AŞK, NEYİ DEĞİŞTİRİR ?

Etiketler : cesaret anı samanyolu Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
23
Mar

...Bi’şey değişir. Birine güvenip, o’na kalbinizin kapılarını ardına kadar açtığınızda, bi’şey, geri dönmemek üzere değişir. Başka bir samanyolu’ndan gelen parlak bir ışık, gözbebeklerinize yerleşir. Özenle (ve çoğu zaman, acımasızca) koruduğunuz ruhunuz serbest kalmıştır. “Nihayet...” der ilk defa nefes alırcasına. Sizin gözlerinizden bizim dünyamıza bakar. Etrafına yıldız tozları saçar. Büyüleyicidir. Büyüler.

Bazen sizi gören bütün ruhlar, ortada hiç bir neden yokken gülümsemeye başlar ya... işte öylesine büyüleyicidir. Hiç yorulmadan, özel bir şeye gerek duymadan, dokunduğu her gizlenmiş duyguya netlik bağışlayarak büyüler.

Aşık olduğunuzda böylesine bir derinliğe dalarsınız. Size bu lezzeti tattıran her kimse, ruhunuzun en saklı köşelerine giriş izni kazanmıştır. Anlatırsınız, paylaşırsınız, gözünüzü bile kırpmazsınız. Kısacası... güvenirsiniz işte.

Güvenince, kimyanızda bi’şey değişir. Bir dakika sonra, kalbinizin paramparça olabileceği ihtimalini bile kaf dağının arkasına atar, o’nu ardına kadar açarsınız. Korkularınız küçülür, utanır, sessizleşir, yok olur.

Bu bir cesaret an’ıdır. Ve hepimiz... bunun için yaşarız. 

PAZAR MİSAFİRLERİ...

Etiketler : çözümler Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
17
Mar

Pazar günleri de olsa, bir kaç dakikasını, "iş"e ayırmalı insan. Biliyorum herkes tersini söyler. Pazar günleri saklı kalsın der. Oysa toplantıların, sürekli çalan telefonların, oradan oraya koşuşturmaların olmadığı bir sukünet an'ında, "çözümler" gelir, tam karşına oturuverir bazen.

Ne diyeceksin onlara ? Şimdi git, yarın gel demek ister misin - Sen kahve içerken, üzerinden yük alan rüzgarlara... ?

Yeteri kadar uzun.

Etiketler : fayda Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
14
Mar

"...çünkü kimsenin gözü paradan başka bir şey görmüyor.

Herkes ne kazanacağına bakıyor. 

Faydasına, neler getirip neler götüreceğine kimse kafa yormuyor..."

 

Bazen koskoca bir gecenin içinde yankılanan kısacık kelimeler, masadan kalkıp gitmeniz için yeteri kadar uzundur. 

Kendimize gerçek olmayan dünyalar yaratıyoruz. Zan'larımızla, korkularımızla, gelecek kaygılarımızla... İhtiraslarımızla, beklentilerimizle, hırslarımızla... O kadar becerikli dekoratörleriz ki biz, yarattığımız dünyalara inanıyoruz.

Derinliklerimizde biliyoruz tabi. Gerçek olanı, olmayandan ayırt edebiliyoruz. Herşeyi bilen'e bağlı olan yanımızla, gerçekliği hissedebiliyoruz. Ama o kadar hevesliyiz ki "kendi kaderimize hükmetmeye", bu, hayali değerlere dalıp, kayboluyoruz.

Çok meşgulüz biz. Adına "gerçek" dediğimiz yalanlarda, gerçek değerlerimizi kaybediyoruz. 

 

Suadiye'deyim. Üzerimde beyaz bir gömlek var. Ve yeşil bir kazak. Ve lacivert bir mont. Boynumda ustaca dolanmış uzun bir kaşkol.

Hava soğuk. Üşüyorum. Caddenin kalabalığından kurtulup, sahile doğru koşar adım yürüyorum. Bir an evvel sıcağa sığınmak istiyorum. Bir kaç adım kaldı. Sonra üşümek diye bir şeyi düşünmek zorunda kalmayacağım artık.

Yürürken boş bir arazide cılız bir ateş çarpıyor gözüme. Yaklaştıkça görüyorum. Bitkin bir kadın ve çocuk yaşta bir kız. İncecik bir hırka ve tutuşturdukları bir karton parçasının etrafına uzanan elleri... Nasıl bir zihin ise benimkisi... kaç karton parçası var ellerinde, önce onu arıyorum. iki tane var. İki kez daha yapabilecekler bu yaptıklarını.

Arabam bir kaç metre aşağıda. Her zaman oraya bıraktığım için imtiyazlı bir müşteriyim. Park alanının en başında benim arabam duruyor. Bagajı açıp, aylardır orada, bir kenara fırlatılmış duran eski bir batteniyeyi alıp geri dönüyorum. Ağzımdan çıkan anlamsız cümle : "Örtün şunu üzerinize."

Öfkeliyim. Kime, neye, anlamıyorum.

Bu saçma monolog bittikten sonra utanıyorum. Zihnim sessizliğe uğramak zorunda. Biliyorum. Çünkü sadece orada kendime gelebilirim. Neler olduğunu ancak orada anlayabilirim. Tamam. Şimdi yeniden başlayabilirim. Yenilenen hayata, kaldığım yerden değil, tertemiz bir köşesinden başlayabilirim. 

İnsan haklarını ezbere bilmem ben. Ama herkesin karnını doyurma hakkı var. Bunu bilirim. Kürtlerin, Türklerin haklarını o kadar iyi bilmem ben. Ama sokaklar boşaldığında, banklar buz kestiğinde, herkesin sığınma hakkı var. Bunu bilirim.

Kadınlarını döven, sonra da hayatın zorluklarının arkasına sığınan korkak adamların, kendilerini savunma hakları varsa eğer, bu insanların yaşama hakları var. Bağırdıkça sindiren iktidarsız insanların "ezme" hakları varsa eğer... bu insanların "ısınma" hakları var. Kim olurlarsa olsunlar... Onların da "var" olma hakları var.

Bölündükçe uzaklaşıyoruz insanlığımızdan. Ayrıldıkça güçsüzleşiyoruz. Yardım etmek için bile önce saçına, başına, aksanına bakıyoruz. "Aç" olduklarını görmüyoruz. Hangi partiye oy attıklarını merak etmeden edemiyoruz. Önyargılarımız günahlarımızın tohumu olmuş. Fark edemiyoruz.

Sessiz bir zihine ihtiyacımız var bizim. Ön yargılardan, zan'lardan, klişeleşmiş etiketlerden arınmış bir yenilenme an'ına... Ama biz "böyle iyiyiz" diyoruz.

...

(*) Yazdım. Artık hiç yazmamış gibi davranamam. Her ne yapacaksam, onu benimle birlikte yapmak isteyen herkese kapım açık. 

La Valse. İşte bu şarkıyla uyanıyorum her sabah. Hiç olmazsa beni uyandıran ses, mekanik bir alarm sesi olmasın. Güneşten erken uyanacaksam her gün, gözlerimi açtığımda bir gülümseme olsun dudaklarımda.

Ne çok insanla görüşmem gerek, ne çok toplantı, ne kalabalık sokaklar... Sonra dostlar, eski öğrenciler, yerliler, yabancılar... Konular çeşitli. Bazıları pratik bir ben istiyor. Bazıları sessiz, bazıları anlayışlı, bazıları yaratıcı. Her zaman papaz pilav yemiyor ama. Bazen ilk yazdığın beğeniliyor, bazen dönüp dönüp geri geliyor. 

Neyseki her akşam, "akşam" oluyor. Peki, eve dönerken yanımda ne geliyor benimle  ? Hergünü boşverin, bugünü söyleyeyim ben size. Sonra düşünün, siz yanınızda ne getirdiniz diye...

...

Bugün yanımda, çok uzaklardan gelen bir adamın kısacık bir cümlesini getirdim, bir tekir kedinin boynuna bağladığı kırmızı mendilini, bir de yağmurun ilk damlalarını... Gerisi yok. Boş kayıt yani. Başka bir şey yok. Yaptıklarımı önemli hissettiğimde okumam için de, yazıyorum buraya. 

 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar