21 / 22 Aralık'ta, Formulamedia'nın bir eğitim semineri var. Asla (asla) kendimin konuşmacı olduğu seminerler hakkında tek bir kelime bile yazmam. Bunu kişisel reklam açıkgözlülüğü olarak görür ve yapanlara da sitem ederim. Öyleyse bu defa neden ayıpladığım şeyi yapıyorum ? Anlatayım : Bu seminerde benden çok daha önemli eğitmenler var. Ve onların değerini bilen biri olarak sizinle paylaşmak istiyorum.

Bu tarihlerde Istanbul'daysanız, vaktiniz varsa, hayalinizde pazarlama ile, reklamcılık ile, dijital inovasyon ile ilgili bir kariyer varsa, bu seminere katılmanızı öneririm. Siteye girip kim kimdir öğrenebilirsiniz ama ben size 3 kişiyi, kendi gözlerimle tanıtmak isterim.

O haftasonu gelirseniz, Ahmet Durul ile tanışacaksınız. Reklamcılık bu ülkede henüz "yok"ken, O vardı. Mc Cann gurubunun kurucularındandı. Biz bir çok şeyi o'ndan öğrendik. Gün geldi, konkurlarda karşı karşıya geldik ama rekabet, o'na olan saygımızı zerre kadar azaltmadı. O bir beyefendi, bir pazarlama gurusu, kendini saklayan bir felsefecidir. Anılarını anlatsa, hiç bir kitapta yazılmayan öyküler edinirsiniz.

Eğer gelirseniz, Mert Başar ile tanışacaksınız. O benim eski bir müşterim, School of Learning'de, elit öğrencilerimi teslim ettiğim, eğitmen ortağım, çok önemli bir telekomünikasyon devi'nin pazarlama ve yeni teknolojiler amiralidir. Bir gsm markası, upuzun bir stratejinin temellerini atarken, o'nun önderliğinde, dünyanın en önemli stratejistlerinden biriyle haftalarca çalışmış ve bugün istisnasız hepimizin diline pelesenk olmuş "müthiş" bir kelam, bir tını, bir duygu keşfetmiştir. Konuşmaya başlasa, hiç bitmesin istersiniz.

Siz de orada olursanız, Salih Tahir ile tanışacaksınız. Kelimeleri özenle seçen, cok okuyup devamlı öğrenen, ben bilirim deyip yarıda bırakmayan, kibirden, küstahlıktan uzak ama bazı şeyleri hepimizden daha iyi bilen bu adam, sizi tarihin belki de hiç bilmediğiniz koridorlarında maharetle dolaştıracak, bildiğinizi sandığınız şeyleri size yeniden öğretecek, şaşıracak ve hayran kalacaksınız. 

Diğer eğitmenleri henüz tanıma fırsatı bulamadım. Insallah o gün tanışacağım, ama eminim bu üç çok özel insan kadar büyüleyicidirler.

Bu yazıyı yazma ihtiyacı duymamın sebebini de anlatmak istiyorum. Artık ortalıkta çok fazla eğitim var. Ve özellikle genç kitlenin aklı karışıyor olabilir. Hangisinden ne fayda edinebileceğini kestiremiyor olabilir. İşte bu yüzden bu satırlar karar vermenizde yardımcı olsun istiyorum. Asıl işleri eğitmenlik olmayan bu zaman fakiri, çok yoğun ve çok bilgili insanlar, para kazanmak için değil "sizin için" bir haftasonlarını feda ediyorlar ve tek amaçları, içinizden birinin, sadece birinin, hayatına dokunabilmek ve zaten içinizde var olan o büyük potansiyeli açığa çıkaran elçilerden biri olabilmek.

Bu tarihlerde buradaysanız, mutlaka gelin. 

www.formulamedia.net 21

 

MADISON

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
29
Nov

Dubai'deyim. Madison'un misafiriyim. Küçük ama arı gibi çalışkan insanların, yoktan varettikleri işlerin içindeyim. Kocaman bir ajansın parçasıyken, "artık kendi yoluma" diyenlerin ülkesindeyim. 

Huzur var bu ajansın içinde. Belki büyük, gösterişli bir toplantı odaları yok ama huzur var işte. Ve bu... bazen herşeyden daha önemli değil mi ? 

Para kazanmak için çalışmak gerekir derler. Biraz da şans. Birkaç önemli bağlantı.

Huzur bulmak için ne gerekir hiç düşündünüz mü ? Hayatınızın huzurlu anlarını ayırsanız zihninizin bir köşesine. Sorguya çekseniz onları. "Anlat" deseniz, siz nasıl doğdunuz diye... Anlatırlar mı ?

Ben öyle yaptım. Kendi huzur anılarımı aldım karşıma. Sordum siz nasıl doğdunuz diye. Herşeyi yazamam buraya. Ama yazabildiklerim işte burada :

Kabul ettiğimde. Teslim olduğumda. İkna etmek, dil dökmek, savaşmak zorunda kalmadığımda. Çok önceleri yaşadığım bir şey, yepyeni, ışıl ışıl, güzelim bir kıyafetle karşıma çıktığında.

Her söylenene inanıp kendimi kandırmakla, kalbimle dans eden işaretler arasında fark var. Bunu görebilip savrulmadığımda, ama gene de rüzgarın götürdüğü yere kadar gittiğimde. 

Huzur. Sen, aramakla bulunmazsın biliyorum. Ama hep seninle olmak istiyorum. 

 

KARŞILAŞMA

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
23
Nov

Bu adada çok fazla insan yaşamaz. Hele bu köyde, tek tük insan yaşar. Bu kısa boylu, tıknaz, al yanaklı, sevimli adamı daha önce hiç görmemiştim.

Oysa gece gündüz bu yolları arşınlarım. Bu köyün içinden yıllardır geçerim ben. Buranın yerlisi olduğu besbelli, yaşı da pek genç olmayan bu adamla nasıl oldu da hiç karşılaşmadım bugüne kadar. 

Bana baktığını, gülümsediğini, benimle konuşmak için yolumu kestiğini fark edince, "Uh" dedim. Tebessüm ettim aynı o'nun gibi. Konuşasım geldi. Konuştum. "Kimsin sen ?" dedim. "Nasıl oldu da daha önce hiç görmedim senin gibi gül yüzlü bir adamı"

Gülümsemesi gözlerinin içine yansıdı. Daha da sevimli oldu bir anda. Kendine has o Kıbrıs aksanıyla fısıldadı kulağıma "Sen böyle olduğun için böyle gördün beni" dedi. "Aksi bir adam olsaydın, mendebur bir adam keserdi yolunu. Pek hoşuna gitmezdi bu karşılaşma"

 

TÜRKİYE... ÜSTELİK TEK BİR KAREDE

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
16
Nov

Maraton...

Inspired ailemiz için son derece ciddi bir iş'ti. Ama benim tembelliğim üzerimdeydi. Bir adım geriden bakmak istedim. 

Takımıma olan güvenimden midir yoksa işime öyle mi gelmiştir bilmiyorum (ya da itiraf edemiyorum.) Ama ben bir adım geriden bakmak istedim.

Yaklaşık 200.000 kişi vardı. Bir bakan, iki Belediye başkanı, birkaç milletvekili... Hepsi eşofmanlı. 

Bir ceo, bir şirketin bütün üst düzey yöneticileri, avukatlar, zincir yöneticileri... Hepsi eşofmanlı.

Sanatçılar, komedyenler, down sendromlu müzisyenler... Hepsi eşofmanlı.

Kapıcılar, bakkallar, doktorlar, mühendisler, öğrenciler, işsizler... Hepsi eşofmanlı.

Ayrı ayrı değildiler. Her grubun kendine has bir rengi yoktu. Bir köşede toplanmadılar. Farklı bir lisan konuşmadılar. Hangi partiye oy attıkları belli değildi. Herşey bittiğinde aynı merkezde toplandılar. Şarkı söylediler. Hiç tanımadıkları insanların çocuklarını kucaklarına alıp resim çektirdiler.

Çok bir güzel bir gündü. Öyle sıradan bir gün değildi. Rengarenktiler.

KİMBİLİR, KİMDİK BİZ ?

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
3
Nov

Nasıl bir labirentteyiz ? Hiç kaçış yolu yok mu ? Bir basamak çıksak, neden bin atlı takılır peşimize. İzimizi kaybettirmenin bir yolu yok mu ?

İsteyip de yapamamak... ve bir bahane, bir suçlu bulmak, umursamadan, vicdan azabı çekmeden, kurban etmek için kendi günahlarımıza... Ve bu sayede hiç öğrenememek, hangi derede boğulduğumuzu...

Hangi cehennemdeyiz, yakıtı tembellik ve umursamazlık olan ?

Kim bilir kaç günahsızın adını verdik olmayan itibarımız zarar görmesin diye... Kim bilir ne bedeller ödedik biz, farkında olmadan...

Ne muhteşem bir hayat bekliyordu bizi kimbilir, bu kadar sıradan olmasaydı seçimlerimiz… Kimbilir... kimdik biz, ne ışıltılı, ne karşı konulmaz...

DÜŞ, GERÇEK OLAN TEK ŞEYDİR.

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
22
Oct

Bir bilgisayar, ortalama 250.000 resim, 20.000 şarkı ve bir kaç bin video depolayabilirken, beyniniz saniyede yaklaşık 10 katrilyon işlem yapabilir. Üstelik size bile fark ettirmeden…

60 trilyon hücrenize, her saniye boyunca yaklaşık 6 trilyon farklı veriyi aktarabilir. Üstelik size bile fark ettirmeden…

Bütün bunları yaparken, arkasındaki güç odağı nedir biliyor musunuz ? Bilinçaltı dediğiniz şey.

Kim olduğunuzu belirleyen güç, işte o. Sizde de var. Komşunuzda da var. Köpeğinizde de var. Etrafınızdaki herkesde var.

Hayatta kalmanız için gereken mükemmel kan basıncı dengesini, düzenli kalp atışı aralığını, ihtiyacınız olan ideal vücud ısısı ayarlayan, hep O.

Yapabildiği bunca olağanüstü şeye ragmen yapamadığı tek şeyi bilmek ister misiniz ?

O, gerçek ile gerçek olmayan arasındaki farkı algılayamıyor. Zihninizde gerçek sandığınız herşeyi, gerçek olarak kaydediyor ve siz göz açıp kapayıncaya kadar kusursuz sistemini harekete geçiriyor.

Mesela, bir sarsıntı hissettiğinizde, deprem oldu korkusunu yaşıyorsanız, hücreleriniz deprem deneyimi yaşıyor. Sonradan deprem olmadığını fark etseniz bile, çok geç kaldınız. Sizin için deprem oldu bile.

Mesela, tam karşınızda oturan kadının size gülümsediğini sanıyorsanız, hücreleriniz serotoninle dolup taşıyor. Sonradan, size değil de tam arkanızdaki adama gülümsediğini fark etseniz bile sorun değil. Vücudunuz yenilendi bile.

Kısacası, düşünürseniz, düşlediniz demektir. Ve siz düşlediğiniz herşeyin gerçek olduğu bir dünyada yaşıyorsunuz. Bunun ne kadar sürdüğünün önemi yok. Kodlarınıza işlenen her deneyim, hayat boyu değil, nesiller boyu sizinle.

İşte bu yüzden, düşler hakkında söylenen o meşhur laf, doğru. Düş, gerçek olan tek şeydir. 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar