BLUE PRINT

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
21
Jul

Bir pazar gününü, bilerek ve isteyerek evde, notebook’umun başında geçirdim. Beni tanıyanlar bilir, notebook’uma mümkün olduğu kadar uzak durmak isterim. Bir bahçem var mesela. Yeşil şortumu giyip, çıplak ayaklarımı çimlerin üzerinde gezindirmek isterim.

Sadece bugün değil, haftalardır böyleyim. Lakin, adanmışlık böyle bir şeymiş işte… Yıllardır oracıkta duran, kimsenin umursamadığı, kocaman bir şey var sanki önümde. Çoktan yapılması gereken bir şey. Yerinden oynatması kolay olmayan bir şey. Ama becerebilirsem eğer… kendime kocaman bir brownie ısmarlayacağım bir şey.

“Saatlerdir çalışıyorum” diye öfleyip puflayanlardan değilim. Saatlerdir burdayım ama gökyüzünde bir yerlerdeyim. Allah izin verirse, o koca dünyanın blueprint’lerindeyim.

ÇOK ZENGİNİM

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
19
Jul

Bu dünyada sahip olabileceğiniz en değerli şey dostlarınız değil midir ? Başka bir şeyin daha önemli olduğunu iddia edeniniz var mıdır ? Sağlık gibi, huzur gibi şeylerden bahsetmiyorum. Onlar başka bir dünyanın para birimleri. Ama "bu dünya"da dostlarınızdan daha değerli bir şey olabilir mi ?

Bir yerim mi ağrıdı, doktorumu değil dostumu arayabiliyorsam ben... Bir konser bileti mi çekti canım, organizatörü değil dostumu çağırabiliyorsam yardıma... Haftasonu o adada bir tek boş oda bile yokken, bir otel sahibine değil, dostuma rica edebiliyorsam eğer... benden daha zengin kim vardır bu dünyada ?

Bir ramazan akşamı yorgunluk çökse de üzerime... dostlarımın her biri için tane tane dualarım var benim. Allah bin kere razı olsun sizden. Çok zenginim sizinle. Cok dolu hissediyorum dünyamı.

HAYATIN FORMÜLÜ

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
6
Jul

16'ydım ama soranlara 17 derdim. Yaşlanmak için acele ettiğim günlerdeydim. Bir Ağustos akşamı yolumu çevirmiş, eski ahşap bir binanın içine girmiştim. Londra'nın güneyinde, alışık olduğum sokağın uzağında, Alice'in harikalar diyarında...

Yeşil gözleri vardı. Gözlerimin içine baktı, izin bile istemedi. Kaç kişi vardı ? Önemli miydi ? Dünyayı benim etrafımda döndürdü. Yeryüzünde bir tek benim olduğuma inandırdı.

Dokundum o'na. Bunu yapacağımı bilmiyordum. Oldu işte. Sanki başka bir şey olamazdı. 

Hayatın bir tek formülü olsaydı, o an'da saklanırdı. Olsaydı, bugüne kadar mutlaka bulunurdu. Ama yok. Hayatın formülü yok.

Olsaydı... o an'da saklanırdı. 

Sessizlik

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
12
Jun

 

Söylediğin söze dikkat et derler. Çünkü sesin, sadece "şimdi"de yankılanmıyor. Geçmişinin her anına, geleceğinin her an'ına, "benim" dediğin bu dünyanın her köşesine, iliklerine kadar işliyor. 

Bugünkü inadın, yarın karşına çıkacak mükemmel bir fikrin katili oluyor. Kıskançlıkların... bereketinin yok edicisi.

Ezberlettikleri her şey, seninmiş gibi, özgür iradenin bir parçasıymış gibi, usulce yanına yaklaşıyor, sessizce içine giriyor. 

Oysa sen'den daha iyi bir "sen" var içinde. Hiç söylenmemiş şeyleri anlatabilmek için sessizliğini bekliyor. 

 

 

Bugüne kadar herşeyi enine boyuna ölçmüş bir AKP hükümetinin, Gezi Park'ında böylesine sınıfta kalışını normal bulmuyorum. (Bir grup arkadaşım paronoya ile suçluyor beni, bir diğer grup, "sınıfta kalmışlık" lafından hiç hoşlanmıyor)

İşte bu yüzden tencerelerimi alıp sokağa çıkmıyorum. Birileri (üstelik çok uzaklarda birileri) fena halde kullanıyor gibi geliyor bizi. (Bir grup arkadaşım duyarsızlıkla suçluyor beni. Bir diğer grup, çok fazla film seyrettiğimi söylüyor)

Bir bira reklamını çok tehlikeli bulduğumu söylüyorum. (Bir grup arkadaşım iktidar yanlısı olmakla, bağnazlıkla suçluyor beni. Bir diğer grup yaratıcı sezgilerimi kaybettiğimden şüpheleniyor)

Başbakanımın tane tane cümleler kurmasını, "bu olayları iyi yönetemedik - özür dilerim" demesini bekliyorum. (Bir grup arkadaşım "yetmez" diyor. "istifa etmeli". Bir diğer grup, özür dilenecek hiç bir şey olmadığını savunuyor hararetle)

Oysa onlar benim dostlarım, çalışanlarım, öğrencilerim, müşterilerim. Onlar benim alışveriş yaptığım esnaf arkadaşlarım. Bazıları içki içer, bazıları ağzına koymaz. Bazıları Musevidir, bazıları Alevi. Bazıları zengin, bazıları daha az imkan sahibi. Bazıları Türk, bazıları Kürt, Güneyli, Karadenizli...

Bazıları dün Taksim'deydi. Bazıları bizim evde. Bazılarının dün gece nişanı vardı. Bazıları Belediye'de.

Yani o meşhur bira markasının söylediği gibi değil. Ayrılmışlık, bölünmüşlük, haklılık, haksızlık yok. İki taraf yok. Bu doğru değil.

Biz bize benzemek zorunda değiliz. Biz birbirimizi tanımak zorunda değiliz. Biz aynı sokakta, aynı şehirde, aynı ülkede oturmak zorunda değiliz. Biz ille de aynı fikirde olmak, aynı partiye oy vermek, körü körüne bir inanışın peşinden sürüklenmek zorunda değiliz. Direnişin yanında ya da karşısında olmak zorunda değiliz. Açık bir kalbimiz var bizim. Ne düşüneceğimize başkaları değil, kendimiz karar verebiliriz.

İçki masasında oturuyorsak, içmeyenden daha iyi, daha modern, bu ülkeyi daha çok seven değiliz. Namaz kılıp, dua ediyorsak, etmeyenden daha yakın, daha sevgili, daha imtiyazlı değiliz. Odamızda, evimizde, anahtarlığımızın üzerinde bir Mustafa Kemal imzası varsa eğer, bizler kitapları, Peygamberleri, Yaratıcıyı inkar edenler değiliz. 

Biz bir'iz. Sadece... aynı değiliz. 

Bir Pazar sabahı güneşten önce başlar. Planlar yapılır suya düşsün diye. Flugtag derken Emirgan’da buluşulur. Adaçayı sipariş edilir az şekerli Türk kahvesi içilebilsin diye...

Sonra yanlış yollara saparım ben. Güneş batmadan hemen evvel, bir sepet kiraz gelir. Pazar günlerinin en güzeline yepyeni bir renk katsın diye...

Bir gazete ilanı çok konuşulur. İçenle içmeyen dost olur mu diye sorulur. Saflar tutulur, Suriye unutulur, unutturulur...

Anlayacağın, yanlış yollara sapılır, doğru yol bulunabilsin diye...

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2021>
SMTWTFS
2829301234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930311
2345678
Bağlantılar