ÇİFT KİŞİLİKLİ

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
14
Jan

 

Çift kişilikliyiz derler. İlki; sakin, huzurlu, güvende ve her istediği elinin altında. İkincisi; korkak, endişeli, yalnız (ve dolayısıyla bencil, egoist, bölünmüş) 

Hangisiyiz ? Çoğunlukla (büyük çoğunlukla) ikincisi. Her an arkamızı kollamıyor muyuz ? Zaten sahip olduğumuz şeyi arayıp durmuyor muyuz ? Yarın endişesi ile güzelim bugün cennetini kirletip durmuyor muyuz ? 

Oysa ilk kişiliğimiz - gerçek kişiliğimiz. Zihin dediğimiz önyargılarla örülü duvarların arkasında, herşeyin yoluna gireceğinden hiç şüphe duymayan huzurlu kişiliğimiz. 

Aslında öğrendiklerimiz ve doğru olduğuna inandırıldıklarımızla ne kadar da yalnızız... Ne kadar kocaman, sisli dağların arkasındayız... Okyanus ne kadar derin... ne kadar karanlık... Ne kadar da çaresiziz ?

Huzurlu kişiliğimiz, sürekli tamamlanmak üzere nefes alıyor. Bütünün parçalarını birleştirmek üzere... Kendi gibi olmayanı arayıp buluyor, kendini tamamlıyor.

Mesela... aşık olacağı insanı özenle seçiyor. Kendinde olan dna'ların aynılarını değil de, farklı olanlarını buluyor. Kendi kokusunun aynısını değil de, hiç tadmadıklarını arzuluyor. Tamamlanmak istiyor. Bu dünyaya bunun için geldiğini biliyor.

Huzursuz kişiliğimiz ise başka bir yolun yolcusu. Bildiğinin dışına çıkmak istemiyor. Çok eksik. Ama o bunu kabul etmiyor. Bilakis herşeyi bildiğinden öylesine emin ki, nasihat bile dinlemiyor. Hangi gazeteyi okuyorsa o gazeteyi okuyanlarla olmak istiyor. Farklılıklarla değil benzerliklerle barışık. Farklılıklardan nefret ediyor.

Tamamlanmak istemiyor. Bu dünyaya tamamlanmak için geldiğini bilmiyor.

Zamanın olmadığı bir yere giderken, ne büyük bir zaman kaybı. Ne yazık. 

 

 

 

DAHA İYİSİNİ YAPABİLİRDİN

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
26
Dec

Bugüne kadar hiçbir şey yapamadım dersen... Gerçek anlamda yeni bir şey yaratamadım, ben bir işe yaramam dersen... Kendine bak. Yaptığın en harika şey, yarattığın en eşsiz eser "sen"sin. 

Günahlarınla, sevaplarınla. İmkansız dediklerinin üzerine korkusuzca gidişinle, çocuklar gibi diz çöküp akıttığın sicim sicim gözyaşlarınla. Sevdiklerinle. Uzaklaştırdıklarınla. Kısacası seçimlerinle ortaya çıkardığın şu eşi benzeri bulunmaz, kopyalanamaz, tekrarlanamaz, tamamen orjinal hayatınla, sen "seni" yaptın. Bugüne kadar yaptığın en şahane şey ne derlerse... Sen'sin.

Ve tabi ki bütün büyük sanatçılar gibi, herkes sana hayran olsa bile, sen geriye dönüp şöyle dersin : "Daha iyisini yapabilirdim."

KENDİNE

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
30
Aug

Çok meşgul olduğunu söylüyorsun. Yüzlerce iş var kafanda. Günlük koşuşturmalar bir yana... Felsefe öğreniyorsun. Astroloji. Biraz biyoloji. Hatta bazen tıp. Yetmiyor zaman. Ve öğrenmek iyidir diyorsun. Boşa geçeceğine saatler... aylak aylak dolaşıp oyun oynayacağıma, kendim için birşeyler yapıyorum diyorsun. 

Haklısın. Kendin için yapıyorsun. Egon için. Hiç bir şeyle mutlu olmayan, daima sahip olmadıklarını arzulayan, onlara sahip olur olmaz bir kenara iten kendin için yapıyorsun. 

Vaktini boşa geçirmediğin yalanının peşine takılmış, bencilce ve dışarıdan bakıldığında imrenilen bir hayat yaşıyorsun. 

Bütün gününü sokaklarda geçirenden farksızsın aslında. Elinde bir cep telefonu kaybolup gidenlerden farksız. daha çok öğrenip daha çok anlatmak için... başkalarından ayrışmak, özel olmak, örnek bir model oluşturmak için dininip duruyorsun. Kendinedir bütün yaptıkların. Kandırma kendini. Kendinedir herşey.

Öğrendiklerine bir bakalım. İnsan öfkesini kontrol etmeli. (Ve böylece kontrol edemeyenlere yukarıdan bakabilmeli) İnsan daha az yemeli, daha çok irade göstermeli (Ve böylece bedeniyle övünmeli) İnsan, ayın hareketlerine göre imza atmalı (ve böylece maksimum kar yapmalı, daha çok kazanmalı, böbürlenmeli)

Bu liste uzar gider dostum. Ama bir tanesini anlaman hepsini anlaman demektir. Kendinedir yaptığın her yatırım. Dünya daha iyi olsun diye değil. 

 

"İnsanız. İnsana dair ne varsa yaparız."

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
9
Aug

"İnsanız. İnsana dair ne varsa yaparız." 

Shakespeare sözüdür. Üzerinde düşündükçe büyür.

Aşık oluruz. Günah işleriz. Kıskanırız. Hırslanırız. Ama aynı zamanda... Fethederiz. Ülkeler kurarız. Çocuk yaparız. Hastalıklara çareler buluruz. Bir gülümsemeyle kavgalar bitiririz...

Shakespeare aslında kitaplar ve şiirler yazmamıştır. Hayatı boyunca kurduğu en güzel cümleyi hikayelerle, sonelerle, karekterlerle açıklamaya çalışmıştır. Bu yüzden unutulmazdır, ölümsüzdür.

İnsanın özü de işte böyledir. Unutulmazdır, ölümsüzdür. Daha kesin konuşmak gerekirse, ilahidir. Sıradanlık dünyasına alışmışlar için akıl almazdır. Biliyor musunuz, "Mucize" kelimesi sıradan insanların uydurduğu bir yetersizlik ibaresidir. Algılarının ötesinde hayat bulan son derece bilimsel olan şeyleri kavrayamadıklarında dudaklarının arasından o mistik kelime dökülüverir; "Bu bir mucize" (Mucize, mealen "ben anlamadım" demektir.)

Ama insanoğlu "ben anlamadım" demekten hoşlanmaz. Taşıdığı bedenin içinde hayat yaratan bir şey olduğunu anlayamazsa, yaratılmış bir hayatı bir beden olarak yaşamaya başlar. Sistemi anlayamadığı için anladığı kadarını yaşar. O farkında değildir ama bütün dünya emrindeyken, düryanın peşinden koşan bir köleye dönüşebilir. Üstelik bir bedenin içine hapsettiği olağanüstü güçleriyle birlikte...

Oysa kendini beden zannedenler, aç kaldıklarında ölürler. Para kazanamadıklarında ölürler. Bir problemle karşılaştıklarında bir o yana bir bu yana koşturur, başka bedenlerden yardım dilenir, bulamadıklarında ölürler. 

Herşey bir "Ol" emrinin iznine tabidir. Anlamazlar. Etrafınızda olan bitenlere bir bakın. İradeyle, azimle, duygusallıktan arınmış bir adanmışlıkla ve ilahi bir bütünsellikle oluşur herşey. Bedenle değil. İçindeki bir başka şeyle...

İnsanın bedeni... bir kıyafettir. Üzerine giydiği elbise. Bir Bond filminin içindeki o hayran olduğunuz karekterleri düşünün. Tam üzerinize oturmuş bir takım elbise, vücudunuzu saran şahane bir kıyafettir. Ve seyredenler, elbiseye değil karektere hayran olurlar. (Asla elbiseye değil! - Aynı elbiseyi gidip satın alsalar, bir Bond olabilirler mi? Olamazlar.)

Beden önemlidir. Çünkü içinde ilahi bir şey saklıdır. Potansiyel bir Kral. Kur'an lisanıyla, bir Halife. Hakikat budur ve biz hayat denilen bu kısa yolculukta, bazen farkındalıkla, çoğu zaman farkında olmayarak, bu hakikati açığa çıkarmak için nefes alırız. (İnanmıyorum diyene basiit bir soru; Bugün dünden daha güzel bir gün olsun istemez misin? Daha iyi olmaya, kendinle gurur duyacağın bir şey yapmaya hevesin yok mu? Sen de içindeki Kralı, Kraliçeyi açığa çıkartmaya çalışmıyor musun?)

Öyleyse, bir şeyler ters gittiğinde başımızı göğe doğru çevirmeliyiz. Yağmurun yağdığı yere. Güneşin doğduğu yere. En azından sıcak yaz günlerinde altına girip korunduğumuz ağaçların serin yapraklarına. Oysa biz hep aşağıya bakarız. Bedenler dünyasında ilahi bir şey ararız. Omuzlarımız düşer, yere çömelir, diz çökeriz. Bedenselliğe düşer, içimizdekini unuturuz. Ölümlüler dünyasına dalar, oksijen tüpümüzden hızlı hızlı nefes alıp vererek, tükeniriz, ölürüz.

Kendinizi bir bedenden ibaret sandığınızda, sizin için bedenler dünyasının kuralları işlemeye başlar. Oysa beden acizdir ve aciz olan korkaktır. Açıklayamadığı hiçbirşey ile rahat edemez. Bu yüzden herşeyi açıklamaya çalışır. Birinden yardım ister, alamadığı zaman vefasızlık der. Çok uğraştığı bir şey olmadığı zaman, nerede yanlış yaptım demez, başkalarını suçlar. Kolayca yapabileceği bir şeyi yapamadığı zaman "benim karekterim böyle. Beynim sol lob'lu" der. (Beyin şahane bir mekanizmadır. Kusursuz işlem görür. Holografiktir. Senin için sol ya da sağ olan, onun için holistiktir. Suçu beynine atma. O mükemmeldir.)

Bedeninizi küçümseyin demiyorum. Üzerinize giydiğiniz şu güzel elbiseye tabi ki çok iyi bakmalısınız. Onu kirden ve günahtan uzak tutmalısınız. Ama günün sonunda, elbise, dolabına aittir. Siz ise ait olduğunuz yere döneceksiniz.

Beden, siz değilsiniz. Hakikat bu değil. Sakın kendinizi kandırmayın. 

 

M.I.T. KAPALI KİTAPLARIN NASIL OKUNACAĞINI AÇIKLAMIŞ

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
25
Jul

İnsan'dan "kitap" olarak bahsedilir. Kutsal kitapların, gökten inmiş sayfalar değil, kendini okuyabilen seçkin ve tamamlanmış insanlar olduğuna dair bir inanış vardır. (İlk ayet "oku" dur. Academia'nın kapısında "Know Thyself" yazar.)

Bu inanış, aslında ölümsüz olduğumuzu ve dünya hayatı sona erdiğinde sonsuz bir boyuta geçiş vizesinin, bu hayatta yaşadıklarımızın anlaşılması ile mümkün olduğunu, insanın kendi kitabını er ya da geç okuması gerekeceğini söyler. Varlık olduğunu iddia eden frekans aralıkları (ruh değil beden olduğunu iddia edenler) çok yüksek bir enerji kaynağı yardımı ile arınmak zorundadırlar (radyasyon / cehennem) ve böylece kendilerini sonsuza kadar yaşayabilir boyuta taşırlar.

(*) Aşağıdaki kısa video'yu çok beğendim.

 

HOŞUMUZA GİTMEYEN ŞEYLER

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
3
Jul
Hoşumuza gitmeyen bir şey oluyor. Öfkeleniyoruz. Buna sebep olan kişiyi buluyoruz. Bazen bir taksi şöförü, bazen bir politikacı, bazen bir sevgili. Sövüyoruz, bağırıp çağırıyoruz. Gece oluyor, herkes gidiyor. Bir müddet daha huzursuz kalıyoruz. Sonra unutuyoruz.

Hoşumuza gitmeyen bir şey oluyor. Öfkeleniyoruz. Buna sebep olan kişinin kendimiz olduğunu hatırlıyoruz. Öfkemiz yerini düşünmeye bırakıyor. Buna vesile olan kişiyi buluyoruz. Ve bize ne anlattığını. Gece oluyor. Bir müddet daha düşünüyoruz. Ve hatırlıyoruz.

Hoşumuza gitmeyen bir şey oluyor. Seyrediyoruz. Buna sebep olan kişinin kendimiz olduğunu biliyoruz. Gece oluyor. Hoşumuza gitmeyen şeyin gösterdiği şeyi buluyoruz. Bu keşif hoşumuza gidiyor. Gülümsüyoruz.

Hoşumuza gitmeyen şeyler bize bizi anlatıyor. Hayat denen gökdelenin hangi katında yaşadığımızı. Üstelik... günümüz günümüze uymuyor. Bazen zemin katta daracık bir odada. Bazen üst katlarda, geniş bir terasta.
Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar