ÖZEL ULAK

Etiketler : özel ulak rehavet karesi Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
5
Aug

1600'lü yıllarda yaşayan bir elçi, bir özel ulak'tı. Çok iyi at biner, çok iyi kılıç kullanırdı. Görev verilmediği günlerde sakin ve mütevazi bir hayat sürerdi. Uzun süre olmuştu. Bir çiftlikte yalnız ve sessiz günler birbirini kovalarken çağırıldı. Kuşandı, atına bindi ve saray'a girdi. Hükümdar o'nu bekliyordu. O'nun için önemli bir görev vardı. Kendinden emin tavırları ve neredeyse mağrur ifadesiyle hızla yürürken, büyük salonun kapıları aralandı. Beklemek zorunda kalmadı.

İçeriye adımını atar atmaz, Hükümdar'ı hiç beklemediği bir rehavette, yanında 2 kadınla uzanmış bir halde buldu. Hükümdar doğruldu, vakit kaybetmedi. Bu çok önemli görevi anlatmaya başladı. Güvenilirliği ve sadakati ile bilinen elçi, hükümdarı duyuyordu ama aklı bir kaç saniye evvel gördüğü rehavet karesinde takılı kalmıştı. Söylenenleri anlayamadı.

Hükümdar, bu zaafı fark etti. Sustu ve anlatmayı denemedi. Gülümsedi. Sadık elçinin omuzlarına dokundu. "Belki" dedi... "Bu görev, sana göre değil."

NBA’ciler alışıktır, önemli bir maç varsa, herkesin ışıkları kapalı, onlarınki açıktır. Londra Olimpiyatları açılış töreni de bir nevi NBA gecesidir. İngilizler, Beijing pırıtlısına ne kadar yaklaşabildi-sadece bunu bile merak etseniz, yani tarihimizde ilk defa 114 sporcuyla katılacağımızı pek umursamasanız dahi, sabahın 3’ünde ekran başında olmaya değebilir.

Zihin daha mı berraktır ne… o saatte daha fazla detayı aklında tutuyor insan. Türk kafilesinin geçişi, U2”nun “Beautiful Day” şarkısına denk düşmesi, benim için gülümseten bir tesadüftür mesela. Mümin Gala diye bir atlet, Djibouti diye bir ülke varmış. Olimpiyatlar olmasa benim için yoktu mesela. İsviçre’nin bayrağını neden Federer taşımaz, merak konusudur mesela…

Ben sporun her branşını severim. O 5 halka durunca karşımda, daha çok severim. Öyle değil tabi ama, sanki daha dürüst, daha adil, daha sportmence gibi gelir seyrettiğim her şey. Bir hakemin taraf tutabileceğine, bir oyuncunun bilerek geçileceğine inanmak istemem. Naif diyebilirsiniz ve öyleyim aslında. Orada bir maç yönetmek, bir madalya kazanmak, tarih yazmak demektir ya, kimse buna ihanet etmez, inanç ülkemde.

Olimpiyat felsefesi böylesine kocaman bir şeyken hayatımda, bir reklamcı olarak bir şey daha takılır aklıma. Spor, spor'dan daha büyüktür. Yani bir maç 90 dakikada bitmez. Bir set 25 sayıda bitmez. Öncesi, sonrası, felsefesi, zihinlere ektiği tohumları vardır. Ve herşey, nasıl algılandığına bağlıdır.

Seyretmediyseniz, benim kütüphanemde yeteri kadar cazibeli bir kelime yoktur anlatabilmek için. Ama youtube var. Girin bakın. O meşale tasarımına, o uçan bisikletlere, 18 yaşındaki geleceğin şampiyonlarına atfedilen müthiş, müthiş motivasyona önce gözlerinizle, sonra ruhunuzla şahit olun. Londra oyunlarının açılış gösterilerini mutlaka "mutlaka" seyredin.

Spor, spor'dan daha büyüktür ve bu sihirli cümle, işte bu kadar güzel anlatılabilir. 

Domo Arigato

Etiketler : japon nezaketi Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
24
Jul

 

Japon nezaketini özlemişim. Önemli bir sunumun ortasında, bariz bir hata yapmama rağmen, yeryüzündeki en zarif kelimeleri bulup, beni gülümseterek düzelten bu özel insanları özlemişim. 

Toplantı biter bitmez posta kutuma düşen minnet mesajlarını, doğru olan tavır için zamanı unutabilmelerini, eve döndüğümde, her nedense, mutlaka daha iyi bir insan olmak isteyişimi özlemişim. 

 

Seç bakalım...

Etiketler : adem seçim hakkı Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
16
Jul

Melekler secde etti. 

Halleri, sözle anlatılır gibi değildi.

Secde edilen de...

bu toprak beden değildi.

Adem... sadece Adem değildi. 

 

Şimdi seç bakalım.

Olmak istediğin gibi ol bakalım.

Seçim hakkın var senin. Kullan bakalım.

Bir yanında ışıl ışıl bir sonsuzluk,

bir yanında boşluk, yokluk ve pişmanlık.

 

Seç bakalım. 

 

 

 

 

ANGEL

Etiketler : hınzır melekler Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
2
Jul

 

İşte size, daha önce hiç bir yerde duymadığınız gizli bir bilgi : Küçük kırmızı hücrelerimizin içine yerleşmiş milyonlarca kesecik var içinizde. Ve onların içinde de, hınzırca saklanmış, minik, neşeli melekler. Hızlı hızlı koşturup duruyorlar biz uyurken bile. "Bahane beklemek" onların işi. Çok sevdiğimiz birinin ansızın çıkagelmesi mesela... Ya da uzaklardan bir haykırış, hiç tanımadığımız birinden övgü dolu bir sözcük. Metronun kalabalık duvarları arasında yürürken tenimize dokunan yabancı bir ten. Anılarımızda gizlenmiş bir şarkının ilk notaları...

Bahane bekliyorlar yüzümüze kocaman bir gülümseme yapıştırabilmek için. Buldular mı bahanelerini... "KAPAOW..." Hangisi önce davranırsa, çıkıveriyor işte. Önce gözbebeklerimiz büyüyor. Sonra içimiz ısınıyor. Sıkıntılar alınıyor üzerimizden, güneş yeniden doğuyor. Toprak bereketleniyor. Uzayıp gidiyor yazmak istediğim her güzel şey...

Çocuk oluyoruz bazen. Bazen de aşık. Yani... Hiç belli olmuyor. 

 

Göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman.

Filmlerde gördüm, kitaplarda okudum. Çocukken annemlerden duydum. Aslında herkes söylerdi, ben yaşlıların avuntusu sandım. Kısacası yürüdüm gittim. Pek anlamadım. Anlamadığımı bile çok sonraları anladım. 

...Ama şimdi anlıyorum. Derin nefesler alıyorum. Taze ve derin nefesler. Kırmızı hücrelerimi besleyen, temizleyen nefesler. Ve sonra gözlerim kapanıyor. Gözlerimi açtığımda dakikalar, çeyrek saatler geçiyor. Göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor ama kaybolmuyor zaman.

Bıraktığım her şey sanki yerli yerinde duruyor. Saatler ilerlemiş oluyor, kimbilir nerelerde neler oluyor... Lakin... ben demem değişecek şeye "değişmesin." Değişeceği varsa, önünde durmak olur mu onca şeyin. 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2021>
SMTWTFS
2829301234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930311
2345678
Bağlantılar