DOĞAL OLANI SEVİYORUM BEN.

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
21
Oct

 

Bugün, eskiden Avrasya Maratonu diye bilinen ama artık "Istanbul Maratonu" diye sesleneceğimiz harika bir geleneğin basın toplantısı vardı. Spor A.Ş. ve IBB ile birlikte Vodafone adına biz de oradaydık. 

Yo. Hayır. Bu bilindik bir "biz ne işler yapıyoruz" yazısı olmayacak. Şu anlatacağım olmasa, burada bile olmayacaktı.

Sayın Belediye Başkanımız, şüphesiz çok yoğun bir programı olan, açılıştan açılışa koşan ve yapması gerekenleri yapmak zorunda olan bir adam. Gazeteciler, sponsorlar, eşler, dostlar, partiden arkadaşlar... herkesle ilgilenip, her daim gülümsemek gerek. "Yorulmadınız mı?" dediğimde "Başkanlar yorulmaz" diyecek kadar da nüktedar bir adam. 

Bana göre partiler üstü bir kimliği var. Diyelim ki temsil ettiği partiye karşı bir önyargınız var. Sizi temin ederim, 10 dakika sohbet edin, üzerinizden alınır o önyargı. Herşeyden önce "iyi bir insan" o. Hayatın içinden bir insan.

Bugün herkes o'na yollardan, seçimlerden, spordan, ordan burdan, bilindik şeylerden sorup, hak ettikleri cevapları alırken, genç bir hanım "sağlıklı beslenme" ile ilgili bir sohbet açtı. Başkan başladı anlatmaya. "Üşenmeyin" dedi. "Yoğurdu mayalayın" Hiç bir yoğurt 1 ay bozulmadan kalamaz. Bozulmuyorsa, o yoğurt, yoğurt değildir. 30 tane katkı maddesiyle paketlenmiş bir şeydir." Sonra nasıl mayalanır, maya nereden alınır, vücuddaki antikorların yoğurtla arası nasıldır, anlattı da anlattı...

...ve seyrettim 30 cm uzaktan. Deminki politikacı gitmiş, yerine komşunuz olsa bütün gününüzü beraber geçirmek isteyeceğiniz samimi bir adam gelmişti. Zamanı da unuttu doğrusu. Bir sürü kamera, biraz uzakta o'nu bekleyen makam aracı, uğurlamak için ayakta duran onlarca insan, bürokrasiye uygun bir hazır ol'da beklerken, Kadir Topbaş, kuru maya'yı nereden bulacağımızı anlatıyordu bize.

Uzun ve güneşli bir gündü benim için. Anladım ki, doğal olanı seviyorum ben. 

Siz... hiç kimseye benzemezsiniz.

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
16
Oct

"Hiç kimse size ne yapmanız gerektiğini söyleyemez"

...çünkü kim ne derse, günün sonunda siz yapacağınız şeyi yapacaksınız ve sonuçlarına katlanacaksınız. Yani tabi ki herkes istediği kadar uğraşıp size doğru yolu gösterebilir ama siz nasihatların içinden nasihatları seçeceksiniz - işinize geleni alıp, işinize geleni yapacaksınız. Kısacası, kimse size ne yapmanız gerektiğini söyleyerek kendini yormasın. Siz bildiğinizi okuyacaksınız.

"Hiç kimseye ne yapması gerektiğini söyleyemezsiniz"

...çünkü siz ne derseniz deyin, karşınızdaki kendi bildiğini yapacak, sizin bütün iyi niyetinizi alıp hiç kullanmadığı bir dolabın içine atacak.. Ah. Evet. Eğer işine gelen bir şeyi söylerseniz o başka tabi... o zaman sizi dinlemiş gibi yapacak ve zaten yapacağını yapacak. Üstelik şimdi, eğer işler ters giderse, bütün suçu da size atacak. E tabi haklı aslında. Günün sonunda bu nasihatı sizden almış olacak.

Hiç kimse size benzer. Ama siz hiç kimseye benzemezsiniz. Öyleyse kimsenin sizi anlamasını beklemeyin. Ben sizi anlıyorum. 

GÖKTEN İNEN KOÇ HİKAYESİ

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
15
Oct

Kurban Bayramı...

Gökten inen koç hikayesi yıllar geçtikce yeniden yazılıyor kitabımda. Bu sabah yeniden yazıldı mesela. Kelimeler aynı. Kahramanlar aynı. O koç'un tam zamanında yere inişi bile aynı. Ama hikaye değişiyor her anlatıldığında. Büyüyor, genişliyor, gülümsetiyor. 

Geçmişlerde anlatılan bir hikaye kılığına bürünüp, zamanın altını üstüne getiren o "olağanüstü, muhteşem, mükemmel, kusursuz" zekaya hayranlığım artıyor her defasında.

...ve Ibrahim olmak da, her defasında güçleşiyor. Kendi isteklerinden vaz geçebilmek yetmezmiş gibi, istediklerinin de kendilerinden vaz geçmeleri gerekiyor.

Nefes Egzersizi

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
9
Oct

Damarlarınızda dolaşır mı birazdan yapacaklarınız ? Yanlış ya da doğru çekip gider mi gözbebekleriniz kocaman olduğunda ? Bütün olasılıkları kaldırıp çöpe attığınız olur mu - "kesinlikle evet" der misiniz üzerinde en çok düşünülesi sorulardan birine ?

Öyleyse nefes alıyorsunuz. insan'sınız. Yaşıyorsunuz siz. Sakın merak etmeyin.

BAZI GÜNLER...

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
29
Sep

Kırmızı bir matchbox yarış otomobili. Kapıları da, bagajı da açılabiliyor. Yanlarında 2 beyaz şerit var. Şeritlerin ortasında "3" yazıyor.

Simsiyah, gerçek, bir çift krampon. Kırmızı ince çizgileri var. Çivileri çıkabiliyor. solanda bile giyilebiliyor. Harika ! ama 31 numara. Yani bileklerimi biraz sıkıyor. 

Gümüş bir bilezik. Üzerinde el yazısıyla "alp" yazıyor. Bir halka fazlası var. Böylece baş parmağımın kemiğine kadar inebiliyor.

Bir çift sinema bileti. Aslında hediye eden, benimle gelmek istiyor. Ama gelemiyor. Tam bir minority report.

Kısacık bir mektup. Bir kaç damla gözyaşı. Gümüş bir köstekli saat.

"Şam fıstığı" diye başlayan bir blog yazısı (buralarda bir yerde) - yazıyı çok büyük bir dikkatle "oku"yan genç bir kız. Kabuklarından (ve tabi ki zarlarından da) soyulmuş, üstelik dantel bir kesede ağzı sırma sicimle zarifçe bağlanmış bir avuç dolusu şam fıstığı.

Audrey, Tom, Ferrari...

İnsan bazı günleri hiç unutmuyor. Bugünü de unutmayacak. 

 

KADINLAR VE KRALLAR...

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
26
Sep

Zor zamanlar için bir insan yaratılır. Kimsenin yapamadıklarını yapabilsin, kimsenin cesaret edemediği ülkelere gitsin, derin okyanuslarda yüzebilsin diye. Savaşlar o’nun için çıkartılır. Büyüsün, kendini tanısın, gücüyle tanışsın, hükmetsin diye…

O’nun ışığı binlerce kilometre uzaktan seyredilir. Geceyi o aydınlatır. Güneş erken doğar, bir an evvel kavuşabilmek için o’na.

Arkasından dua edilendir. Korunan. Gıpta edilen… Önünde diz çökülen. Yanında olmaktan gurur duyulan. Karşısında durmaktan korkulan, çekinilen. Bir mıknatıs gibi çeker insanları kendine.

İster ve olur. Çünkü o bir Kral’dır ve Krallıklar “isteyerek” kurulur.   

Sonra bir gün, feth edilecek hiç bir şeyin kalmadığı bir gün, Kral hala o görkemli, tarçın rengi atının üzerindeyken, şöyle arkasına doğru bir bakınır. Gülümser. Kendisiyle gurur duyacak bir vakit bulur. Ve işte o an, yorulur.

Atından iner, yürümeye başlar senin benim gibi. O’nu tebrik edecek insan çok olur. Bir de bakarsın daha çok yorulur. Sonra çekilir altın sırmalı çadırlarından birine. Bir Kral gibi uyur, bir insan gibi uyanır.

Beline kadar inen kızıl saçları vardır. Zıpkın gibi delici, yosun yeşili gözleri…  Gülümsemesi… en güçlü orduların koruduğu kaleleri zapt eder, en sağlam kilitleri zahmetsizce açar. Gözyaşları, en acımasız savaşçıları bütün zırhlarından soyar, çırılçıplak bırakır. Bir kere dokundu mu teninize, gün batımının ardına kaçsanız fayda etmez. İstemezse çare yok. Sizi asla azad etmez.

Sonra aşk şarabından içer. Gücünü nefsi için kullanmaktan vaz geçer. Kaderin çizgisi üzerinde dimdik durabileceğini fark eder.

Çin’in en güzel ipekleri, Babil’in en akıl almaz bahçeleri, yeryüzünün en esrarengiz güzellikleri bir kenara konse, o diğer tarafa konmalıdır. Çünkü bütün bunlar dünyevidir. O ise İlahi. Yaratıcı’ya en yakın ipucu o’nda saklıdır. Meleklere en çok o benzer. Adem’in yolculuğu o’nunla başlar.

Bir Kral’ı tanımak kolaydır. Bakışı, kıyafetleri, gururu ve orduları ele verir o’nu. Oysa bir Kadın’ı tanımak hiç kolay değildir. Bir Kral, yükseldikçe fark edilir, bir Kadın, yüceldikçe gizlenir., halkın arasına karışır, unutturur kendini.

Aşk şarabından bir yudum içen, bir Kadın ise eğer… bir Kral gibi uyuyup, bir insan gibi uyanmayı istemez.  

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar