School 5

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
7
Apr

Herkesin öğretmen olduğu bir dünyada, öğrenmek için eğitim veren insanlar olması ne güzel. Onların hep yanımda olması ne güzel. Sayıları çok değil, ama az sayıda olmaları bile çok güzel.

School of Learning, onlarla nefes alan bir öğrenme okulu. Elinden geleni yapıyor. Öğrencilerini seçerken bazen kaprisli, bazen fazlasıyla titiz olabiliyor. Buna rağmen hata yapabiliyor. Ama hayat da böyle değil mi işte? Tam ruh ikizinizi bulduğunuzu zannettiğiniz an'da, birden bir şeyler tersine dönebiliyor. 

Hayatın yüzde 98'i biz farkında olmadan yaşanırken, Dostlarımın, benim için ne büyük bir değer ürettiğinin farkındayım. Onlar sayesinde resimler bile olduğundan daha iyi çıkıyor.

 

School of Learning 5 başlıyor.

Heyecanlı mıyım ? Yo. Hayır. Meraklıyım... İstekliyim öğrenmeye. Paylaşmaya hevesliyim. 5. kez doğuracağım için belli belirsiz bir gülümsemedeyim. Gururlu muyum ? Hmmm... olabilirim. Şımarmaya uzak durmam gerektiği söylenmişti bana. Oysa haylazlıkla şımarıklık arasındayım. Tehlikeli yerlerdeyim.

Çok özel insanlar olmasa yanımda, korku denilen yalancıdan bile ürkebilirim. Ama çok özel insanlar var yanımda. Güvendeyim.

Bugün kayıtları kapadım. Bizi birbirimize bağlayan görünmez bir bağ var nasılsa. O 24 özel insanı kolayca bulabilirim.

5 Nisan'da çoğalmak üzere... 

DİZGİNLER KİMİN ELİNDE ?

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
16
Mar

Ming Taizu...

1 milyondan fazla askeri ve tarihin en güçlü donanmasıyla Çin tarihini sonsuza kadar değiştiren Ming Hanedanı'nın kurucusu. 

İş dünyasının en pahalı seminerlerine konu olan savaş stratejilerinin yazarı. Yasak şehirin, görkemli sarayların, geçit vermez sedlerin mimarı.

Bir özelliği daha var. O güne kadar Çin tarihinde büyük önem arz eden ve neredeyse her kritik kararın tam ortasında duran vezirleri öldürerek ortadan kaldıran, acımasız adam. 

...

Bunu neden yaptığı ile ilgili yüzlerce kaynaktan binlerce görüş okuyabilirsiniz. Bir de benimkini dinleyin:

Vezirler, ego'ları temsil eder. Neredeyse bütün liderlerin yüksek egoları olduğunu herkes bilir. Egolarını kontrol eden, dünyayı kontrol eder. Edemeyen, koca bir ülkeyi yönettiğini zannederken... sessizce ve sinsice, veziri tarafından yönetilir. 

Bir çok filmde görmüşsünüzdür. İmparatorun huzuruna bir elçi çıkar. Sunması gereken mektubu açar ve okumaya başlar. Küstahça ve tehditkar bir lisanda yazılmış mektup okundukça, imparatorun hemen yanıbaşında duran vezir, hışımla elini kılıcına atar. Amacı, sahibinin küçük düşmesini engellemektir. Oysa imparator sakindir. Sakin ve otoriter bir tavırla elini kaldırır, kılıcına dokunmamasını işaret eder ve vezirini sakinleştirir. 

Vezir, ego'dur. İmparator ise öz benlik. Vezirini kontrol edebilen, dünyayı kontrol eder. Edemeyen... sinsice yönetilir. 

İNSANLAR NEDEN UZAKLARA GİTMEK İSTER :

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
9
Mar

Insanlar neden uzaklara gider, bilmiyorum. Bazı insanlar neden gider - biliyorum. Bir disiplin içine girmek istersen eğer, sen de öğrenebilirsin.

Çarçabuk düşünür insan dediğin prototipler. Çok çabuk cevap verir her sorulan soruya. Hemen olsun ister her dediği. Otobüs beklemekten, verdiği siparişin gecikmesinden, uçağın rötar yapmasından hoşlanmaz, nefret ederler. Öylesine bağımlıdır ki "hız" dedikleri şeye. En küçük bir aksaklık, kaşların çatmasına, gözlerin dönmesine, kan ter basmasına yetebilir bazen. 

Bir disiplin içine girmek istersen... önce "yavaşlamayı" öğrenmen gerekir. Duymayı değil dinlemeyi... Karşılık vermeyi değil cevap vermeyi... öfkeyi değil suküneti... Birisi bir şey mi söyledi hoşuna gitmeyen, herkesin yapabildiği gibi "çat" diye haddini bildirmeyi değil de, herkesin yapamadığı gibi gülümsemeyi, düşünmeyi, pozitif enerjiyi üretebilmeyi...

Zordur işte bunları yapmak. Çok daha zordur, yaptıklarını sürekli yapmak. Modern dünyanın bitmek bilmeyen koşuşturmasında ise, bin kat daha zordur.

Çünkü hayat, acımasızca hızlanırken gözlerinin önünde, sen yavaşlamaya değil ayak uydurmaya çalışırsın. Saatler yetmezse erken kalkarsın. Toplantılar bitmezse, geç gelirsin. Kavgalar artarsa sakinleştiriciler alırsın. Spor bile yaparken, hızla koşmayı seçersin. O kesmezse eğer, kum çuvalını döversin.

Bir disiplin içine girmek istersen.. işte bu yüzden uzaklara gitmek istersin. Daha boş yollar, daha sakin insanlar, daha az wi-fi. 


 

 

 

 

ANKARA'DA BİR İŞ BULUN BANA.

Etiketler : (RED) Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
28
Feb

Yıldız'daydım. Hızır dostunun misafiriydim. Demir parmaklıklara dokundum bugün. Gözlerimi kapadım ve Nişantaşı'nda buldum geçmişimi. Demir parmaklıklar vardı orda da. Arasından kendimi seyrettim. En az 10 yıl öncesinde ama taptaze, hemen önümdeydi işte. Kucağında, yürüyemeyen 6 yaşında güzel bir kız, derbeder adam dileniyordu. Cuma kalabalığının arasında plastik gözlerle acındırıyordu kendini. Sert bir rüzgar vardı bende o gün. Çocuğu yere, adamı duvara yapıştırdım. Hasta olduğunu iddia ettiği küçük kızını yalanına ortak ettiği için hırpaladım epeyce. Güç bela cebinden bir kağıt parçası çıkardı. Yanlış bir ameliyat sonrası belden aşağısı felç olmuş kızının raporunu gösterdi. İnanmadım. İş ettim. Aradım. Öğrendim. Durdum. Yutkundum. Yakasından düştüm.

Sonra bu kızı bir kenara atıp gitmedim. Hakkı zor ödenir - Mehmet Ali Aydınlar beyefendi'nin sayesinde ameliyat ettirdim. (Yani kimse bana bu seçimlerde neden o'nun yanındaydın diye sormasın) O kızın hayatında rahat bir yatakta yattığı 3,4 gün işte o gündü. Koca genç kız oldu şimdi. (Malesef hala yürüyemiyor ama kendi başının çaresine bakacak kadar ayakta.) Hastaneden çıktıktan sonra, onlarca demeyeceğim, tam 104 arkadaşım bu kıza "hayat" oldular. Bazıları, bazılarından daha fazla. Ama hepsinin kalbinde sessiz harflerle nakşedilmiş "seni seviyorum" fısıltım var benim. Son nefeslerinde bile nefes alacak onlar.

Yıllardır (RED) bakıyor bu aileye. Böyle şeyler yazılmaz ama "yaz" dediler yazıyorum. Aylardır aramamıştım o adamı - "ara" dediler bugün. Ankara'da bir hastanede hademelik yapıyordu. İşten çıkarılmış bir kaç gün evvel. Sözü var bana. Dilencilik yok artık. Yalan yok. Hırsızlık yok. Ben aramazsam beni aramak yok.

Aradığımda açılmadı telefon. Bir kaç dakika sonra kendisi aradı. İsmimi görünce ekranında, önce açmak istememiş. O işe sahip çıkacaktı, artık asla işsiz kalmayacaktı. Bunu becerememiş. Bunu bana nasıl söyleyeceğini bilememiş.

Parası varmış. İşi yokmuş. Bir kaç günlük hikayeymiş. Ama biliyormuş. Bu... o'nun hatası !

Şimdi sizden bir şey istiyorum ben. Gültekin'e Ankara'da bir iş bulmalısınız. Bunu ben de yapabilirim. Ama sizden istiyorum. Buradan.. bu blog'dan... facebook'tan... twitter'dan istiyorum. Yapmam böyle şeyler ben. Ama "iste" dediler. İstiyorum.

Ankara'da bir iş bulun bana. Hem de hemen !

 

ÖLMEK YA DA SONSUZA KADAR YAŞAMAK...

Etiketler : ,title= Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
25
Feb

"Zaman" bize verilmiş en paha biçilmez hediye değil midir ? Potansiyeli müthiş ama kullanması zor.

Çoğumuz için tuzaklarla dolu bir kullanma kılavuzu ile birlikte gelir. Bir an içinize dönseniz, sessizce fark edersiniz; Zaman, sizi ölümsüz kılmak içindir. Her an'ında gülümsemediyseniz eğer, daha öğrenecek çok şeyiniz var demektir. Kederlendiğiniz an'lardan sonra daha iyi bir insan olamadıysanız, birini incittikten hemen sonra gönlünü almadıysanız, daha iyi bir "siz" olmak yerine, dedikoduların girdabında müsrifçe onu harcadıysanız... daha öğrenecek çok şeyiniz var demektir.

Derler ki, yarın, hiç kimseye söz verilmemiştir. Geleceğin garantisi yoktur yani. İşte bu yüzden, şu an'ın telafisi de yoktur. Sizi bekleyen koca bir "an" var önünüzde. Ya sonsuza kadar yaşanacak ya da hayatınızın bir parçasını daha öldürüp yok edecek.

Sizi bekleyen muhteşem bir an var önünüzde. Sonsuza kadar yaşayın. 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar