Olmaz mı ?

Etiketler : 1907 kasırga bon jovi Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
30
Oct

Dün gece kırmızı bir bayrak olsa elimde, bir kaç güneş evvel bir cami'de diz çöksem, olmaz mı? 1907'de doğsam, Fatih hoca'yla bir fincan kahve içsem, olmaz mı? ipod'umda bon jovi olsa, dudaklarımda Farsi bir türkü... olmaz mı ?

Dün gece, feci bir kasırga vurdu Doğu sahillerini. Dün gece hiç durmadı Şam'daki kıyamet. 

 

Ben takım tutmasam, olmaz mı ? 

13

Etiketler : Üzerinde güneşin hiç batmayacağı ülke Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
27
Oct

 

13 yaşında gittim. yaklaşık 10 yıl orada yaşadım. İngiltere. Kralların, Kraliçelerin toprakları. Üzerinde güneşin hiç batmayacağı ülke. (ben söylemedim. Krallardan biri söylemiş. Güneş hiç batmasın diye...)

Reklamcılık okudum. Benim dönemimde shortlist ettikleri 60'ya yakın öğrenci vardı ama sadece 30 kişilik bir sınıf. "Bir şeyi çok istersen olur" derler ya... İşte o gün öyle değildi. Kimin ne kadar istediği değil, kimin kod'ları daha uyumluydu.

17 yaşımın anıları özeldir. Çocuklukla yetişkinlik arası gidip gelinen, yorucu, ama tadına doyum olmaz bir ara istasyon. Seyrek saçlı, takım elbiseli, otoriter ama çok karizmatik bir adam girdi o kalabalık sınıfa. İngilizlere has bir uslupla konuştu: "Bayanlar... ve tabi ki Baylar... Dikkatinizi ödünç alabilir miyim ? Geldiğiniz için minnettarız ve inanın bana, hiç birinizi hayal kırıklığına uğratmak istemezdik çünkü buraya kadar geldiyseniz, kim size "yeteri kadar iyi değilsiniz" diyebilir ki. Ama malesef sınıf gördüğünüz büyüklükte ve şimdi çocukça bir oyun oynamalıyız ve bu oyun, geleceğinizi belirlemek zorunda"

"13" yazdı tahtaya. Kocaman rakamlardı bunlar. Çok uzaktan bile görülebilir. Çok zarif bir "3" dü mesela. Yıllar sonra bile hatırlanabilir. Sonra dedi ki : "Bunu ikiye bölün. isminizi, soyadınızı ve cevabınızı yazıp bize bırakın. Sizi arayacağız"

...ve bu inanılmaz bir dersti. Yaklaşık 10 saniye sürdü ve hayat boyu hatırlanacak. Bir şey öğretmedi. Özellikle de bir kağıt parçasına hızla "6.5" yazıp gidenler için... Bir şeyi açığa çıkarttı. Sende varsa, açığa çıkmalı. Yoksa, zaten çıkamaz. İyi bir öğretmen işte bunu yapmalı. Hepimizde olanı açığa çıkartmalı. Yoksa... zaten çıkamaz. 

 

BİR YAZAR, BİR KADIN, BİR AŞIK...

Etiketler : eylül Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
19
Oct

Bir pazar sabahı, uzak bir ülkede, Eylül güneşinin arkadaşıydım. Bir göl kenarında, bir dondurmacının, sokağın ortasına fırlattığı masalardan birinde, tren istasyonunun karşısındaydım. Franceska'yı bekliyordum.

Elimde bir kitap, sihirli kelimeler ve defalarca okuyup gülümsediğim bir pasajdaydım. Bir türlü geçemiyordum. Bir türlü doyamıyordum. Bir türlü hazmedemiyordum.

Aylar geçti. Neredeyse bir yıl. Sabah çok erken bir saatte, kalabalık olacağı besbelli bir törenin ilk misafirlerindendim. Ben 9'da başlayacağını sandığım için, O, erken gelmeyi sevdiği için, herkesden önce oradaydık. Yanına gittim. Omuzuna dokundum. Kendimi tanıtmayı unuttum. Söze o göl kenarından başladım. Ve yazdığı bir cümleyi tam bir yıldır aklımdan çıkaramadığımdan...

Sen kimsin demedi. Şaşırmadı. Kendini saklamadı. Su gibi aktı, anlattı. Okuduğum şeyleri, gözlerimin önünde yaşadı.

Bir yazar, bir kadın, bir aşık'tı. 

YOLCU...

Etiketler : hint hikayesi Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 2 Yorum
10
Oct

Dünyanın belki de en eski Hint hikayesidir. Belki de biliyorsunuzdur. Belki de bilmenize rağmen hiç okumamışsınızdır. Okumak ister misiniz ?

Çok eski zamanlarda bir orman varmış. içinde de, günlerdir aç ve susuz, yavaş adımlarla yürüyen, yorgun bir adam. Bu adam bir an içinden geçirmiş. "Keşke" demiş. "Arkamı döndüğümde bir sofra olsa, karnımı doyurabilsem". Adam arkasını dönmüş ve bir sofra bulmuş ve karnını doyurmuş. O kadar aç ve susuzmuş ki, bu sofra nasıl geldi diye merak bile edememiş.

Günlerdir ilk defa bir yemek yediği için de, üzerine bir rehavet çökmüş. "Keşke" demiş. "Arkamı döndüğümde, geniş, rahat bir yatak olsa." Adam arkasını dönmüş. Geniş ve rahat bir yatak varmış. Yatmış, uyumuş. O kadar yorgun ve halsizmiş ki, bu yatak nasıl geldi diye merak bile edememiş.

Uyandığında ormanın ortasında, karnı tok ve geniş bir yatağın içinde yapayalnızmış. Düşünmeye başlamış. Sofrayı, yatağı, bütün bu akıl almaz olayları bir bir aklından geçirmiş. Birden içini bir korku sarmış. "Garip şeyler oluyor etrafımda" demiş. Korkuyla birlikte ormanın derinliklerindeki sesleri de duymaya başlamış ve "Aman Tanrım" demiş. "Bir ormanın ortasında, yapayalnız ve savunmasızım. Yırtıcı bir hayvan gelir, saldırırsa, ben ne yaparım?" Adam arkasını dönmüş. Yırtıcı bir hayvan gelmiş. Saldırmış.

Bu çok eski hikaye, işte burda bitiyor. Düşüncenin, istemenin, düş kurmanın gücünü anlatıp gidiyor.

Yazdım. Çünkü iki gün önce ajansımda bu hikayeyi anlatırken "keşke" demiştim. Bunu blog'uma yazsaydım.

 

Sometimes, I think of the Sun and the Moon as lovers...

who rarely meet, always chase and almost always miss one other.

... But once in a while, they do catch up.

...And they kiss !

...and the world stands in awe of their eclipse. 

BİR TERAZİ VARSA HAYATINIZDA...

Etiketler : terazi burcu Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
1
Oct

Genç bir kadın var caddenin karşısında. Zarifçe dökülmüş, toprak rengi bir etek var üzerinde. Beline oturmuş, dizlerinin altına kadar inen asimetri. Beyaz, gösterişsiz bir gömleğin üzerinde sıradan bir ceket, eşlik etmeye çalışıyor o eteğe... Kimbilir kimin hayal gücünde şekillenmiş ipeksi bir kumaş parçası.

Rüzgar var ve birazdan yağmur yağacak. Aklıma gelen ilk şey; "o etek ıslanacak."

Terazi burcu hakkında söylenen her şey doğru. Venüs'ün etkisindeyiz biz. Siz gözünüzü kapatıp açana kadar, güzel olanı, olmayandan ayırt ederiz biz. Siz, her şeyi tek tek, tane tane incelerken, biz güzel olanı mıknatıs gibi çekeriz. Bir kaç gram aldıysanız, saklamayın sakın, görürüz biz. 

Sohbetin bittiği anı da biliriz. Tadınızı kaçırdıysak elmacık kemiklerinizden, ilginizi yitirdiysek göz bebeklerinizden anlarız. Lakin çoğu zaman sizden önce anlarız (eğer anlamak istersek biz)

Bir terazi varsa hayatınızda, uyumlu ya da nazik değildir, kandırmayın kendinizi. Düşünceli, detaylara hakim, dengeli filan değildir. Kandırmayın kendinizi... Ama kararsız da değildir. İşte asıl bu konuda, "sakın" kandırmayın kendinizi. Öylesine posesiftir ki "güzel" olanın peşinde, kendisini ikna etmesi zaman alır. Beğendiği şey, ruhunun derinliklerinde bildiği o "çok beğendiği" şey değilse eğer, gider gelir... ama sonunda mutlaka bulur onu. Ne zorluğu, ne uzaklığı önemlidir artık. Hiç bir şey "güzel" olan kadar önemli değildir. 

Ğüzel, güzeldir işte. Başka hiç bir şey, yeteri kadar güzel değil.

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<May 2021>
SMTWTFS
2526272829301
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
303112345
Bağlantılar