Çeşme'deydim. Güneşten önce kalktım. Uyandım. bunu yazdım. Bir köy
evindeydim. Tek renk yeşil, tek ses kuş. Yaz sabahı ama sabahın 5'i. O
kadar da sıcak değil yani. Tesadüf bu ya, üzerimde de yeşil bir
battaniye. Zamanın peşinden sürüklenen bir adam için zamanın durduğu
bir ülke.
Misafirim, yeryüzünün en geniş kalpli insanlarına.
Başkaları eski diyor, ama her gün yenilenen bir başkanın evine. Buraya
gelen herkes bunu yapar mı bilmem, yapmadan edemem, bir isim takmali bu
comert mekana. Sunak Tepesi diyesim geldi. Bu saatte gelene karşı
konulmaz herhalde. Okudugum bir kitaptan ödünç alsam bile...
Hergün
toplantı, her an çözülesi bir problem. Oysa burada fark ediyor insan.
Hergün sessizlik, her an seni yormadan önüne kadar gelen bir çözüm.
Hayatı nasıl da tam tersinden yaşamaya alışmışız. Ama öyle olmasa fark
edilir mi böylesi bir cennet ? Sıradan gelmez mi her paha biçilmez bir
nimet ?
Çeşme'ye iş için geldiği sanmıştım. Yanılmışım. Yanılmak hiç bu kadar heyecan verici olmamıştı.
Şükranlarımla...