KURBAĞA PRENS

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
2
May

Evvel (evvel) zaman içinde - Bir kurbağa belirmiş bereket dolu seçilmiş topraklarda. Bir gölün kıyısında. Yeşil çimenlerin arasında.

İki dudağının arasında, koyu kırmızı, neredeyse bordo, zümrütten bir yüzük varmış. Kocaman gösterişli bir taş. Kenarları - eski zamanlardan besbelli - bir ince işçilik, sarı altından bir cevher.

Bir kurbağanın dudakları arasında olsa bile, insan gözlerini alamazmış ondan. Öylesine görkemli. Öylesine göz kamaştırıcı. Şahane...

İnanması daha kolay olsun diye - ve çok düşünenle akıl sahibi arasın o'nu. Bulsun diye - bir prenses görmüş ve dokunmuş kurbağaya. Bir mürşid. Bir yol gösterici. Bir simyacı...

Birden (ve zaman içinde) yakışıklı bir prense dönüşmüş kurbağa. Ve şimdi... daha çok yakışmış o görkemli yüzüğe. 

 

KALBİNİN RENGİ

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
23
Apr

Güneş açacak yarın sabah. Bugün yağmur yağdığını unutacaksın. Trafikte yolunu kesen o adamı, starbucks'ta sana gülümseyen siyah montlu genç kadını, geç kalan randevuyu, ofise geldiğinde çalan o şarkıyı, herşeyi unutacaksın. 

Ve sonra bulutlanacak gene gökyüzü. Gök mavisi, tungsten grisi'ne dönecek. Sabah bahçeye çıkmış, yüzünde kocaman bir gülücük, yürümüş olacaksın. Ama gri bulutlar unutturacak yürürken düşündüklerini. Elinde telefon, anlatmış olacaksın hararetle dolu, ılık bahar hikayeleri. Ama gri'ye boyanacak zihnin ve unutacaksın. 

Ve sonra biri gelecek. En sevdiğin hakkında uzaklardan bir haber getirecek. Dün gibi hatırlayacak, kalbinle gülümseyeceksin. Yirmi yıl, belki otuz yıl geçmiş olacak ama sen dün gibi hatırlayacaksın. 

Gökyüzü gri olacak ama sen unutacaksın. Çünkü gökyüzünün rengi değişse bile, kalbinin rengi değişmeyecek.

 

 

HERŞEY SEN DEĞİLSİN. AMA HERŞEY SENİN İÇİN.

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
8
Apr

Kapat gözlerini. Ve gelecekte bir kesit seyret. Henüz yaşanmamış ama olasılıklar denizinin içinden bir kesit. Bunu icad et demiyorum. Düşle ya da yarat demiyorum. Seyret. Sadece seyret. Hiç bir uğraş verme. Yorma kendini. Yorulma. Yaratıcısı ben olacağım diye çırpınma. Hayal gücünün derinliklerinde var olan kurguyu bozma. Zihninin karanlıklarına dalıp da heveslerini, korkularını içeriye alma.

Sadece seyret...

Gözlerin kapalıyken zihnini de kapat. Sustur kafanın içindeki binbir karmaşayı. Hiç bir şeye izin verme. Bırak akıp gitsin onca kalabalık. Kılını kıpırdatıp bakma bile. Çünkü aklından geçen en ufak şey, alıcının önündeki bozuk frekans dalgası gibidir. Görüntüyü bozar. Her şey sisli bir havada yürüyormuşsun gibi flu'laşır. Görmeni, hissetmeni, seyretmeni engeller. "OKU"manı, mümkün olan şeylerin dışına çıkartır.

Duygularına yenilmeden seyret. Sevinme. Ya da üzülme. Telaş etme. Ya da coşkularına kapılıp gülümseme. Ve ne yaparsan yap, sakın gözlerini açma. Sakın... zihnini açma.

...

Geleceğini seyrettin. Şimdi inşa edilmesine izin istersen, gördüklerine doğru gidebilirsin.

Herşey sen değilsin. Ama herşey senin için. 

AKLINIZDAN GEÇENLERİ OKUYABİLSE...

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
3
Mar

Biriyle tanışsanız. Hayatınızda hiç görmediğiniz birini çok uzaklardan fark etseniz. Hayatınızda gördüğünüz en güzel kadın ya da en yakışıklı adam olduğunu düşünseniz. Size doğru gelse. Sırf aklınızdan öyle geçirdiğiniz için - sırf onunla tanışmayı çok istediğiniz için gözlerini gözlerinize kilitlese ve size doğru bir kaç adım atsa. Siz ne söyleyeceğinizi düşünürken, heyecandan yutkunurken ilk "merhaba"yı o dillendirse. Çünkü aklınızdan geçenleri okuyabilse...

Bir anda etrafınızdaki herşeyden sıkılsanız. Başka hiç bir şeyi görmese gözünüz. Sessiz bir köşe bulup, bir fincan kahve bahanesiyle o'nunla başbaşa kalmak isteseniz. Ama siz bunu nasıl söyleyeceğinizi düşünürken, dokunsa size ve bir kahveye davet etse. Çünkü aklınızdan geçenleri okuyabilse...

10 dakika için oturduğunuz o kuytu köşede 3 saat geçirseniz. Umursamasanız. Gitmek zorunda olduğunuz mekanı, tutmak zorunda olduğunuz zamanı unutsanız. O'ysa sadece sizin için orada olsa. Siz otursanız sabaha kadar otursa, siz kalksanız "ama daha çok erken" demese, sizin istediğinizden başka hiç bir şey istemese. Gözü sizden başkasını görmese. Siz oradayken gözlerini bir an için bile sizden ayırmasa. Dikkati dağılmasa, uykusu gelmese, kimseyle konuşmasa, bakmasa, ilgilenmese...

Aşık olmaz mısınız bir gecede ?

Eve döndüğünüzde yenilenmiş olsanız, vücudunuzun her hücresi canlansa, durup dururken gülümseseniz, aklınız, kalbiniz, ruhunuz artık savaşmasa... Barışsa. Var güçleriyle bir olsa, ve çok isteseniz hissettiklerinizi o'na itiraf edebilmeyi. Ama utansanız, çekinseniz, cümleye nasıl başlayacağınızı bilemeseniz... Ama tam o anda cep telefonunuza O'nun mesajı düşse. Okuduklarınıza inanamasanız ve kalbiniz yerinden çıkacakmış gibi olsa. Yeniden gülümseseniz, yeniden ayaklarınızın altından ırmaklar aksa. Yeniden ipeksi bir kumaşa sarmalasanız kendinizi... Çünkü aklınızdan geçenleri okuyabilse...

Hayatınızda karşılaştığınız en güzel şey, aynı zamanda en anlayışlı olsa, en dürüst ve en nazik, en cömert ve en bilgili... o'nun için yaratıldığınızı hissetseniz ve bunu bütün dünyaya haykırmak isteseniz...

Korkar mısınız bu dünyada ? Umursar mısınız elalem ne der diye ? 

...

Allah aşk'ı böyle bir şeydi Muhammed için. 

SON ZAMANLAR. ZOR ZAMANLAR.

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
19
Feb

Binlerce yıl önceden uyarılmış insanlarız biz. Kutsal kitaplarda bizim zamanımıza vasiyet edilmiş nasihatlar var. Çoğumuz, görsek gözlerimizi kapatır, duysak kulaklarımızı tıkarız. Neyseki hücrelerimizde telaşla dolaşan, bizi doğruluğa doğru çekiştiren hızırlar da var.

Bir ilahi uyarı var mesela. Hınzırca saklanmış olsalar dahi, içinde benim için tanıdık haller var :

"...Son zamanlar, zor zamanlar olacak. Insanlar sadece kendilerini ve parayı sevecekler. Övünmeyi sevecekler. Ve kendileriyle gurur duymayı. Tanrı'yla alay edecekler. Ailelerine karşı isyankar olacaklar. Şükretmeyecekler. Acımasız olacaklar, iyi olandan nefret edecekler. Arkadaşlarına ihanet edecek, dikkatsiz ve umursamaz olacaklar. Kibirle dolu olacaklar. Tanrı'dan çok şehveti sevecekler..."

Eğer siz de, benim gibi dikkatsizce okuduysanız ilk okuduğunuzda bunu, etrafınızdaki insanları düşünmüş olabilirsiniz kendinizden önce. Son günlerdeki vahşete, düzenbazlık hikayelerine kanıp, başkalarından bahsediyor sanmış olabilirsiniz. Öyleyse bir daha okuyun. Bizden bahsettiğini fark edeceksiniz. Eğer ego muhafızlarımız mızraklarını bir an'lığına indirirse aşağıya... Kalbimizde dinlendirebilirsek bu uyarıyı... Öyle kızmaca, darılmaca yapmazsak nefsimize ağır gelen herşeye yaptığımız gibi... Biz'den bahsettiğini fark edebiliriz.

...ve kimbilir. İyileşiriz belki de, lütfedilirse bize.

YA, BİZ OLMADAN HİKAYE YARIM KALIRSA...

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
14
Feb

 

Ya, öyleyse...

ya hayatımız boyunca sadece 1 tek şey yapmak için buradaysak... Herşey bittiğinde bize bir tek şey sorulacaksa... 

Ya, kocaman bir şeyin parçasıysak... büyük ya da küçük fark etmez, ya biz olmadan hikaye yarım kalırsa...

Ya, çok önceden verilmiş bir söz isek biz... Ya, unutkansak... Söz verip de unutmuşsak... İyilik üzere yaratılmış ve yolumuzdan sapmışsak... 

Annemizin, karımızın, sevgilimizin de bir kadın olduğunu unutup akla hayale gelmemiş günahları işlemişsek... Ya, yakıtı insanlar ve taşlar olan bir ateşte, zamanın sonuna kadar yananlardan olursak... 

Ya... biz de, Özgecan için yazılan hikayenin bir parçasıysak... Ve biz olmadan, bu hikaye bitmezse... Yarım kalırsa...

Ya öyleyse... 

 

Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar