DÜŞ, GERÇEK OLAN TEK ŞEYDİR.

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
22
Oct

Bir bilgisayar, ortalama 250.000 resim, 20.000 şarkı ve bir kaç bin video depolayabilirken, beyniniz saniyede yaklaşık 10 katrilyon işlem yapabilir. Üstelik size bile fark ettirmeden…

60 trilyon hücrenize, her saniye boyunca yaklaşık 6 trilyon farklı veriyi aktarabilir. Üstelik size bile fark ettirmeden…

Bütün bunları yaparken, arkasındaki güç odağı nedir biliyor musunuz ? Bilinçaltı dediğiniz şey.

Kim olduğunuzu belirleyen güç, işte o. Sizde de var. Komşunuzda da var. Köpeğinizde de var. Etrafınızdaki herkesde var.

Hayatta kalmanız için gereken mükemmel kan basıncı dengesini, düzenli kalp atışı aralığını, ihtiyacınız olan ideal vücud ısısı ayarlayan, hep O.

Yapabildiği bunca olağanüstü şeye ragmen yapamadığı tek şeyi bilmek ister misiniz ?

O, gerçek ile gerçek olmayan arasındaki farkı algılayamıyor. Zihninizde gerçek sandığınız herşeyi, gerçek olarak kaydediyor ve siz göz açıp kapayıncaya kadar kusursuz sistemini harekete geçiriyor.

Mesela, bir sarsıntı hissettiğinizde, deprem oldu korkusunu yaşıyorsanız, hücreleriniz deprem deneyimi yaşıyor. Sonradan deprem olmadığını fark etseniz bile, çok geç kaldınız. Sizin için deprem oldu bile.

Mesela, tam karşınızda oturan kadının size gülümsediğini sanıyorsanız, hücreleriniz serotoninle dolup taşıyor. Sonradan, size değil de tam arkanızdaki adama gülümsediğini fark etseniz bile sorun değil. Vücudunuz yenilendi bile.

Kısacası, düşünürseniz, düşlediniz demektir. Ve siz düşlediğiniz herşeyin gerçek olduğu bir dünyada yaşıyorsunuz. Bunun ne kadar sürdüğünün önemi yok. Kodlarınıza işlenen her deneyim, hayat boyu değil, nesiller boyu sizinle.

İşte bu yüzden, düşler hakkında söylenen o meşhur laf, doğru. Düş, gerçek olan tek şeydir. 

Düşünsenize... Hayatımızda ne çok insan var. Bazıları en yakınımız, uğruna yakıp yıktıklarımız... Bazıları gülümseyip, hal hatır sorduklarımız... 

Düşünsenize... Bir hayat boyu kaç insan biriktirdiniz, ve kimbilir kaç "yeni" ruh sıraya girdi tanışmak için sizinle... 

Hazır düşünmeye başladınız, biraz daha düşünsenize... Anılarınızda dolaşan onbinlerce insanın içinde, kaçının gözlerinin içine baktınız, "seviyorum seni" dediniz bugüne kadar...

Özel olmak böyle bir şey işte. Fark edilir olmak. Nefesleri kesmek. Uykuları kaçırmak. Bir türlü unutulamamak... Ama özel olanla mutlu olabilmek için, onun da sizi "özel" bulması gerekecek. Sizi bir Kahraman gibi, bir Prenses gibi hissettirmesi gerekecek.

Belki kızacaksınız bana. Belki "hayatınızın gerçekleri"nden uzak olduğumu düşüneceksiniz ama, ben şu acımasız cümleyi kurmak istiyorum gene de :

"Sizi sıradan bir insanmış gibi hissettiren hiç kimseye aşık olmayın" - Mutlu olamazsınız. 

 

"BİLMİYORUM" DİYEBİLME FIRSATI

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
5
Oct

2009'da Vancoover'da, bir Barış Konferansı yapılmış. Bir kaç dünya liderinin yanısıra, Dalai Lama da orada. Bir soru soruluyor bilge adama. Kırmızı elbisesi, beyzbol şapkası ile bağdaş kurup otururken, derin bir nefes alıyor. Doğruluyor. Uzun bir süre tefekkür edip, şöyle diyor : "Bilmiyorum"

İlk şoku atabilirseniz üzerinizden, bu "harika bir cevap". Herkesin herşeyi bildiği bir dünyada, önüne mikrofon uzatılan adam, "bilmediği bir şeyi itiraf edebilme cesareti" gösteriyor. Hayatı boyu "biliyormuş gibi yapmanın" yalancılık olduğunu savunan bir felsefe, canlı yayında kendini ispatlıyor.

Düşünüyorum... Acaba kaç kez karşıma çıkmıştır bu fırsat ? Kaç kez "bilmiyorum" deme fırsatını heba edip "yalan" söylemişimdir karşımdakine ve kendime. 

Ne çok şey var aslında... Bilmediğimiz ama bildiğimizi sandığımız. Ya da tünelin diğer ucundan bakalım - ne kadar az şey var, kesinlikle emin olduğumuz ve başkalarına söyleyebilme hakkına sahip olduğumuz. Biraz dikkatli dinlesek bize sorulan soruları... Çok büyük ihtimalle, çok az konuşuruz. 

Eğitim bu değil midir aslında ? Bilmediklerini itiraf et ki, öğrenebilesin. Kendini başka nasıl eğitebilirsin ki? 

Herşey hakkında bir fikrimiz var. Evet. Bu doğru. Ama bu fikirleri edindiğimiz havuz, çoğu zaman kulaktan dolma, ezberden bozma, her zaman da güvenilir olmayan kaynaklardan akma "dedikodu"lar değil mi ?

Bir an için gözlerimizi kapatsak, doğru bildiklerimiz arasına saklanmış, bir kaç meşhur yalanla yüzleşmez miyiz en azından ? Biliyorum. Yıllardır inandığımız yüklerden arınmak kolay değil. Onların içinde hayranlıklar, saplantılar, bizi biz yaptığına inandığımız kod'lar var. Ama ya iyileşmek için arınmak gerekiyorsa... Bizi biz yapan şeyler, ya bizi bizden uzak tutan sis bulutlarıysa... 

İstemez misiniz "gerçek siz"le tanışmayı ? İstemez misiniz "zan" ettiklerimize bir kez daha göz atmayı ?

Milyonlarca insan tarafından "dünyanın en bilge insanlarından" biri olduğu söylenen bir adam, "bilmiyorum" diyebiliyorsa, utanmadan, çekinmeden, kendini küçümsemeden... bazı şeyleri "henüz bilmiyor" olma hakkınızı kullanmayı istemez misiniz ?

Sokağa çıksak, insanlarla konuşsak... "Bu dünyada en çok ne istersin?" diye sorsak, çok büyük ihtimalle şu kelimeyi duyarız : "Huzur".

Biz, etrafımızdaki herkesi ve herşeyi, kendi bildiklerimizi Tanrı edindiğimiz sanal mahkememizde yargılarken... ve hemen her an, bizimle aynı fikirde olanları kutsar, farklı düşünen herkesi lanetlerken... dış dünyamıza projekte ettiğimiz bunca kin, nefret, merhametsizlik, adaletsizlik varken, iç dünyamızda nasıl buluruz "huzur" ?

Bilmiyorum. 


 

SIRADAN BİR HAYAT...

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
3
Oct

Bir sebep için çalışmalıyız. Bir amaç için, bir büyük düş için. (Alkış için değil)

Hayatı, inandıklarımızı ifade edebilmek için yaşamalıyız. İnandığımız değerlerin sesini duyurabilmek için. (Gösteriş için değil)

"Ben burdayım" demek zorunda kalmamalıyız. Orada olmadığımızda özlenir, yokluğumuz fark edilebilir olmalıyız. (Sıradan bir hayat, bize göre değil)

NEFES ALMAK

Etiketler : derin bir nefes Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
14
Sep

Bazen dua ederiz hararetle. Korunmak için, sevilmek için, cennet için, para için, pul için... 

Bazen de içimizden bir şey geçiririz. Ansızın eser ama çok içten eser. Yakınlık isteriz. Labirentlerden kurtulup, yükselmek isteriz. Şu dünyada sevilmeye layik bir tek kişi varsa eğer... o'nun gibi sevmek isteriz. 

Bir şeyi elde etmek için, kendi ağırlıklarımıza dolanıp, koşuşturup durmaktan yorulur, artık yorulmadan kazanmak isteriz. Hırsla, yalanla, akıl oyunlarıyla değil, aşkla, dürüstlükle, samimiyetle konuşmak isteriz. 

Uzun süredir soluduğumuzu fark ederiz. Artık nefes almak isteriz.

EYLÜL AYI ÇOCUKLARI

Etiketler : eylül Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
13
Sep

Sabah 7'de, hiç umursamadığınız bir şeyi, akşam 7'de kurcaladığınız oldu mu hiç ? Kaçırdığınız bir fırsata bugün, "olur böyle şeyler" deyip, yarın "nasıl oldu böyle bi'şey" dediniz mi hiç ? 

Olduysa, ve dediyseniz... o zaman sizinle ortak bir yönümüz var bizim.

Tutarsız, dengesiz, eserekli deseler de bize... Üzülmeyin. Öyle değiliz. Eylül ayı çocuklarıyız biz. 

 

 

 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<May 2021>
SMTWTFS
2526272829301
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
303112345
Bağlantılar