Türkiye'nin spor gündemine yön verecek düzeyde bir basın mecramız olmadığı için, sportif alanda yaptığımız bir çok büyük iş, yönlendirilmiş haber sayfaları arasında eriyip gidiyor. Ama durum İngiltere'de, İtalya'da, İrlanda'da öyle değil. İşi sadece spor olan güvenilir mecralar var ve onlar kimseye yaranmak ya da kimseye sataşmak zorunda değil. Onlar spor'a bakıyor ve ülkeleri için iyi olanı olduğu gibi yazıyorlar.

Bundan bir hafta kadar önce 2013'te Istanbul'da gerçekleşecek olan FIFA U20 dünya kupası kura çekimi vardı. O gece, dostlarımla şakalaşırken "ağabey'im" diye tanıştırdığım Jim Boyce da vardı. Neden derseniz kelimelerim yok. Ama ben bu Irlandalı'yı çok severim. Samimidir. İçtendir. Olduğu gibi söyler. Alınganlık yapmazsan, söylediklerinden ders de çıkarırsın. O Türkiye'yi ve pek sevgili dostu Şenes Erzik'i çok sever. Sadece burada değil, gittiği yer yerde bizi över. 

İlişkilerin, paylaşılan hayatların, içtenliklerin ne kadar önemli olduğuna dair bir sohbetimiz oldu. U20, o'na göre basit bir turnuva değildi. Bu, büyük bir fırsattı.

Ne yalan söyleyeyim, katılıyorum o'na. Büyük bir fırsat var elimizde. Yüzümüzün akıyla da çıkacağımıza hiç şüphem yok. Çünkü biz öğrendik artık. Eski zamanlardaki gibi değiliz. Biz, çoğu zaman yeni standartları set eden, maharetli düş kurucularız.

Ama malesef, onca prangadan kurtulmuş olmamıza rağmen, eski prangalarımızdan biri hala ayağımıza takılmaya devam ediyor. Açık arayan, herşeyi eleştiren, pesimist ve toplumu etkilemeyi kendine görev edinmiş İrlandalılar var etrafta.

Ah. Evet. Jim Boyce da Irlandalı. Ama ben, içimizdeki İrlandalılardan bahsediyorum. 

 

AŞK, NEYİ DEĞİŞTİRİR ?

Etiketler : cesaret anı samanyolu Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
23
Mar

...Bi’şey değişir. Birine güvenip, o’na kalbinizin kapılarını ardına kadar açtığınızda, bi’şey, geri dönmemek üzere değişir. Başka bir samanyolu’ndan gelen parlak bir ışık, gözbebeklerinize yerleşir. Özenle (ve çoğu zaman, acımasızca) koruduğunuz ruhunuz serbest kalmıştır. “Nihayet...” der ilk defa nefes alırcasına. Sizin gözlerinizden bizim dünyamıza bakar. Etrafına yıldız tozları saçar. Büyüleyicidir. Büyüler.

Bazen sizi gören bütün ruhlar, ortada hiç bir neden yokken gülümsemeye başlar ya... işte öylesine büyüleyicidir. Hiç yorulmadan, özel bir şeye gerek duymadan, dokunduğu her gizlenmiş duyguya netlik bağışlayarak büyüler.

Aşık olduğunuzda böylesine bir derinliğe dalarsınız. Size bu lezzeti tattıran her kimse, ruhunuzun en saklı köşelerine giriş izni kazanmıştır. Anlatırsınız, paylaşırsınız, gözünüzü bile kırpmazsınız. Kısacası... güvenirsiniz işte.

Güvenince, kimyanızda bi’şey değişir. Bir dakika sonra, kalbinizin paramparça olabileceği ihtimalini bile kaf dağının arkasına atar, o’nu ardına kadar açarsınız. Korkularınız küçülür, utanır, sessizleşir, yok olur.

Bu bir cesaret an’ıdır. Ve hepimiz... bunun için yaşarız. 

PAZAR MİSAFİRLERİ...

Etiketler : çözümler Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
17
Mar

Pazar günleri de olsa, bir kaç dakikasını, "iş"e ayırmalı insan. Biliyorum herkes tersini söyler. Pazar günleri saklı kalsın der. Oysa toplantıların, sürekli çalan telefonların, oradan oraya koşuşturmaların olmadığı bir sukünet an'ında, "çözümler" gelir, tam karşına oturuverir bazen.

Ne diyeceksin onlara ? Şimdi git, yarın gel demek ister misin - Sen kahve içerken, üzerinden yük alan rüzgarlara... ?

Yeteri kadar uzun.

Etiketler : fayda Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
14
Mar

"...çünkü kimsenin gözü paradan başka bir şey görmüyor.

Herkes ne kazanacağına bakıyor. 

Faydasına, neler getirip neler götüreceğine kimse kafa yormuyor..."

 

Bazen koskoca bir gecenin içinde yankılanan kısacık kelimeler, masadan kalkıp gitmeniz için yeteri kadar uzundur. 

Kendimize gerçek olmayan dünyalar yaratıyoruz. Zan'larımızla, korkularımızla, gelecek kaygılarımızla... İhtiraslarımızla, beklentilerimizle, hırslarımızla... O kadar becerikli dekoratörleriz ki biz, yarattığımız dünyalara inanıyoruz.

Derinliklerimizde biliyoruz tabi. Gerçek olanı, olmayandan ayırt edebiliyoruz. Herşeyi bilen'e bağlı olan yanımızla, gerçekliği hissedebiliyoruz. Ama o kadar hevesliyiz ki "kendi kaderimize hükmetmeye", bu, hayali değerlere dalıp, kayboluyoruz.

Çok meşgulüz biz. Adına "gerçek" dediğimiz yalanlarda, gerçek değerlerimizi kaybediyoruz. 

 

Suadiye'deyim. Üzerimde beyaz bir gömlek var. Ve yeşil bir kazak. Ve lacivert bir mont. Boynumda ustaca dolanmış uzun bir kaşkol.

Hava soğuk. Üşüyorum. Caddenin kalabalığından kurtulup, sahile doğru koşar adım yürüyorum. Bir an evvel sıcağa sığınmak istiyorum. Bir kaç adım kaldı. Sonra üşümek diye bir şeyi düşünmek zorunda kalmayacağım artık.

Yürürken boş bir arazide cılız bir ateş çarpıyor gözüme. Yaklaştıkça görüyorum. Bitkin bir kadın ve çocuk yaşta bir kız. İncecik bir hırka ve tutuşturdukları bir karton parçasının etrafına uzanan elleri... Nasıl bir zihin ise benimkisi... kaç karton parçası var ellerinde, önce onu arıyorum. iki tane var. İki kez daha yapabilecekler bu yaptıklarını.

Arabam bir kaç metre aşağıda. Her zaman oraya bıraktığım için imtiyazlı bir müşteriyim. Park alanının en başında benim arabam duruyor. Bagajı açıp, aylardır orada, bir kenara fırlatılmış duran eski bir batteniyeyi alıp geri dönüyorum. Ağzımdan çıkan anlamsız cümle : "Örtün şunu üzerinize."

Öfkeliyim. Kime, neye, anlamıyorum.

Bu saçma monolog bittikten sonra utanıyorum. Zihnim sessizliğe uğramak zorunda. Biliyorum. Çünkü sadece orada kendime gelebilirim. Neler olduğunu ancak orada anlayabilirim. Tamam. Şimdi yeniden başlayabilirim. Yenilenen hayata, kaldığım yerden değil, tertemiz bir köşesinden başlayabilirim. 

İnsan haklarını ezbere bilmem ben. Ama herkesin karnını doyurma hakkı var. Bunu bilirim. Kürtlerin, Türklerin haklarını o kadar iyi bilmem ben. Ama sokaklar boşaldığında, banklar buz kestiğinde, herkesin sığınma hakkı var. Bunu bilirim.

Kadınlarını döven, sonra da hayatın zorluklarının arkasına sığınan korkak adamların, kendilerini savunma hakları varsa eğer, bu insanların yaşama hakları var. Bağırdıkça sindiren iktidarsız insanların "ezme" hakları varsa eğer... bu insanların "ısınma" hakları var. Kim olurlarsa olsunlar... Onların da "var" olma hakları var.

Bölündükçe uzaklaşıyoruz insanlığımızdan. Ayrıldıkça güçsüzleşiyoruz. Yardım etmek için bile önce saçına, başına, aksanına bakıyoruz. "Aç" olduklarını görmüyoruz. Hangi partiye oy attıklarını merak etmeden edemiyoruz. Önyargılarımız günahlarımızın tohumu olmuş. Fark edemiyoruz.

Sessiz bir zihine ihtiyacımız var bizim. Ön yargılardan, zan'lardan, klişeleşmiş etiketlerden arınmış bir yenilenme an'ına... Ama biz "böyle iyiyiz" diyoruz.

...

(*) Yazdım. Artık hiç yazmamış gibi davranamam. Her ne yapacaksam, onu benimle birlikte yapmak isteyen herkese kapım açık. 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<May 2021>
SMTWTFS
2526272829301
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
303112345
Bağlantılar