den, hayattan, kulüpten, dostlardan... Daha doğrusu o anlatıyor, ben dinliyorum. Çok çabuk geçiyor zaman, inanamıyorum. 

"Yeter artık" diyor. O koridorda daha fazla kalmamı istemiyor. Ben "biraz daha" diyorum. O zaten konuşmak istiyor ama beni bir an evvel azad etmek istiyor. O içerde, ben dışardayım ama o an, tam tersini hissediyorum. Biraz daha kalsın, hemen gitmesin istiyorum. Ama büyü bozuldu bir kere ve demin duran zaman, yeniden akmaya başlıyor. 

Gardiyan geliyor. Bir şeyler söylüyor. Yemek saati de geldi zaten. Vedalaşıyoruz. Ayağa kalkıyor. Kapı iki adım ötede. Birazdan bitecek. Duruyor, arkasını dönüp bakıyor. Ben camın üzerine elimi yapıştırıyorum. Kötü bir Türk filmi gibi bir şey. Bunu neden yaptığımı bilmiyorum. Elini camın diğer tarafına koyuyor. Sonra gidiyor. Koridorda hiç kimse yok. Karşıda hiç kimse yok. Hiç kimse yok...

Oracıkta kalakalıyorum. Bu satırları işte o an, oracıkta yazıveriyorum. Sonra vaz geçip asla yazmamaya karar veriyorum. Sonra vaz geçip bir solukta yazmaya karar veriyorum. ve işte yazıyorum...

 

Bugünlerde... "hiç bitmesin" istediğim yeni bir aşk var hayatımda. Anlamsz gülümsemeler, öyle olur olmaz'larda O'nu hatırlamalar, sabaha karşı uyanıp zevkle, sessizce ağlamalar filan... O'nun sayesinde, hayatımda biri yok, herkes var. Köprünün kenarında çiçek satan çingeneler de var hayatımda.

Yazı an'ı yeniden var mesela. Bu satırlar sabah 4'te akmaya başladı. Derin denizlerden, uzak ülkelerden. Ve duracağı yoktu kalkıp yazmasam.

"Kalbimin götürdüğü yer" diye bir laf duydum, hiç yaşlanmayan adamdan. Hoşuma gider kullanırdım. Anlamadan, yaşamadan, laf ebeliğimle yuttururdum - etrafıma bağdaş kurmuş saf insanlara. Laf ebeliğine ihtiyacım yok artık benim. Anlatabilirim kolayca hepinize;

Dinleyin - çok kolay. O isteyecek. Siz yapacaksınız. Sonra kocaman bir kapı açılacak önünüzde. Acaba bile demiyceksiniz, gireceksiniz içeriye. İşte... sağdaki ilk oda; Kalbinizin götürdüğü yer !

Aşk olmalı ama hayatınızda. Aşk yoksa anlamazsanız. Yoksa, zihninizin karanlık dehlizlerinde uçurumlara savrulursunuz. Karşılık beklemeye, içerlemeye, cevapsız kalan telefonlara senaryolar yazmaya mahkumsunuz. Dokunmadıysa teninize, güvensizliğe, kıskançlığa, geçmiş denilen o büyük yalana inanmaya devam. Çaresizsiniz ve bu sizin suçunuz değil. Siz sadece aşık değilsiniz, o kadar.

...ve biliyor musunuz, hazırlanmaktan, beklemekten ve geleceğinden hiç ümid kesmemekten başka yapabileceğiniz bir şey yok. Çok istemek filan... hepsi hikaye. O sizi istemezse, siz O'nu isteyemezsiniz. Dua edin, Aşk sizi istesin.

...

Yolculuk vakti. Gün henüz ağırmadı ama her taraf ışıl ışıl görünüyor gözüme. Çiçekler açtı, kokusu yayıldı odama. Güneşin batıdan doğacağı gün bile, huzurlu O'nunla.

EMANET

Etiketler : emanet Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
5
Mar

Bazı sabahlar daha aydınlık gelir. Sabırla beklerseniz, ve huzurla, ve sessizlikle... Güneş zerafetle belirir, içinizi değil ruhunuzu ısıtır.

Bir emanet getirir. Kalbinizde yer açar, oracığa bırakıverir. Unutmak olmaz artık. İhmal etmek, sonraya bırakmak, mümkün değil. İmkansız.

Her güzel şey işte böyle başlar. "Hayal ederek" derdim eskiden. Hayır değil. Emanetle...

YERYÜZÜ MELEKLERİ...

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
2
Mar
Çok nadirdir, bencilliğimden vaz geçip, kendi bolgumda bir konuk yazara gönül rahatlığıyla yer açabilmem. Nadir olduğu için de çok değerlidir. School Of Learning, bu sene bana ne öğretti diye düşünürken geldi bu mektup. Sahibinin izni var, işte... paylaşıyorum sizinle;


...

 

Her şey hazırdı artık. Elektrikler kesilmiş mumlar yakılmıştı. Perdeyi araladım,  yere oturdum, gökyüzünde kalakaldım. Gördüm, gördükçe dinledim,  dinledikçe ağladım, ağladıkça hissettim.

Bir kitaba göre;  yeryüzü meleklerinden bir “acemi melek” mişim. Bedenlenmiş melekler, bedenlenmiş elementler, bilgeleri anlatsa da kitap ruhum “acemiliği” seçmiş.

Acemi bir ruhun kaybedecek hiçbir şeyi yoktur ya, yeni deneyimlerdeki keşfediştir onu besleyen. Bu yüzden yollardadır hep (ya da yollarda olmak niyetindedir), sırtındaki tüm yükleri tüm kapana sıkıştırılmışlıkları, tüm gökdelenleri buruşturup atmıştır (ya da atmak niyetindedir).

Sahip olunası tek şey özündür ya, diğer sahip olmaların, ünvanların… anlamını yitirdiği anlar gelir ya, o acemi anlarımdayım. Ne kadar özlemişim meğer kendimi, yalnızken ne kadar çokmuşum.

Hissetmek ifade edilemeyecek kadar buğulu… Hissedişlerime kulak verdiğimde gördüğüm sahnelerde hep mutluyum ben se “School of Learning” e beni getiren his gibi. Şimdi bakıyorum yine gülümsüyorum.

Düşlerine bakan birinin gözlerindeki ışıltıyı görmek istiyorum dedim, gördüm, şimdi aynaya bakıyorum.

“Ne hissediyorsun” demiştiniz ya, evimde gibi, ait olmak gibi, ait olmanın ahengiyle çoğaltmak gibi, daha da bir acemi gibi.

Ve işte elektrikler de geldi.

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar