TED.COM - bilmiyorsanız bilmelisiniz. Biliyorsanız, Elif Shafak yazıp bulmalısınız - seyretmelisiniz.

Bir insan bunu nasıl yapar? 20 dakikanın içine babaannesinin dualarını, ters asılmış aynaların sırrını, Arizona'yı ve Topkapı Sarayı'nı nasıl da bir sihirbaz gibi blend eder? "Aşk" zaten güzeldi, dinledikten sonra hayranlık verici oldu.

Elif Şafak, kırmızı bir dairenin etrafında dönerek konuştu, hayatımızdan çıkartmak istediğimiz ne varsa etrafına bir daire çizmemiz gerek dedi. Bunu da babaannesinden öğrenmiş. Yaşlı ve güzel kadın, komşuların tüm dertlerini işte böyle çözermiş.

Şems Tebrizi'ye dokunmadan da edemedi. İyki de edemedi. Sabırsızlanıyordum, bir kez daha söyledi. (Hani ilk tanıştıklarında tüm kitaplarını alıp suyun içine fırlatmıştı ya, o bilge sözcükler mürekkep olup suyun içinde erimişti ya - hani böyle yapmasaydı hep eskilerin hikayesi olacaktı ya - işte onu söyledi)

...ama bu blog sayfasını açıp, şu dağınık cümleleri biraraya getirmeme sebep olan şeyi, en sonunda söyledi. Dedi ki : Biz okullarda bile öğrencilere "yaz bakalım bildiklerini" diyoruz. Oysa "yazmalılar, sadece hissettiklerini..."

Bir Tarantino filmi gibiydi konuşması. En son cümlesini, ortalarda bir yerde söyledi : "Hikayemin kahramanının bir kaç sayfa sonra ne yapacağını bilmiyor oluşumu seviyorum" dedi.

 

 

ALIŞVERİŞ

Etiketler : Alp Üstüngör zen alışveriş Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 1 Yorum
20
Jul


Bir Zen ustasıyla tanıştım.

Küçük bir alışverişimiz oldu.

Bir fotoğrafını çektim.

Sonra bana fotoğraf çekmeyi öğretti.

O'nunki onda kaldı.

Benimki bende.

 

 

 

 

 

Kimse duymasın istersiniz. Bu yüzden ilan filan vermezsiniz. Hatta rakiplerinizi de ürkütmemek için isminizi bile kullanmazsınız. Üst düzey bir insan kaynağına ihtiyacınız vardır. Kime gidersiniz ? Bir kelle avcısına tabi ki...

Onlardan birini tanıyorum. Çalışma stillerini sürekli değiştirirler ama her zaman farklıdırlar, her zaman şaşırtırlar.

Eğer siz de günün birinde sessizce bir görüşmeye çağırılırsanız, karşınıza çıkabilecek sorulardan birini ödünç aldım, işte buyrun : "...Bu hayatta sahip olabileceğiniz en önemli şey nedir...?" şimdi de bir kopya : cevabınızın hiç önemi yok. Ama sizi dikkatle seyreden bir çift göz şunlara bakıyor olacak : Gözlerinizde bir pırıltı oluştu mu? Gülümsediniz mi? Hayatta önemsediğiniz bir şey olduğunu hissettirdiniz mi? Bunlardan herhangi birini beceremediyseniz, o işi unutun. Cevabınızın ne olduğu hiç önemli değil. Siz hayatta hiç bir şeyi yeteri kadar önemsemiyorsunuz ve işte bu yüzden bu iş için uygun değilsiniz. (Ama bunları yaptıysanız, cevabınız "köpeğim" ya da "ekose eteğim" olabilir. Hiç önemli değil, ilk round'u başarıyla geçtiniz.

Bunu gülümseyerek dinlemiştim. Sonra da bu tuzak soruyu ciddiye alıp düşündüm. Tam o sırada Gül aradı. O benim danışmanım, arkadaşım, uçak yolculuklarında hırsızlıkla suçladığımdır :)

Konuştuk, şımardık, kapattık. Sonra oturdum bunu yazdım. Çünkü bu hayatta sahip olabileceğim en önemli şey, (ve bunu söylerken gözlerimde pırıltılı bir gülümseme var) dostlarımdır.

Bazen günlerce, aylarca görüşmeyiz. Tek bir telefon bile yok. Herkes kendi yolunda. (yo. Aslında hayır. Asla öyle değil :) Günlerce, aylarca görüşmesek bile, tek bir telefon etmesek bile, özlemeyiz, gücenmeyiz, sitem etmeyiz biz.

Insanın "bu hayatta" önemsediği bir şey olması ne kadar güzel.

 

 

IN GOD'S COUNTRY...

Etiketler : nero Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
11
Jul

Haftalar önce kahvemin yanında getirdikleri, içi hindistan cevizi dolu minik bir kek bu kadar lezzetli olmasaydı, bu sabah Nero'nun yolunu tutmayacaktım. Sabahın 7'sinde uyandırılmasaydı, o da öyle...

...ama artık hepimiz biliyoruz ki "Everything is connected". Ajandalarımıza not etmemiş olsak bile, bu bir randevuydu ve iyki bu kadar lezzetliydi, iyki 7'de uyandırıldı.

Çok uzak bir ülkede yaşayan bu kadın, yavaş yavaş bu topraklara yerleşiyor. Kolay olmayacak tabi. Başka bir dünya, başka bir lisan.

O konuşurken fark ettim ki, aslında ne anlattığınızın değil anlattıklarınıza ne kadar inandığınız önemli. Anlattıkları etkileyiciydi. Çünkü onlara inanmıştı - bunu gözlerinde görebiliyordunuz. Böyle olunca ne anlattığının da çok önemi yok tabi ki. Bir şeye inanan birinin (özellikle de bir kadının) o doğurgan enerjiyle anlattığı herşey gerçek olur. Tabi o meşhur tuzağa düşmezse... Düşlerini ertelemez ve başkalarının safsatalarına kanıp aşağı düşmezse...

Bu yazıyı okuyacağına eminim. Sabah söylemeye fırsat bulamadığım şeyi burada yazayım. Burası harika bir ülkedir. Toprakları bereketli, suyu toksinlerden arınmış.

 

CANAN YOLAÇ

Etiketler : canan yolaç mıknatıs yasası Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 0 Yorum
10
Jul


Çok değerli Canan Yolaç'ın, bugün habertürk gazetesine yer alan söyleşinden bir kesit. Başkalarının söylediklerini genellikle buraya kopyalamam ama o, başkası değil.

"...Teşekkür etmek aslında bir şeye sahip olduğunuzu kabul etmek demektir. Mıknatıs yasası bunu gerektirir. Param yok diyeceğinize, sahip olduğunuz her kuruş için evrene teşekkür etmelisiniz. Beyin sanıldığı gibi akıllı değil, ona ne verirseniz doğru sanıyor. Televizyonda acıklı bir film seyrettiniz diyelim. Siz biliyorsunuz onun bir film olduğunu ama iç benliğiniz bilmiyor. Onun önemsediği şey seyrettiğinizde hangi duyguyu ürettiğiniz. Sonrasında da size artık sürekli o duyguları sunacak. Yani hep acıklı filmler seyreden bir insanın hayatında hep acı, hep dram olacak. Bu kadar net. Size tavsiyem şu: Başkalarının kötü hikâyelerini, dertlerini dinlemeyin. Bencillik değil bu, insanlar da dert anlatmasınlar zaten. Dert ne ki? Kendi yarattığımız bir şey. Sadece safsata..."

SUNAK TEPESİ

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kişisel Yorumlar : 2 Yorum
30
Jun

Çeşme'deydim. Güneşten önce kalktım. Uyandım. bunu yazdım. Bir köy evindeydim. Tek renk yeşil, tek ses kuş. Yaz sabahı ama sabahın 5'i. O kadar da sıcak değil yani. Tesadüf bu ya, üzerimde de yeşil bir battaniye. Zamanın peşinden sürüklenen bir adam için zamanın durduğu bir ülke.

Misafirim, yeryüzünün en geniş kalpli insanlarına. Başkaları eski diyor, ama her gün yenilenen bir başkanın evine. Buraya gelen herkes bunu yapar mı bilmem, yapmadan edemem, bir isim takmali bu comert mekana. Sunak Tepesi diyesim geldi. Bu saatte gelene karşı konulmaz herhalde. Okudugum bir kitaptan ödünç alsam bile...

Hergün toplantı, her an çözülesi bir problem. Oysa burada fark ediyor insan. Hergün sessizlik, her an seni yormadan önüne kadar gelen bir çözüm. Hayatı nasıl da tam tersinden yaşamaya alışmışız. Ama öyle olmasa fark edilir mi böylesi bir cennet ? Sıradan gelmez mi her paha biçilmez bir nimet ?

Çeşme'ye iş için geldiği sanmıştım. Yanılmışım. Yanılmak hiç bu kadar heyecan verici olmamıştı.

Şükranlarımla...
Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<May 2012>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar