Seçim günleri

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
20
Feb

Seçim günlerindeyiz. Büyük şehirlerde tahmin ediyorum ki yaklaşık 20 milyon dolar harcandı. Seçim yasaklarına kadar hızla artacak harcamalarla, hiç şüphesiz minimum 150/200 milyon dolarlık leziz bir iletişim pastası var medyanın (ve yan hizmet kollarının) önünde. Bir iletişimci gözüyle ne düşündüğümü bilmek ister misiniz ? Bu paranın %90'ı, zaten kendilerinin olan "siyah renkli" seçmene yönelik bir algıyla yönetiliyor. Siyah derken, ölseler saf değiştirmeyecek sadakatlilerden bahsediyorum.

Ak Parti'yi anlayabiliyorum. Ortada bir "cemaat karmaşası" var. Dolayısıyla siyah'ın artık binbir tonu var. Ama MHP'yi, CHP'yi hiç anlamıyorum. Kendi bahçelerini sulamaya devam ediyorlar ve kararsız, ılıman, ikna edilebilir adaları kendilerinden iyiden iyiye uzaklaştırıyorlar. 

Bir Genç Parti işini hatırlıyorum. Kendi virallerini bile kendileri yapmıştı. Eminim çoğunuz hatırlayacaksınız. Hiç şansı yok denilen, itibarı şaibeli bir mavi gözlü iş adamını neredeyse koalisyona sokuyordu. İşte o, "iyi bir kampanya"ydı. Çünkü tek hedefi vardı : Kimseye gönlünü kaptırmamış %28'lik bir adanın üzerine üzerine gitti ve tam 7.5 çıkardı. Önemli istatistiktir doğrusu. Yoktan var edilen 7.5, bugün ikna edilebilse çok can yakar. Lakin görünen o ki; olmayacak öyle bir şey. Kararsızlar, kararsızlığa devam.

Seçim günlerindeyiz. Ama stratejiler değil öfkeler ve egolar koşturuyor oy peşinde. Oysa benim bildiğim, kararsızlar ürkektir. Ürkekler de başkalarının kavgasından hoşlanmaz. iki siyah grup birbirini suçlarken, kendilerini daha da yalnız hisseder ve evlerinde otururlar. Tahminim doğruysa eğer... yüksek bir "oy atmayanlar" yüzdesi bekliyor bizi bu seçimlerde. 

Kraliçe'nin ajansında...

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
18
Feb

Uzun bir aradan sonra Londra'dayım. Uçaktan iner inmez aklıma gelen ilk şey, hava alanlarımızın ezici üstünlüğü. Çocukluğum burada geçti benim. O zamanlar tam tersiydi. Modern bir Londra'dan kalkar, tozlu topraklı bir Istanbul'a inerdim. Bu defa, modern bir Istanbul'dan kalkıp, klasik ve eski bir Londra'ya indim.

Islak bir öğleden sonrası, Bayswater'dayım. Londra uçuşuyor. Burnumuzun dibini su basmış. Kovalarla su boşaltan insanlar, çaresiz politikacılar, acımasız muhalefet liderleri, ordu, kazma, kürek filan...

Sabah oluyor. Buz gibi ama masmavi, bulutsuz, güneşli bir gün. Yurtdışı ortaklarımın ajansını ziyarete gidiyorum. Londra'ya has bir "square" içinde, koca bir bina. 700 kişiden biraz fazla. Bir ajanstan çok bir fabrika. Büyük fee'ler ödeyen müşteriler, klasik takım elbiseli ortaklar, bir katta 100 kişinin çalıştığı "MCS Mobile" ama gösterişsiz bir resepsiyon. (Nedense bu çok ilgimi çekiyor. Çünkü tanıdığım Maurice, en çok buna önem verir. Belki de artık yaşlar ilerliyor.)

Bu iki kurt adama oldum olası hayranım ben. İş yapış şekilleri hep gözlerimi kamaştırmıştır. Yoktan var ediyorlar. Olmayan bir işi, önce üretiyorlar, sonra satıyorlar. Şampiyonlar lig'ini markalaştıran, İşçi Partisi'ni güvenilir kılan, sokaklarda yürürken, ayaklarının altına olmadık mecralar seren, beklenmedik anlarda seni hep gülümseten "büyük" fikirlerin mucitleri. Bir de "Saatchi Gallery" var artık. Zevk için sanat üreten...

Publicis'le geçen 18 yılın sonunda "bir daha asla" demiştim ama, işte bozuyorum yeminimi. Çünkü pes etmek nedir bilmeyen bu yaşlı ingilizleri, ingiltere'den bile daha çok seviyorum.

"Kraliçe'nin ajansı" - En büyük düşlerine kavuşmadan evvel, yanlarında olmak istiyorum. 

ÖZGÜRSÜN...

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
8
Feb

Uyanırsın. Yaptığın ilk iş, saatine bakmak olur. Eger 6'ysa "biraz daha uyku" dersin. Eğer 8'se "kalkmalıyım" - Sanki yeteri kadar dinlenip dinlenmediğini o saat söyleyecektir sana. 

Bedenini dinlemeyi bilmezsin. Sabahın ilk bilinç anında bile, dijitalizesin sen. Ezberler, kalıplar... Kendinden başka herşeye güvenirsin. 

Çok yeteneklisin. Kalabalık bir caddede hayatı durdursan, etrafına bir baksan, yüzlerce, binlerce insanın yapamayacağı bir şeyi yapabilirsin. Müthiş bir kulağın vardır mesela; şarkı söylersin, dans edersin. Sıradışı bir hayalgücün vardır mesela; roman yazarsın, film çekersin. Nefesini dakikalarca tutabilirsin, kimsenin göremediklerini görürsün derin denizlerde...

...ama yapmazsın işte. Zor gelir sana, olabileceğinin en iyisi olmak. Daha çok uyumayı, daha çok dolaşmayı seçersin avare avare. Bir fincan kahve bile ihanettir yapabileceklerine, ama sen şişelerce içersin, unutmak için içersin, eğlenmek için içersin, uzaklaşmak için içersin.

ve uzaklaşırsın yapabileceklerinden. Uzaklaşırsın "en iyi" sen'den. 

Özgürsün sen. Senin için yaratılmış cennet'ten, ne kaybettiğini bilmeden çekip gidecek kadar özgür...

 

İSTEMEKTEN VAZ GEÇME.

Etiketler : inspired Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
6
Feb

Hayatın boyunca karşılaşacağın en büyük çelişki, muhtemelen hayatın ta kendisidir. Bağırmayı öğreniriz biz, ve hemen arkasından susmayı. Yemek yemeyi öğreniriz ve diyet yapmayı. Aşk için gururu ayaklarımızın altına almayı öğreniriz, terk edilince de gururlu olmayı. Hayat, çelişkilerle doludur. Öğreniriz ve öğrendiklerimizin tersini öğreniriz. Öğrenmenin sonu yoktur derler ya. İşte bu yüzden. 

...Ama herşeyden önce "istemeyi" öğreniriz. Çünkü sahip olmanın tek yolu budur. Karnımız acıkırsa ve annemiz uzaklardaysa, "yemeğe kavuşma sanatı" tek başına öğrendiğimiz ilk şeydir. Bu, konuşmaktan, yürümekten, dans etmekten bile önce gelir. Ve bu muazzam keşif, daha ilk deneyimimizde bizi zafere kavuşturmuştur ya, biz artık iflah olmaz bir "isteyiciyizdir" - bundan vaz geçenimiz, yavaş yavaş "biter"

Bunu bilmeyen okullar, öğretmenler, din adamları ve kaşifler... Bunu bilmeyen ebeveynler, ablalar, kardeşler... alırlar bizi karşılarına ve derler ki : Her istediğin olmaz. 

İyi niyetlidirler. Kendi deneyimlerine bakıp hayat bundan ibaret zannederler. Ezberledikleri her şeyi, sizi büyük bir felaketten korumak için seferber ederler. Onlar, aslında... iyi niyetlidirler.

Ben se şöyle düşünürüm : Istemek, yaşamak demektir. Bugün yolu psikoloğa düşen hemen herkes, hayattan beklentilerinin azaldığından, canlarının hiç bir şey yapmak istemediğinden, yaşadıkları an'dan zevk almadıklarından yakınmıyor mu ? Ve hemen her psikolog, gri hücreleri arttırıcı, küçük pembe haplardan vermiyor mu onlara ? Renkleri ne olursa olsun o hapların, "isteme" fonksiyonlarınızı, kimyasallarla dürtmeye çalışmıyor mu ? İstemekten vaz geçene ne oluyor görmüyor musun ? 

İstemeye karşı değilim ben. İste ! Yeter ki aklınla değil, kalbinle iste. Başkalarının istediklerini değil, kendininkileri iste.

İstemek iyidir. İstemekten vaz geçme !

DEĞİŞMEK İSTEMEYİZ

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
2
Feb

Bir sohbet olsa bu akşam, en yakın dostlar biraraya gelse, içimizden geleni söyleyebilsek, içimizden geldiği gibi söyleyemeyiz gene de.

Hararetli savunucularız biz. Ezberlediklerimizi, hiç kimse değiştirsin istemeyiz. Sevdiklerimiz hakkında çıkan dedikodulara kapalı, düşmanlarımızla ilgili söylentilere, ardına kadar açıktır kalbimiz. 

...ve bu kilitli kalbimiz, sonsuza kadar açılmasın isteriz. Bizi iyileştirecek, yüceltecek, yükseltecek, gülümsetecek ne varsa o kutunun içinde... orda kalsın isteriz.

İstediğimiz şey, o kilitli kutunun içindedir. Açmayı istemeyiz.

 

.

Sonsuzluk ne kadar sürer ?

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
22
Jan

Sonsuzluk... ne kadar sürer ?

Alice de aynı şeyi sormuştu. "Bazen, bir an" demişti tavşan. "sadece tek bir an" Haksız mıydı ? Değildi. O masalda, o tavşan, söylediği her şeyde nasıl da "çok" haklıydı.

Sorsanıza kendinize; Aşka inanmayanın aşık olması ne kadar sürer ?  Sonsuzluk böyle bir şeydir işte. İnanmazsan sürer.

Sonsuza kadar...

 

 

 

 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar