Claudia.

Etiketler : claudia Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
4
Jan

Arkamdan koşturan adam bir polis'ti. Durdum. Arkamı döndüm. Bir cüzdan uzattı. "Bu sizin mi ?" dedi. Cüzdan benimdi. Bu sabahki yolculuğum işte böyle başladı.

Bir araba kiraladım. Zarif ve anlayışlıydı. Üstelik, tam istediğim gibi hareket ediyordu. Gerçek bir Fransız'dı. Adını "Claudia" koydum.

"Gitme" - "Sakın" - "Boşuna olur" - "Görüştürmezler" dedikleri adamı görmeye gittim. Gördüm. Şimdi dönüyorum.

Bu yolculuktan aldığım dersle beraber... dönüyorum. 

Kararlı olmalı insan. Kalbinden başka hiç bir şeyi dinlememeli. Doğruluk ve dürüstlük üzere bakabilirse eğer, bazen yasaları bile çiğnemeli. 

Hissedilir derecede bir değişimin içindeyiz. Ne kadar "mantık" ve "rasyonalite" üzerine bir hayatı yaşarsak yaşayalım, bedenimizde ve içgüdülerimizde oluşan farklılıkların az'ını ya da çoğunu deneyimliyoruz. Artık eskisi gibi değiliz. Pahalı arabalar, büyük binalar, şatafatlı partiler değil, rüya gibi tatiller, huzurlu bir iş ortamı, dostlar ve sıcak kahve sohbetleri peşindeyiz. Bu sadece "ben" değilim. Dürüst olun. "siz" de benim gibisiniz. Çünkü bu bir solar değişim. Bedenlerimizi değil ruhlarımızı etkiliyor.

Daha büyük bir şeyin peşindeyiz. Daha gelişmiş bir işletim programı yükleniyor her birimize. Her şeyin (ama her şeyin) bize hizmet için yaratıldığı bir evrene geçiyoruz. İsteyerek... ya da istemeyerek...

Egolarımızın en derin haykırışları bile yetmeyecek rotayı değiştirmeye. İleri matematik üzere kurulu bir sistemde, basit matematikle beslenen arzularımız, eskiye zincirlenmiş prangalarımız, dillerimizde paslanmış "yenilik" çığlıklarımız yetmeyecek. 

 

Bu, bedenlerin değil ruhların seçtiği bir yolculuk. Belki de ilk defa. 

 

Sosyal medyada peşpeşe çığlıklar. "Sanırım ölmedik" ya da "zavallı Mayalar" başlıkları altında toplanabilen alaycıl göndermeler. Ve tabi insan merak ediyor. Madem bu kadar umursamazdınız, o zaman niye bu abartılı sevinç... Acaba derinlerde bir yerlerde "Ya kıyamet koparsa..." korkusu nefes mi alıyor hala ?

Benim için önemli bir tarih 21 Aralık. 24 Aralık da öyle. 31 Aralık da... Arkadaşlarımın doğumgünleri, Musevilerin kurtuluş günleri, Peygamberlerin hicret günleri, birden çok "inanan" insanın büyük bir ortak enerjiyle toplandığı her günü önemsiyorum. Hem de çok. 

...çünkü "bütünsellik", biraraya gelip çok güçlü bir enerji üretmekle başlıyor ve belki de, istek kapıları o zaman açılıyor. 21 Aralık, yüzlerce yıl, kimbilir kaç milyon yaratılmışın, bir şeylere inanarak yüzünü dünyevi değerlerin ötesine çevirdiği özel bir tarih. Solar sistemde defalarca markalanmış bir enerji alanı. Öyle hafife alınası bir durum değil yani. Hafife almak için, bilmemek lazım. Ya da derinlerde bir yerde kıyamet korkusunu besliyor olmak...

"Bu da ne demek şimdi ?" diyeniniz varsa, gelin sizi 100.000 kişilik bir stadyuma götüreyim. Sizin için haykıran, size destek vermek için deliler gibi tezahürat yapan, yüzlerini sizin için boyamış, ellerindeki dev bayrakları sadece sizin için sallayan, size inanan ve kazanmanız için kendi hayatlarının dertlerini bir kenara bırakıp sadece sizin için orada olan 100.000 kişiyi hayal edin. İstediğinizi almak... şimdi daha kolay değil mi ? Siz, bu şampiyonluk maçını, çıt çıkmayan, bomboş ve yapayalnız bir salonda mı oynamak isterdiniz ?

Mayaların neye inandığını bırakın bir kenara. Mayaları değil, en yakınınızda duran sevgililerinizin bile neye inandığı ile uğraşmayın. Kendi inancınızı ya da inançsızlığınızı kimseye forse etmeyin.

Kimse ölmenizi istemiyor. Siz sadece "ol"un. 

Bir Perşembe öğleden sonrası, kendimi bir grup insanın içinde buldum. Gün boyu bu dünyanın bitmek üzere olan imkanları içerisinde çözüm arayan genç yöneticiler.

Kısa bir aralıktı benimkisi. 20 dakikalık bir sohbet. Anlatırken öğrenir ya insan. Hep öyle olur ya... Topu topu 10 slide'n içinden bir cümle çıktı karşıma. Arabaya binene kadar anlatan bendim. Binince de dinleyen...

It's your loss... 30 puntoyla yazan başlığım buydu işte. Ve anlatmaya çalıştığım şey, ne zaman işler sarpa sarsa, kendimizi inandırdığımız bu büyük yalan üzerineydi.

Sevgilimiz terkettiğinde, günlerce, aylarca peşinden koşup, onu başkasına kaptırdığımızda, twitter'dan sızdırdığımız "hayatın boyu beni başkalarında arayacaksın" yalanı.

Bir iş görüşmesinde bizim yerimize başkası seçilince buruk bir gülümsemeyle söylenen "bu onların kaybı" yalanı.

Gerçek çok farklı tabi. Bu sadece "benim kaybım" Bu her zaman benim kaybım. Ne terkedip giden sevgili hayatını beni düşleyerek geçirecek, ne de işi başkasına veren adam, "keşke" diyecek. Her şey bir an'da olup bitecek. Pişmanlıklar gelip gitse bile, gerçek dediğimiz şey "olan"dan ibaret.

Öyleyse o an'ın içinde olmak lazım galiba. Fırsat kendini gösterdiğinde, onu tanımak, ona saygı göstermek lazım. Sevgilin seni sebepsiz yere terk etmiyor. O adam, işi sebepsiz yere bir başkasına vermiyor. Sebepleri var hepsinin. Sen inkar etsen de, inanmak istemesen de, öfkelenip aşağılasan da, sebepleri var her kaybının.

Bu onların kaybı değil... Bu senin kaybın. Üstelik, sebebi de "sen"sin !

HOW (RED) WORKS...

Etiketler : joinred Blog (red) Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
13
Dec

Hayatınızın bir döneminde, herşeyi kendiniz tasarladığınıza inanırsınız. Ne kadar çalışırsanız o kadar çok kazanırsınız. Ne kadar severseniz o kadar sevilirsiniz. Mükemmel bir karmanın gönüllü elçilerisinizdir ve ne ekerseniz onu biçersiniz. Güneş batar, Gece olur, yorulursunuz. Uyursunuz.

Uyanırsınız ve hayatınızın bir döneminde herşeyin önceden belirlendiğine inanırsınız. Siz ne yaparsanız yapın, yetmeyeceğine inanırsınız. Bazıları doğuştan imtiyazlıdır. Bazılarının yüksek yerlerde tanıdıkları vardır. Hayat bazıları için daha kolaydır. Güneş batar, Gece olur, yorulursunuz. Uyursunuz.

Uyanırsınız ve hayatınızın bir döneminde şansa inanırsınız. Bir şans çemberinin yükselen yüzündeyseniz gülümser, alçalan yüzündeyseniz hüzünlenirsiniz. Şans yeniden size gülsün diye dualar eder, falcılara gidersiniz. Ama güneş gene batar, Gece olur, yorulursunuz. Uyursunuz. 

Uyanırsınız ve hayatınızın bir döneminde çekim yasasına inanırsınız. Bir şeyler oluyorsa siz çekmişsinizdir. Bazen bilerek, bazen farkına varmadan... ama mutlaka "siz" - herşeyin başında ve sonunda... ortasında ve içerisinde... uzağında ve yakınında "siz". Lakin farkındalık denizinin bu kadar aşina bir yolcusu olmanıza rağmen, bir türlü "tam" değildir hayat. Arınmak, inanmak, daha fazla okumak, anlatmak gerekir. Kurslar, seminerler, dinlemeler, anlatmalar... Sonra çok geç olur, yorulursunuz. Uyursunuz.

Uyanırsınız... hayatınızın bir döneminde herşeyin merkezinde "siz" olursunuz. Neredeyse bir yarı tanrı. Hatta tam bir tanrı. Siz isterseniz olur, istemezseniz olmaz. İşte burda çok yorulursunuz. Güneş çabuk batar. Tanrılar uyumaz ama siz uyursunuz. 

...

Hayatımın bu döneminde, seçim yapmak zorunda olmadığıma inanıyorum. Sadece "hazır" olmalıyım. Doğruluk üzerinde yürümeliyim. Kalbimin sesini dinlemeliyim. Başkalarıyla değil kendimle olmalıyım. En taze meyvelerin, en ipeksi kumaşların, en lezzetli şarapların sunulduğu bir kafe'den içeri girdiysem eğer, bana verilene güvenmeliyim. Ev sahibim mükemmel biri. O benim ne istediğimi bilir.

Ben düşlerimi seçmem. Düşlerim beni şeçer. Ben buna inanıyorum. Ve eğer bu hiç bitmeyecek gece de biterse ve ben uyuyakalırsam, uyandığımda çelişkilere, kararsızlıklara, arayışlara değil, daha güzel bir sabaha uyanacağım. Buna da inanıyorum. 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<May 2021>
SMTWTFS
2526272829301
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
303112345
Bağlantılar