Doğum günü

Etiketler : 29eylül Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 1 Yorum
29
Sep

Bugün benm dogum günüm. Ve biliyorum ki, düşlerimin yerini pişmanlklar alana kadar yaşlanmış saylmayacağım ben.

 

Perşembe gecesi… Haliç Kongre Merkezi’nin en görkemli salonu… Binlerce kırmızı koltuk… Oscar törenlerini imrendirecek kadar gösterişli bir sahne… İçiçe geçmiş beyaz basamaklı halkaların arasında, mavi neon ışıklarla dans eden, uzun elbisesiyle herkesi büyüleyen Burcu… Ve bütün bunlar yetmediyse, neredeyse 100 şampiyon sporcu.

Istanbul Spor Ödülleri’nden bahsediyorum. İsimleri okunurken, tekerlekli sandalyeleriyle gururla ve heyecanla kenarda bekleyen çok büyük insanlardan bahsediyorum. Herkes yürüye yürüye gelirken, sahneye koşar adım giden, yaşları 70’i biraz geçmiş genç delikanlılardan bahsediyorum. Bahri’den, Aslı’dan, Servet’ten bahsediyorum…

..ve tabi ki Beşiktaş erkek basketbol takımından bahsediyorum. Ödüllerini almak için sahneye çıktıklarında, ne kadar tevazu gösterseler de, sanki 300 Spartalı gibi görünmekten kaçamayan, simsiyah takım elbiseli, dimdik duruşlu, güleryüzlü ve sportmen bir elitler ordusundan bahsediyorum.

Bir kez daha anladım ki, sahalarda, pistlerde, havuzlarda verilen o insan üstü savaşlar bittiğinde, kazananlar takdir edilmek istiyor. Bu onların en doğal hakkı. Bu, hergün binlerce sorunla boğuşan sıradan insanların önüne konulabilecek en büyük rol model örneği. Kamplara ayrılan türlü türlü inanışları biraraya getiren güçlü bir tutkal. Davalar, kavgalar, sağdakiler, soldakiler gerçek bir şampiyonun önünde eriyip gidiyor işte.

Ama belki de bu özel geceyi benim için unutulmaz kılan en önemli kare, bir tekerlekli sandalyede sahneye çıkmak için sırasını bekleyen o olağanüstü kadının, adı okunduğunda gözlerinden süzülen “Gizem”li gurur gözyaşları.

Spor hakkında söylenebilecek milyonlarca şey varken, hepsinin tek bir gözyaşı damlasının içine sığabilmesi ne kadar büyüleyici.

RÜYA

Etiketler : rüya siparişi Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
7
Sep

Bazen bir rüya sipariş edebilir insan. Yatmadan önce isteyebilir. Çok özlediği biriyle yeniden buluşabilir. "...Ve çok gerçekçi olsun, gerçek olandan daha gerçek olsun" diyebilir, henüz gözlerini kapatmamışsa.

Ağlayabilir. (Bu olabilir) Çok özlediği için, dokununca göz yaşları durmayabilir. Melek olup gitmişse başka bir dünyaya... bazen, insan da rüya olup gidebilir.

GÜVENLİK ÇEMBERİ

Etiketler : comfort zone Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
18
Aug

Lütfen dışarı çıkın. Hayatınızda sizi hiç zorlamayan, kolayca yapabildiğiniz herşeyi yanınıza alıp yere oturun. Sonra elinize bir değnek alın ve kollarınızın uzanabildiği kadar büyük bir daire çizin. Bu sizin "güvenlik çemberi"niz. İçinde rahat ettiğiniz, kendi kendinize yettiğiniz, aşırı derecede heyecanlanmadığınız, korku ve radikal kararlardan korunmuş yalancı cennetiniz.

"Lütfen beni rahat bırak, ben böyle iyiyim" diyen biriyle karşılaşırsanız, ihtimal o dur ki, işte orada yaşıyor. Lütfen o'nu rahat bırakın. 

Şimdi ayağa kalkın. Elinizdeki değneği yere atın. Çemberinizin sınırlarına doğru yürüyün. Korkmayın, dokunun. Kağıttan bir duvar olduğunu, dokunmayı becerebilirseniz, kolayca yırtıldığını ve şimdiye kadar hiç görmediğiniz bir dünyaya açıldığını göreceksiniz. Yenilik istiyorsanız, dokunun. 

Çemberin içindeyken kendinizi avuttuğunuz "ben kendime yeterim"ler, "hiç kimseye ihtiyacım yok"lar korkularınızın gizlendiği süslü yalanlardır. Ama içindeyken çok inandırıcı gelirler. Oysa hayat, "dışardadır" 

Herkesin çemberi farklıdır ama... Dolu bir hayat yaşadığını sanıp kaybolanlardan olmayın sakın. Bir gece yarısı yatağınızdan kalkıp arabanıza binebiliyorsanız, soluğu Bodrum'da alıp, haftasonu kaybolabiliyorsanız bile, hala çemberinizin içinde geziniyor olabilirsiniz. Yapabildikleriniz değil, yapmayı defalarca hayal edip bir türlü yapamadıklarınızdır sınırınız. "seni seviyorum" diyebilmektir. "artık ben yokum" diyebilmektir. Hayatınızda "ilk defa" yapabilmek, "yenilik" yaratabilmektir.

Kapatın gözlerinizi ve düşünün. Biri şakağınıza namluyu dayasa "Hayatta yapamam" dediğiniz o şey her neyse... işte onu yapabilmektir.

Bizler, çok isteyip yapamadığımız her şey için, arkasına saklanacak görkemli bir yalan uydururuz. Yapamadığımızı yapanlara "çıldırmış" der, onları değil, kendi korkaklığımızı ödüllendiririz. Vazgeçtiğimiz hayallerimizi büyük siyah bir torbaya doldurur, güvenlik çemberimizin dışına bırakırız.

Cennet... güvenlik çemberimizin dışındadır, biz onu başka bir hayatta ararız. 

 

MUSTAFA

Etiketler : kırmızı muzzy Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
12
Aug

Cam salona girdim. Tanıdık bir salondur. Hep güzel şeyler olur orada. Hafta içiydi. Akşamdı. Kalabalıktı. Bir kaç özel insan vardı. Bazıları daha özel...

Yarım bir çember yaptılar, hararetle konuştular. Ben ayaktaydım. Uzaktaydım, seyrediyordum. Seyretmeyi severim ben...

O'nunla da orada tanıştım. Siyah takım elbise, beyaz gömlek, ince siyah kravat, o büyük desenli kol düğmeleri, parlak siyah ayakkabılar, korkusuzca gülümseyen bakışlar...

Çağırdım. Bir hafta sonra ofisime geldi. İlk görüşmemiz iyi gitmiyordu. Söyledim. Durdurduk. Biraz geri sardık, yeniden başladık.

İlk görüşmemiz çok iyi gitti. Sonra işe başladı. Artık bir kırmızı'ydı.

Yıllar geçti. Hep kırmızı kaldı. Kırmızı büyüdü. Biraz bocaladı. Çabuk toparlardı. Bu defa uzun sürdü. Kendi de fark etti. "Ben bi askere gidip geleyim" dedi. Bugün askere gitti.

Cep telefonumdaki adı Muzzy. Söz verip de tutamadığı günlerde Judas. Aslında Mustafa. 

Her zaman güvenilir. Her zaman güvenir. Biz inananlar için, işte bu yüzden nereye giderse gitsin güvende. Korunaklı bir ağacın altında. Yağmur yağsa ıslanmaz, kış olsa üşümez. Asker olsa gözümüz arkada kalmaz. 

Bu yüzden... bugün kimsenin gözü arkada kalmasın. Bugün gitti, yarın dönecek. Hem de daha fazlasıyla değil daha azıyla...

 

 

 

 

ÖZEL ULAK

Etiketler : özel ulak rehavet karesi Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
5
Aug

1600'lü yıllarda yaşayan bir elçi, bir özel ulak'tı. Çok iyi at biner, çok iyi kılıç kullanırdı. Görev verilmediği günlerde sakin ve mütevazi bir hayat sürerdi. Uzun süre olmuştu. Bir çiftlikte yalnız ve sessiz günler birbirini kovalarken çağırıldı. Kuşandı, atına bindi ve saray'a girdi. Hükümdar o'nu bekliyordu. O'nun için önemli bir görev vardı. Kendinden emin tavırları ve neredeyse mağrur ifadesiyle hızla yürürken, büyük salonun kapıları aralandı. Beklemek zorunda kalmadı.

İçeriye adımını atar atmaz, Hükümdar'ı hiç beklemediği bir rehavette, yanında 2 kadınla uzanmış bir halde buldu. Hükümdar doğruldu, vakit kaybetmedi. Bu çok önemli görevi anlatmaya başladı. Güvenilirliği ve sadakati ile bilinen elçi, hükümdarı duyuyordu ama aklı bir kaç saniye evvel gördüğü rehavet karesinde takılı kalmıştı. Söylenenleri anlayamadı.

Hükümdar, bu zaafı fark etti. Sustu ve anlatmayı denemedi. Gülümsedi. Sadık elçinin omuzlarına dokundu. "Belki" dedi... "Bu görev, sana göre değil."

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar