KEKLİKLERİN ŞAHİTLİĞİ

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
26
May

Derler ki, Allah zulmü kendisine dahi yasaklamıştır. Ve bu suçu işleyenlerden intikamını mutlaka alacaktır. 

Eski zamanlarda bir yöreye hükmeden bir Emir vardı. Yolu bu topraklara düşen herkes o'nun şatosunun önünden geçer, bazen konaklamak ve karınlarını doyurmak için kapısını çalardı. Bir yaşlı adamın da yolu düştü ve konaklamak istedi. Önemli bir misafire davranıldığı gibi davranıldı o'na. Önüne koca bir sofra açıldı, hizmetkarlar çeşit çeşit ikram getirdi gümüş tepsilerin içinde.

Tepsilerden birinin kapağı açıldığında leziz bir pilavın üzerinde iki adet kızarmış keklik gördü adam, ve durakladı. Öylesine bakakaldı. Bu tereddütü fark eden Emir sordu : "Neden durakladın yolcu?" Yaşlı adam önce cevap vermek istemediyse de nedense konuşmaya başladı. "Ben, gençlik yıllarımda bu yöreden geçen kervanların önünü keser eşkiyalık yapardım. Bir gün karşıma bir kervan çıktı. Tüm eşyalarına el koydum ve herkesi öldürdüm. Kervanın sahibi yalvardı. "Herşeyimi aldın, canımı bağışla" dedi. Ama dinlemedim. Malın da benim, canın da benim dedim. Bunun üzerine etrafına bakındı da, çok uzaklarda iki keklik gördü. Dedi ki "Yüce Rab'bim. Etrafta hiç kimse yok. Ama şu keklikler şahidim olsun ki, bu adam bana zulmediyor. Benim intikamımı al." Pişmanlık içinde bir iç çekti adam ve şöyle dedi "işte bunu hatırladım"

Sukünet içinde dinleyen Emir, birden ayağa kalktı. Keskin kılıcını kınından çıkardı ve bir hamlede yaşlı adamın boynunu vurdu. Dedi ki : "Kekliklerin şahitliğini kabul ediyorum"

 

BREATH

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
27
Mar
Mutlaka karşınıza çıkmıştır. Seminerler var bunu anlatan. Kitaplar var. YouTube'da filmler var...

"Timeless" diyorlar buna. Zamansız yaşamak.

An'ı yaşamakla karıştıranlar var. Zamana mahkum olmamak diye çevirenler var. Kendi yorumuna göre hayatını değiştirenler... başkalarına da akıl verenler var.

Madem ki "sky is the limit" ve herkesin söyleyeceği bir şey var... Ben de kendiminkileri söyleyeyim. Çünkü iş adamları, iş kadınları için - özellikle de brief üzerine brief alıp, zamanı bir türlü yetiştiremeyen reklamcılar için bu söyleyeceklerimde belki bir fayda var.

Zamanın olmadığı bir dünyada nefes alıp, üretebilmek için yapman gerekenlerden önce yapmaman gerekenleri öğrenmelisin.

Zamansız olmak,  zamana saygısız olmak demek değildir. Meşgul olduğun bir işe dalıp, saatin kaç olduğunu umursamamak değildir. Randevularına geç kalıp "zamanın göreceli olduğunu" savunmak değildir. Karşına çıkan eğlenceli bir fırsatın peşinden sürüklenip bütün sorumluluklarını unutman, bilinçsizce kendini "akışa bırakman" asla değildir. Bunlar eğlencedir, yarım yamalak bilgi kırıntılarıdır, en kötüsü... bahanedir. Yanlış anladığın bir felsefenin hayatını mafhedişine seyirci kalıp, bunun farkında bile olmaman anlamına gelir ki, ne yazıktır...

Çok dikkatli olmaktır. Kalbinin, sessizlik ve sukünet içerisinde saniyede tam ve düzenli olarak 1 kere atma halidir. Karar vermeme, kararın sana gelmesini bekleme halidir. Acele etmeden, endişeye gerek duymadan, hiç bir şey ispat etmek zorunda kalmadan, senden daha büyük bir "Sen" için bilerek ve isteyerek yer açman, korkmaman zamana yenik düşmeden etrafında şekillenen herşeyi huşu içerisinde seyretme halidir.

Ve böyle durur zaman. Senin yaşlanmana, hücrelerinin yorulmasına, yavaşlayıp ölmene sebep olan "zaman" durduğu için... yaşlanmazsın... yorulmazsın... ölmezsin.

Bu kadar dikkatli ve bu kadar güvende olduğun bu zamansızlık hali, bugüne kadar yaşadığın tüm deneyimleri, "sana açık" bir bilgi havuzunda hizmetine sunar. Böylece doğduğun ilk günden var olduğun bu gerçeklik haline kadar yaşadığın herşeyden öğrendiklerin, saydam bir netlikte, anında erişilebilir bilgi olarak senin üzerinden işler. Kısacası... her şart altında ne yapacağını bilirsin.

Ama senin hiç yaşamadığın, hiç deneyimlemediğin haller de vardır.

Bu kadar dikkatli ve bu kadar güvende olduğun bu zamansızlık hali, etrafında olan biten herşeyin deneyimlediği sonsuz bilgi akışını da seninhizmetine sunar. (ille de insanlardan bahsetmiyorum. Çatısı akan bir ev, çatlak, kuru bir toprağın içinden filizlenen bir tohum, eski bir heykel'in üzerinde duran bir kelebekten bahsediyorum)

Seninle konuşan kişi, aniden yanan trafik lambası, sıra tam sana geldiğinde satışı durdurulan konser bileti, öfkeli bir taksi sürücüsü senin için ne kötü bir şeydir, ne de iyi bir şey. Sadece data. Sadece bilgi ! Sana doğru akan ve tüm dünyanın sırlarını senin üzerinden ifşa etmeye hazır, saf altın değerinde bilgi.

Bolca kitap okuyabilirsin. Her gün yeni bir seminere gidebilirsin. Guru'larla tanışıp yıllarca peşlerinden koşabilirsin. Öğrenebilirsin. Söylediklerini milyonlarca kişi hararetle dinleyip sana itaat edebilirler. Lakin zamanın olmadığı bir hali üzerine giyemediysen, böyle bir hal içinde tek bir nefes bile alamadıysan... çok dikkatli ol. Aksi takdirde, ölürsün.



ELEŞTİRİNİN KURALI

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
12
Mar

İnsanız. Okuyamayabiliriz. Olan şeyleri oldukları gibi göremeyebiliriz. Masum bir cümleyle başlayıp acımasız olabiliriz. 

Neyseki bizim gibi başkaları var. Dinlersek öğrenebiliriz. Adına eleştiri denilen o kaba, tatsız görünümlü ilacı hazmedebilirsek, kolayca iyileşebiliriz. 

Oysa çoğu zaman dokunur nefsimize. Duyar duymaz gözlerimiz kocaman açılır. Hararetle savunuruz. İtiraz ederiz. Bahaneler bulur, başka ülkelere gideriz.

Gene de acımasızdır eleştirilenin kuralı. Söylenecek şey sükunetle söylenmezse eğer, hele bir de öfkeli, tepkili, yüksek frekanslıysa sesimiz... rahat değilizdir, emin değilizdir, günahsız değilizdir.

İtiraf etsek de, içimizde saklasak da, uyandıktan sonra biliriz herkesden önce. 


SES DOSYASI

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
5
Mar

Kalbinin sesini duymak isteyen insanlar, bazen çok uzun süre beklemek zorunda kalabilir. Ve bazen, gözlerini kapatır kapatmaz o cennet akustiğinde kendini bulabilir.

Ama bu ses, o kısacık sessizlik anında duyulur zannederseniz, ben öyle olduğuna inanmıyorum. Duyduğumuz şey, yıllardır yazılan, en ince ayrıntısına kadar tekrar tekrar değiştirilen, her kelimesi özenle seçilmiş, aralarındaki boşluklar, sessizlikler çok önceden mezurlanmış, kalbine verilmesi için ve sonra da zihninize aktarılması için özenle hazırlanmış bir ses dosyasıdır. (Sadece biz duyarız ve aslında yasaktır, ulu orta anlatmak, tekrar etmek, başkalarına yardım edeceğimizi düşünüp de etrafa saçmak)

Bunun böyle olmasının sebebi, bizim böyle olmamızdır. Biz, gözlerimizi tam bir samimiyetle kapattığımızda, o an'ın değil, 20 yılın, 30 yılın, 40 yılın özetini duyarız. Kalıplaşmış ezberlerimizden, gittiğimiz seminerlerin hipnozlarından, okuduğumuz kitapların ve takip ettiğimiz bilge insanların onlara özel seslerinden arınıp, sadece ve çok özel olarak bize hediye edilmiş, kendi sesimizi duyarız.

Ben... işte buna inanıyorum.

 

 

AŞK İÇİN...

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
13
Feb

 

Aşk için çıkar bütün savaşlar. Aşk için bozulur bin yıllık yeminler. Bu dünyaya ait olmayan bir şey bu dünyada arandığı için... yıkılır, yakılır, yeniden başlanır her defasında

Gene de aşk ile geçilir, bir dünyadan diğerine...

 

 

DİALOG

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
5
Feb

Eğitim sistemi ile ilgili endişesi olmayanımız var mıdır ? Sadece ülkemizde değil dünyanın neredeyse heryerinden milyonlarca aileyi denek edinseniz, arayıp sorsanız, "herşey çok iyi" diyenlerin oranı %1'den fazla mıdır ? Şanslı azınlık bir kenara, okula giderken bildiklerimizin çoğunu - çocukluk neşesini, yaratıcılığı, istediğini samimiyetle isteyebilme yeteneğini - saflığını - özür dileyebilme kabiliyetini - kaybetmeyenimiz var mıdır ?

Peki neden böyle ? Çocukları okula gitme yaşına gelmiş milyonlarca insan, bile bile ve imkanları varsa milyonlarca lira ödeyerek, bu sistemin içine nasıl girecek ? Başka şansları var mı ?

Çok eski zamanlarda, ilk "okul" kurulduğunda, amacı "bildiklerini hatırlatmak" ve öğrencilerin, gelecekte hayat şartları ne olursa olsun bunları hiç unutmamalarını sağlamak ve öncelik bu şartlarda olmak suretiyle, onları yeni bilgilerle tanıştırmak, ezberden ve zan'dan özgür kılmak ve böylece arkalarından gelecek neslin, insanlığı daha yüksek bir medeniyete taşımalarına olanak sağlamak idi. 

Modern zamanlar, tıpkı modern insanların egoları gibi, bizi kesin doğrulara ve kesin yanlışlara sürükledi. Dinlemek yerine konuşmak moda oldu. Eğitim sistemi, yayınladığı ve forse ettiği kitapları ve kadrolarına dahil ettiği eğitmenleri ile, yepyeni beyinleri ve olağanüstü potansiyellerini aldı ve kesin doğrulara (ve kesin yanlışlara) yöneltti.

5 yaşındayken herşeyin mümkün olduğuna inanan o olağanüstü çocuk, 7 yaşında düz çizgilere, 10 yaşında sınır çizgilerine mahkum edildi. Artık doğrular kesin ve net'ti. Herkes haklı olamazdı. Çatışmalar kaçınılmazdı.

Oysa yaratıcılık çatışmayı sevmez. Empati, kesin doğruların varlığına inanmaz. Herşeyin mümkün olduğuna inanmayan bir yazar, asla Shakespeare olamaz. 

Hal böyleyken, eğitmen, herşeye rağmen büyük bir sorumluluk almak zorunda. Bizler reklamcıyız, muhasebeciyiz, doktoruz, işletmeciyiz. Yaptıklarımızdan ve dokunduklarımızdan sorumluyuz. Ama eğitmenler daha büyük bir gemiyi limana yanaştırmak zorunda. 

İlk öğretmenlerden biri, gene kendisinin yetiştirdiği bir profesör ile, eğitim sektörüne ve eğitmenlere çok önemli bir ipucu bırakmıştır aslında. Eminim bir çok yolu vardır. Bir çok cevabı olan bir sorudur bu. Ama bazen, en yeni öneriyi yapabilmek için en eskiye bakmak gerekebilir. 

Academia'nın tiyatro salonunda bir çok öğrencinin huzurunda sahneye çıkan bu okulun kurucusu, kendini tanıtmış ve bir teoriyi savunmuştur. Sonra aynı sahneye, öğrencisi olan bir Profesör'ü davet etmiş ve bambaşka bir bakış açısını dinlemiş ve bittikten sonra şöyle demiştir. "Umarım, bu iki çok farklı bakış açısı, sizin eğitiminize katkı sağlamıştır" (meraklısı için : Dialogue between Plato and Aristotle) 

(Bu okulu ben kurdum, bu benim çırağımdır, umarım doğru kararı verirsiniz filan dememiştir.) "Umarım, duyduklarınız faydalı olur" demiştir.

Dün gördüğüm ve paylaştığım bir klip üzerine yazdım bunları. Güçlü hissettiğim bir konu idi. Aynı fikirde olmayabiliriz. Ama umarım faydalı olur. 

 

 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar