YA, BİZ OLMADAN HİKAYE YARIM KALIRSA...

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
14
Feb

 

Ya, öyleyse...

ya hayatımız boyunca sadece 1 tek şey yapmak için buradaysak... Herşey bittiğinde bize bir tek şey sorulacaksa... 

Ya, kocaman bir şeyin parçasıysak... büyük ya da küçük fark etmez, ya biz olmadan hikaye yarım kalırsa...

Ya, çok önceden verilmiş bir söz isek biz... Ya, unutkansak... Söz verip de unutmuşsak... İyilik üzere yaratılmış ve yolumuzdan sapmışsak... 

Annemizin, karımızın, sevgilimizin de bir kadın olduğunu unutup akla hayale gelmemiş günahları işlemişsek... Ya, yakıtı insanlar ve taşlar olan bir ateşte, zamanın sonuna kadar yananlardan olursak... 

Ya... biz de, Özgecan için yazılan hikayenin bir parçasıysak... Ve biz olmadan, bu hikaye bitmezse... Yarım kalırsa...

Ya öyleyse... 

 

KIZGIN ÇÖLLER

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
13
Feb

Çok sevindik bazı günler. Kızgın çöllerde günlerdir susuz kalmıştık sanki, buz gibi bir limonata çıkmıştı karşımıza.

Çok üzüldük bazı günler. Sanki yeryüzünde elektirikler kesilmişti de, en çok sevdiğimiz çizgi film yarıda kalmıştı en heyecanlı yerinde.

Çok heyecanlandık, çok şaşırdık, çok utandık bazı günler. Sanki güneş açtı en yağmurlu günde ya da dünyanın sonuydu, iflah olmaz bir hortum yutuverdi herşeyimizi.

Aslında sıradan bir gündü herkes için. Bizim için sıradışıydı. Hepsi bu. 

BİR MARKA GARDİYANI OLMAK

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
1
Feb

Bir şirket sahibi misiniz ? Reklamcı ya da bir ürün müdürü ? Üst düzey, alt düzey fark etmez. İş hayatınızda sorumluluk sahibi misiniz ? Öyleyse en az "bir" markayla ilişki içindesiniz. 

Bilmem kabul eder misiniz ? Markalar hakkında söylenebilecek onca şeyin başında "nefes aldıkları" gelir. Yaşayan, üreten, evlenen insanlar gibi - onlar da doğarlar, büyürler ve ölürler. Ama yaşadıkları süre boyunca korunmaya muhtaçtırlar - Her şeyin hızlandığı ve küçümsendiği bir dünyada, çok az yöneticinin odaklandığı bir konu.

Ben bir reklam ajansı sahibiyim, ve aynı zamanda bir marka danışmanı. Bazen iş adamlarına, politikacılara, kendi markasını yöneten, göz önünde insanlara kişisel danışmanlık hizmeti veriyorum. Ama uçakta karşılaşsak sizinle. Sorsanız bana ne iş yaparsın diye. Ben size "danışmanım" demem. "Gardiyanım" derim. 

Büyük bir ihtimalle, meslektaşız sizinle. Aynı işi yapıyoruz biz. Siz kendinize satış temsilcisi, yönetim kurulu üyesi, sanatçı ya da reklamcı deseniz bile, günün sonunda, attığınız her adım, temsil ettiğiniz marka için milimetrik ya da majestik bir etki yarattığı için, siz de bir marka gardiyanısınız. Ne kadar farkındaysanız, o kadar başarılı. 

İnsanlar sevdikleri işi yapmalı derler. Aslında markalar, kendilerini seven yetenekli insanları bulmalı demeliler. Çünkü her marka, yetenekli bir gardiyanla büyür ve ona güvenirse eğer, herşeyini paylaşır.

Yeteneğiniz, geleceğe yönelik planlarınız, ay sonunda evinize götürdüğünüz maaşınız önemli tabi. Hiç kimse bunların önemsiz olduğunu iddia edemez. Buna rağmen kendiniz için bir iyilik yapmalısınız. İş hayatınız boyunca çatısı altında çalıştığınız markanın sahipleri, gözlerinizin içine bakıp bu soruyu hiç sormasa bile, siz kendi kendinize sormalısınız; Hergün kapısından içeri girdiğiniz yer için, gönüllü bir şovalye misiniz ? isteksiz bir koruyucu mu ? 

İkincisiyseniz.. yapmanız gerekeni biliyorsunuz. 

 

BİZ HERŞEYE İNANIRIZ.

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
18
Jan

Spor salonuna girdiğimizde kulaklıklarımız bize bir şarkı sözü fısıldar. "daha hızlı koş" der mesela. Biz buna inanırız. Koşu bandının üzerindeki saate takılır gözümüz. 38 yazıyordur mesela. İki dakika daha koşarız.

Bir havlu görürüz raflardan birinde. Üzerinde "relax" yazıyordur gök mavisi bir nakışla. Bir bank'a oturur, yoruluruz. Sesi kısılmış bir televizyon ekranı vardır. Kocaman ve karşımızda. Üzgün, gözleri yaşlı bir adam, yanında bir çocuk, eğilmiş bir şeyler anlatır. Ekranda "ekonomik kriz" yazar mesela. Biz buna üzülürüz. 

Bir cafe'ye oturur, basit bir şeyler atıştırmak, bir kahve içmek isteriz sadece. Ama bugün açık büfe vardır orada. Kahve içilmez sanırız. Oradan kalkarız. 

Birden 5'e kadar bir rakam söyle deseler bize, biz 6 diyemeyiz. Sanki bunun sonuçları bir facia olacakmış gibi korkarız. 4 deriz. Rahatlarız.

Her an'ımız dikkatle programlanmış bir bilgisayar programının içinde yaşanıyor. Öylesine inandırıcı ki bütün yalanlar, biz adına "özgür irade" der, gururlanırız. 


HAYAT SÜRPRİZLERLE DOLU

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
3
Jan

Hiç beklemediğimiz bir şey karşımıza çıktığında, bizi gülümseten ya da hüzünlendiren, ama gene de beklenmedik bir şey kapımızı çaldığında, işte böyle deriz; Hayat sürprizlerle dolu. 

Öyle midir peki ? Belki de karşımızda duran şey hiç de sürpriz değildir. Gayet planlı, uzun süredir kısık ateşte pişen, kimbilir ne zaman sipariş ettiğimiz bir yemektir. Olamaz mı ? Olabilir.

Tembel bir Pazar günü, kış güneşinin ısıttığı o geniş koltukta, üzerimize bir battaniye çekmişizdir. Elimizde bir kupa dolusu sıcak kahve. Ayaklarımızı bacaklarımızın arasına sıkıştırmış ve iç geçirmiş olabiliriz belki de. "Keşke sevdiğim, kendimi işe yarar hissettiğim bir iş bulsam" diye fısıldamış olabiliriz. Ya da "aşık olmak istiyorum" diye iç geçirmiş olabiliriz o sıcak kahve anında (ne dediğimizi bilmeden, masum bir haykırış çıkıvermiş olabilir dudaklarımızın arasından)

Birkaç ay sonra, yıllardır çalıştığımız iş yerinde, işler birden sarpa sardığında, biz başımıza neler geldi diye hayıflanırken... ya da bir sabah uyandığımızda evli bir adama sırılsıklam aşık olduğumuzu fark edip acılar içinde kıvranırken, herşeyin bir sıcak kahve anında kurulmuş bir düş olduğunu fark edemeyebiliriz. 

Bir mimar, bir sanatçı, bir düş kurucu olduğumuzu fark edemezsek eğer... Düşlerimizi titizlikle bilinçle, ama en önemlisi inançla buluşturamazsak, ağzımızdan çıkan her sesin hayat dolu olduğunun farkına varamazsak, Hayat sürprizlerle dolu der, geçip gidebiliriz bu ışık dolu gezegenden. 

 

(NE KADAR) MÜTHİŞMİŞİM BEN ?

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
27
Dec

Ne çok şey başarmışım hayatta. ve ne kadar az şey. Ne çok arkadaş edinmişim. Dost ve sevgili. Ve ne kadar çok düşman. Ne kadar çalışmışım, ne çok iş yapmışım. Neler de keşfetmişim... Ve ne kadar tembelmişim ben. 

Facebook'ta, Twitter'da paylaştığım resimlerde ne kadar mutluymuşum. Ne kadar gururlu. Bir elim havada, gözlerim kısık anlatırken ne çok şey bildiğimi... Ne kadar çok şey varmış bilmediğim. Önümde duran. Burnumun ucunda bana dokunan. 

Ne kadar nazikmişim. Ne kadar duyarsız !

Bir Süleyman hikayesi var iyi ki hayatımda. "O tahtı önüme getirin" dediğinde, göz açıp kapayıncaya kadar önünde bulan. Ve mağrurlanmak, kendini beğenmek yerine durup nefes alan. Şükreden ve bunun bir lütüf olduğunu çarçabuk anlayan. 

Süleyman'dan çok uzaklarda olmama rağmen, dersini alan bir ben var içerilerde. Sessizce ve sabırla beni bekleyen. 

Harika bir yıldı. Bunun bir parçası olduğunuz için teşekkür ederim. 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<May 2021>
SMTWTFS
2526272829301
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
303112345
Bağlantılar