1.   Mutlu olmanın formülü var mıdır ? : Eğer hatıralarımız, ezberlediklerimiz, seyrettiğimiz filmler, okuduğumuz kitaplar olmasa, “mutlu olmak” için ne gerekir diye hiç düşünmeyiz. Ama birisi sorsa bize, mutlu olmak için ne gerekir? dese, o kadar çok veri olduğunu fark ederiz ki hafızamızda, sanki çok iyi bildiğimiz bir şeyi anlatamayacakmışız gibi hissederiz. Söyleyecek çok şeyimiz vardır. Bu konuda bir exper bile sayabiliriz kendimizi. Ama kelimeler dökülmeye başladığında anlarız – aslında nasıl mutlu oluruz bilmiyoruz. Biz sadece ezberlediklerimizi, okuduklarımızı, seyrettiklerimizi geri çağırır, başkalarının mutluluk yorumlarından bir kokteyl hazırlarız. İleri derece yalancılık işte böyle bir şeydir. Yalan söylediğimizi biz bile bilmeyiz çünkü “mutlu olmanın formülü”nü bilmediğimizi asla itiraf edemeyiz.

 

2.   Cennet neresidir ? : Çok eski zamanlardan beri tasvir edilmeye çalışılan bir mekandır ama tıpkı mutluluk gibi, herkesin cenneti de farklıdır. “Cennet gibi bir ada” ya da “kendimi cennette sandım” benzeri cümleleri hepimiz duymuşuzdur. Yani biz cenneti hep bir mekan olarak algılarız. Oysa belki de cennet bir mekan değildir. Belki “O” bir an’dır. Ve eğer öyleyse, kuvvetle muhtemeldir ki, cennet – içinde bulunurken kendini güvende ve huzurlu hissettiğin, tek bir şeyin bile değişmesini istemediğin, sonsuza kadar her şeyin aynı kalmasını istediğin bir an’dır. Bu yüzden de herkesin cenneti farklıdır.

 

3.   İstemek : Cennet’teyken hiç bir şey istemek zorunda değilsek... İstemeye başladığımız an, cehennem’e mi düşeriz ? Yo. Hayır. Öyle düşünmeyin sakın. İstemek, yeniden cennet’e yükselmek için elimizdeki sihirli değnektir aslında. Ama dikkatli olmak gerekir. Çünkü istemek çok tehlikeli bir donanım olabilir. Ne isteyeceğinizi bilmezseniz, cennete yükselmek yerine cehennemin derinliklerine doğru da sürüklenebilirsiniz.

 

4.   Bu dünyaya gelirken : Doğduğumuz gün çok değerli bir bilgiyi  yanımızda getiririz. “istemek”. Bir yolunu bulup istediğimizi de elde ederiz. Özellikle bebekken, her istediğimizi mutlaka elde ederiz. Bazen hemen, bazen biraz ağlayıp huysuzluk yaptıktan sonra. Ama mutlaka, istediğimizi elde ederiz. Aslında “istemek” konusunda bir olimpiyat oyunları düzenlense, hepimiz katılabilir, hepimiz bir madalya için kendimizi şanslı görebiliriz. “istemek” o kadar içimizdedir. Üstelik sadece istemeyi değil, istediklerimize sahip olmayı da biliriz.

 

5.   Gecenin ortasında... : Hepimizin başına gelmiştir. Saat gece yarısını geçmiş ve bizim canımız koca bir Big Mac çekmiştir. Başkasının canı çekmişse, “bu saatte yenir mi?” deriz ve bu saatte yenmeyeceğine kendimizi de kolayca inandırırız. Oysa bizim canımız çekmişse, durum farklıdır. O Big Mac mutlaka bulunmalıdır. Arabanın anahtarlarını nereye koyduğunuzu hatırlamasanız bile olağan üstü bir gayretle bütün evi dolaşır, o anahtarları bulursunuz. Üzerinizde pijamanız varsa, üşenmez, tekrar giyinirsiniz. Sonra kilometrelerce yol gider, o Big Mac’e sahip olursunuz. İstemek, arzu edilene kavuşmanın vaz geçilmez enstrümanıdır.

 

6.   Beklentiler : Peki ama o Big Mac yendikten sonra nasıl hissedersiniz hiç düşündünüz mü ? Çok büyük ihtimalle, Big Mac yendikten dakikalar sonra, yola çıkarken şekillendirdiğiniz haz beklentisinin çok altında bir duyguyla başbaşa kalırsınız. Arzularla ilgili değişmez gerçek budur. Hiç bir zaman, hiç bir materyal arzu, tatmin edildiğinde, hayal edilen düzeyde bir haz oluşturmaz. Bu duygunun adı “hayal kırıklığı”dır ve bununla başa çıkmanın tek yolu vardır – yeni bir arzu ve dolayısıyla yeni bir istek. Big Mac örneğinden yola çıkarsak, belki bir tatlı, belki bir gece kahvesi, belki sahilde uzun bir yürüyüş. Ama beklentiler daima gerçeklerin üzerinde set edilir. Böyle olduğu sürece de hayal kırıklığı kaçınılmazdır.

 

7.   Biz daima bizim olmayanı isteriz : Hayat hiç durmadan akıp gittiği için ve arzularımızın oluşturduğu beklentilerimiz her zaman çok yüksek olduğu için, “istemek” hayal kırıklıklarımızla yüzleşmeme fırsatımız olur. Hayatımız boyunca kırmızı bir spor araba düşlesek, onu satın aldığımız gün, yeni bir düş’ün tohumlarını atmaya başlarız. Çünkü artık o bizimdir ve ilk günkü heyecan erimeye başlamıştır. Oysa bizim her an yeni bir heyecana, hedefe, peşinden koşulacak bir metaya ihtiyacımız vardır. Bize bu öğretilmiştir ve daha azıyla asla yetinemeyiz. Aslında, biz, daima bizim olmayanı isteriz ve işte bu yüzden de o’na asla sahip olamayız.

 

8.   Sahip olduğumuzu istemek... : Cennet’i deneyimlemeyi denemek ister misiniz ? Hiç bir şeyin değişmesini istemediğimiz bir an yaşamak ister misiniz ? Şeysel adalarında bir tatil için binlerce dolar vermeden de böyle bir an yaşayabilirsiniz. Tek yapmanız gereken, zaten sizin olan bir şeyi istemeniz. Alışık olduğunuz bir şey değil biliyorum. Çünkü biz programlanmış insanlarız. Bizim olmayanı istemeye programlanmış, doyumsuz varlıklarız. Ama denerseniz, alışılagelmişin dışına – programın dışına çıkabilirsiniz. Herşeyin çok önceden yazıldığı bir dünyadan, yeni bir dünyaya geçebilirsiniz. Sahip olduğunuz bir şeyi düşünün ve o’nu isteyin. Bunu becerebilirseniz, sahip olduğunuz şeyin değerini, abartıdan, yüksek beklentilerden arınmış bir şekilde görebilir, bilebilirsiniz.

 

.....

 

9.   Siz karar vermeden önce... : Bir odaya giriyorsunuz ve karşınızdaki kişi konuşmaya başlıyor ve siz, o kişi hakkında karar veriyorsunuz. O’nu sevip sevmediğinize, ne kadar uyumlu giyindiğine ya da ne kadar bakımsız olduğuna karar veriyorsunuz. En azından böyle olduğunu zannediyorsunuz. Oysa gerçek biraz daha farklı. Artık kesinleşmiş bir ilim sayesinde söyleyebiliriz ki, beyninizin nörolojik uzantıları, siz o odaya girmeden bir kaç salise önce, birazdan olacaklar hakkında karar önerilerini size iletiyor ve eğer sistem nasıl çalışır hakkında bir bilginiz yoksa, 100 defanın 100’ünde de, bu önerileri alıp, kendi kararınız gibi onaylıyorsunuz. Çünkü her şey çok çabuk oluyor ve siz, hiç bir etki altında kalmadığınızı düşünüyorsunuz. Oysa siz, en etkili güç tarafından hipnotize edildiniz ; kendiniz ! Bu durumu dopler çekimleri altında izlerseniz, kendi gözlerinizle de görebilirsiniz ki, sizi verdiğiniz kararlara sürükleyen ve bilincinizden yaklaşık 0.2 saniye önde koşan, sizden daha derin bir “siz” varsınız ve kararları işe o “siz” veriyor. 

 

10.   Program : Bu anlatılanları çok gelişmiş bir software olarak düşünün. Doğduğunuz günden bugüne kadar yaşadığınız – farkına vardığınız ya da fotoğrafını çekip bilinçaltına attığınız herşey ve önemsiz sandığınız trilyonlarca kareyi aynı anda process eden, neredeyse hiç hata yapmayan, sizin için neyin doğru neyin riskli olduğuna sizin adınıza karar veren ve yaşadığınız hayatı yöneten bir program var ve size o kadar yakın çalışıyor ki,  o’nun hazırladığı herşeyi kendiniz hazırlamış sanıyorsunuz. Patron siz’siniz sanıyorsunuz ama patron siz değilsiniz. Program sizi yönetiyor ve üstelik... en zeki tuzağı da, sizi, kendi kendinizi yönettiğinize inandırıyor. 

 

11.    Sürprizlere yer yok : Program hakkında bilmeniz gereken bir şey daha var. Program, sürprizleri sevmez. Geçmişinizde olanları ve onlara gösterdiğiniz reaksiyonları, genlerinizdeki birikimleri öyle donanımlı bir şekilde process eder ki, yatay dünyada yaşadığınız sürece, onun güçlü önerileri, sizin özgür iradeniz gibi işlem görür ve hareketleriniz günlük yaşamanız boyunca yapabileceğiniz en doğru şeylermiş gibi gelir. Günün sonunda biri sizi uyarsa, kritik etse, siz kendinizi haktlı çıkaracak sebepleri, şartlar altında en iyisini yaptığınızı kolaylıkla savunursunuz. 

 

12.     Dikey dünya : Programdan memnun olanlar için, programda kalmak isteyenler için sorun yok. Onlar hayatlarına zdevam edebilir. Ama programdan çıkış arayanlar için, çıkış dikey dünyayadadır. Bunun ilk şartı da, bu workshop'ta konuşulanlar dahil, geçmişinizden ödünç alacağınız herşey, benim ya da diğerlerinin anlattığı herşey, bir kenara bırakılmalı, kendi derinliklerinize bakmalısınız. Çünkü geçmiş ve başkaları ile gelecek ve endişeleri, sizi çabucak yatay dünyaya geri çeker. O kadar hızlı çeker ki, fark edecek zaman bulamazsınız. Üstelik program, sizi rahatlatacak maharetli bir sebep de önerir ve dikey dünya saçmalığını bir kenara bırakıverirsiniz. Dikey dünya bir masal mıdır yoksa programdan çıkış mıdır - buna kendiniz karar vermelisiniz. 

 

13.      Sandığımızdan daha fazlasıyız : Bu workshop'un sizde bırakmasını istediğim tek şey, şu an her ne kadar olduğunuzu düşünüyorsanız düşünün, düşündüğünüzden çok daha fazlasına erişiminiz var. Bu hakkınızı kullanmak istemeyebilirsiniz. Ama "istemek" size verilmiştir ve onu kullanmadan iade etmek, en azından sizin seçiminiz olmalı. Istediğinizi zannettiğiniz şeyleri, program size önerdiği için mi yapıyorsunuz ? Eğer öyleyse... bugüne kadar hiç bir şey istememiş olabilirsiniz. Çünkü dikey dünyada, her istediğiniz sizin olabilir. İsteyin. Sizin olsun. 

Doğum günü

Etiketler : 29eylül Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 1 Yorum
29
Sep

Bugün benm dogum günüm. Ve biliyorum ki, düşlerimin yerini pişmanlklar alana kadar yaşlanmış saylmayacağım ben.

 

Perşembe gecesi… Haliç Kongre Merkezi’nin en görkemli salonu… Binlerce kırmızı koltuk… Oscar törenlerini imrendirecek kadar gösterişli bir sahne… İçiçe geçmiş beyaz basamaklı halkaların arasında, mavi neon ışıklarla dans eden, uzun elbisesiyle herkesi büyüleyen Burcu… Ve bütün bunlar yetmediyse, neredeyse 100 şampiyon sporcu.

Istanbul Spor Ödülleri’nden bahsediyorum. İsimleri okunurken, tekerlekli sandalyeleriyle gururla ve heyecanla kenarda bekleyen çok büyük insanlardan bahsediyorum. Herkes yürüye yürüye gelirken, sahneye koşar adım giden, yaşları 70’i biraz geçmiş genç delikanlılardan bahsediyorum. Bahri’den, Aslı’dan, Servet’ten bahsediyorum…

..ve tabi ki Beşiktaş erkek basketbol takımından bahsediyorum. Ödüllerini almak için sahneye çıktıklarında, ne kadar tevazu gösterseler de, sanki 300 Spartalı gibi görünmekten kaçamayan, simsiyah takım elbiseli, dimdik duruşlu, güleryüzlü ve sportmen bir elitler ordusundan bahsediyorum.

Bir kez daha anladım ki, sahalarda, pistlerde, havuzlarda verilen o insan üstü savaşlar bittiğinde, kazananlar takdir edilmek istiyor. Bu onların en doğal hakkı. Bu, hergün binlerce sorunla boğuşan sıradan insanların önüne konulabilecek en büyük rol model örneği. Kamplara ayrılan türlü türlü inanışları biraraya getiren güçlü bir tutkal. Davalar, kavgalar, sağdakiler, soldakiler gerçek bir şampiyonun önünde eriyip gidiyor işte.

Ama belki de bu özel geceyi benim için unutulmaz kılan en önemli kare, bir tekerlekli sandalyede sahneye çıkmak için sırasını bekleyen o olağanüstü kadının, adı okunduğunda gözlerinden süzülen “Gizem”li gurur gözyaşları.

Spor hakkında söylenebilecek milyonlarca şey varken, hepsinin tek bir gözyaşı damlasının içine sığabilmesi ne kadar büyüleyici.

RÜYA

Etiketler : rüya siparişi Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
7
Sep

Bazen bir rüya sipariş edebilir insan. Yatmadan önce isteyebilir. Çok özlediği biriyle yeniden buluşabilir. "...Ve çok gerçekçi olsun, gerçek olandan daha gerçek olsun" diyebilir, henüz gözlerini kapatmamışsa.

Ağlayabilir. (Bu olabilir) Çok özlediği için, dokununca göz yaşları durmayabilir. Melek olup gitmişse başka bir dünyaya... bazen, insan da rüya olup gidebilir.

GÜVENLİK ÇEMBERİ

Etiketler : comfort zone Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
18
Aug

Lütfen dışarı çıkın. Hayatınızda sizi hiç zorlamayan, kolayca yapabildiğiniz herşeyi yanınıza alıp yere oturun. Sonra elinize bir değnek alın ve kollarınızın uzanabildiği kadar büyük bir daire çizin. Bu sizin "güvenlik çemberi"niz. İçinde rahat ettiğiniz, kendi kendinize yettiğiniz, aşırı derecede heyecanlanmadığınız, korku ve radikal kararlardan korunmuş yalancı cennetiniz.

"Lütfen beni rahat bırak, ben böyle iyiyim" diyen biriyle karşılaşırsanız, ihtimal o dur ki, işte orada yaşıyor. Lütfen o'nu rahat bırakın. 

Şimdi ayağa kalkın. Elinizdeki değneği yere atın. Çemberinizin sınırlarına doğru yürüyün. Korkmayın, dokunun. Kağıttan bir duvar olduğunu, dokunmayı becerebilirseniz, kolayca yırtıldığını ve şimdiye kadar hiç görmediğiniz bir dünyaya açıldığını göreceksiniz. Yenilik istiyorsanız, dokunun. 

Çemberin içindeyken kendinizi avuttuğunuz "ben kendime yeterim"ler, "hiç kimseye ihtiyacım yok"lar korkularınızın gizlendiği süslü yalanlardır. Ama içindeyken çok inandırıcı gelirler. Oysa hayat, "dışardadır" 

Herkesin çemberi farklıdır ama... Dolu bir hayat yaşadığını sanıp kaybolanlardan olmayın sakın. Bir gece yarısı yatağınızdan kalkıp arabanıza binebiliyorsanız, soluğu Bodrum'da alıp, haftasonu kaybolabiliyorsanız bile, hala çemberinizin içinde geziniyor olabilirsiniz. Yapabildikleriniz değil, yapmayı defalarca hayal edip bir türlü yapamadıklarınızdır sınırınız. "seni seviyorum" diyebilmektir. "artık ben yokum" diyebilmektir. Hayatınızda "ilk defa" yapabilmek, "yenilik" yaratabilmektir.

Kapatın gözlerinizi ve düşünün. Biri şakağınıza namluyu dayasa "Hayatta yapamam" dediğiniz o şey her neyse... işte onu yapabilmektir.

Bizler, çok isteyip yapamadığımız her şey için, arkasına saklanacak görkemli bir yalan uydururuz. Yapamadığımızı yapanlara "çıldırmış" der, onları değil, kendi korkaklığımızı ödüllendiririz. Vazgeçtiğimiz hayallerimizi büyük siyah bir torbaya doldurur, güvenlik çemberimizin dışına bırakırız.

Cennet... güvenlik çemberimizin dışındadır, biz onu başka bir hayatta ararız. 

 

MUSTAFA

Etiketler : kırmızı muzzy Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
12
Aug

Cam salona girdim. Tanıdık bir salondur. Hep güzel şeyler olur orada. Hafta içiydi. Akşamdı. Kalabalıktı. Bir kaç özel insan vardı. Bazıları daha özel...

Yarım bir çember yaptılar, hararetle konuştular. Ben ayaktaydım. Uzaktaydım, seyrediyordum. Seyretmeyi severim ben...

O'nunla da orada tanıştım. Siyah takım elbise, beyaz gömlek, ince siyah kravat, o büyük desenli kol düğmeleri, parlak siyah ayakkabılar, korkusuzca gülümseyen bakışlar...

Çağırdım. Bir hafta sonra ofisime geldi. İlk görüşmemiz iyi gitmiyordu. Söyledim. Durdurduk. Biraz geri sardık, yeniden başladık.

İlk görüşmemiz çok iyi gitti. Sonra işe başladı. Artık bir kırmızı'ydı.

Yıllar geçti. Hep kırmızı kaldı. Kırmızı büyüdü. Biraz bocaladı. Çabuk toparlardı. Bu defa uzun sürdü. Kendi de fark etti. "Ben bi askere gidip geleyim" dedi. Bugün askere gitti.

Cep telefonumdaki adı Muzzy. Söz verip de tutamadığı günlerde Judas. Aslında Mustafa. 

Her zaman güvenilir. Her zaman güvenir. Biz inananlar için, işte bu yüzden nereye giderse gitsin güvende. Korunaklı bir ağacın altında. Yağmur yağsa ıslanmaz, kış olsa üşümez. Asker olsa gözümüz arkada kalmaz. 

Bu yüzden... bugün kimsenin gözü arkada kalmasın. Bugün gitti, yarın dönecek. Hem de daha fazlasıyla değil daha azıyla...

 

 

 

 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2021>
SMTWTFS
2829301234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930311
2345678
Bağlantılar