KİMİN SENARYOSU ?

Etiketler : Etiket Yok Kategoriler : Kategorilenmemiş Yorumlar : 0 Yorum
12
Apr

Westworld. Seyretmediyseniz, ve insanlar yaptıkları şeyleri neden yaparlar hala merak ediyorsanız… seyretmelisiniz. (Yasağı duyar duymaz sokağa neden çıkarız ? İlk durak neden Tekel bayidir ? Bazılarımız için ilk iş neden beynimizi uyuşturmak, hiçbir şey düşünemeyecek kadar sarhoş olmayı istemektir ? Neden şiddete başvururuz ? gibi güncel sorulara da cevap veren eşsiz senaryo)

 

Yeni sezon, basit ama kabul etmesi zor bir cümle ile açılıyor. Robotların en güzeli Evan Rachel Wood, acımasız bir işadamını (Liam Neeson) yatağından kaldırıp şöyle diyor; “Bugüne kadar çok kişinin canını yaktım. Bir daha bir kişiyi bile incitmek istemiyorum ama senin kitabını okudum. Sen değişemezsin” 

 

Bir insanın kitabını okumak, Westworld lisanında şu demek; Karşılaştıkları her insanın her şart altında nasıl reaksiyon göstereceğini önceden seyredebilmek, bu algoritmanın dışına asla çıkamayacaklarını milyonlarca kere seyrettikleri için kesin olarak bilmek. (Dizi, seyrettikçe kimin robot, neyin gerçek olduğu çelişkisi ile genişledikçe genişliyor)

 

Belki bizler de, robotların “öğrenme” yeteneğine daha yakından bakmalıyız. Tabi bunu yapabilmemiz için önce aşmamız gereken koca bir duvar var. İşte bu duvar, “yanılıyor olabilirim” duvarı, aşamayanlar için robotlardan daha beceriksiz olmamızı tescilliyor “öğrenme” konusunda. 

 

Belki biraz bu kışkırtmacayla, ben de kendi kitabımı – hazır henüz hala yazılırken ve mürekkep daha kurumamışken – okumaya çalışıyorum. Robotlardan öğrendiğimi kendi kodlarıma yerleştirmeye çalışıyorum. Çünkü yeteri kadar dikkatli olursak, başkalarının kitabını okumak çok da zor değil. İnsan başkalarına karşı daha acımasız, daha duygusuz, daha adil. Bu yüzden okuması daha kolay. 

 

Kendine geldi mi sıra, körlük artıyor, egoistik kalkanlar kalkıyor, bütün hatalar, kişisel verileri koruma altına alınıyor. Kendini okumak, bu yüzden daha zor.

 

En yakınlarınıza bakarak test edebilirsiniz bu teoriyi. Onları uzun yıllardır tanıdığınız için, hangi durum karşısında nasıl davranacaklarını, anlattığınız şeylere karşı nasıl tepkiler vereceklerini, hangi cümleyi kurarsanız hangi cümleyle karşılık alacağınızı, hangi ses tonunu kullanırsanız hangi tonla size geri döneceklerini kolayca görebilir, çifte dikkat gösterdiğiniz her koşulda, büyük ihtimaldir ki, okuyabilirsiniz onları. Sonra dönüp kendinize bakın. Hemen farkına varacaksınız, bu başka bir kitap. Okuması zor bir kitap. Lisanını çözmesi uzun zaman alan bir kitap. 

 

Kendi kitabınızı okumak isterseniz, işinize gelmeyen, hoşunuza gitmeyen bir sayfa ile başlamanızı öneririm. Bir örnek vereyim; Diyelim ki herkesden erken kalktınız ve evdekiler uyanana kadar büyük bir özenle bir tarafı çilekli bir tarafı parça çikolatalı koca bir pasta pişirdiniz. Sonra herkes uyandı, masaya toplandı ve pastayı görünce şöyle dediler : “Sabah sabah pasta yemeyi de nereden çıkardın ?”

 

Nasıl hissedersiniz ? Nasıl hissedeceğiniz aslında tamamen size bağlı. Kontrol “aslında” sizde !

 

Başkaları düşüncesiz, bencil, kaba ya da hatır bilmez diyerek çıkabilirsiniz bu sayfadan. “Bütün sabahımı bunlar için feda ettiğime inanamıyorum” diyerek sızlanabilirsiniz. Ya da gülümser ve fark edersiniz. İşte kendi kitabınızı okumaya başladınız bile. Bu sizin senaryonuz. Pastayı kimin için ve hangi sebeple pişirdiğinizi öğrenme fırsatınız. 

 

Lütfen hemen kaçıp gitmeyin. İlk reaksiyonunuzu bir mini dondurucuya kaldırıp bekletin. Bunu yaparken iki şeye dikkat edin; 1. İçinize döndüm zannedip sakın kırgınlıklar bataklığına uğramayın. 2. Karşınızdakileri ya da olayları suçlamayın. Bunu yapabilir misiniz ? (Bunu mutlaka yapmalısınız) Çünkü inanması zor da olsa, sabahki senaryoyu “siz” yazdınız ve rolleri “siz” dağıttınız. Onlar, kendilerine biçilen rolleri kusursuzca oynadılar. Hem kelimeyi, her mimiği, ses tonlarındaki her titreşimi tam sizin yazdığınız gibi oynadılar. Oscar’ı hak eden yıldızlar gibi…

 

Eğer bu varsayımı kabul ederseniz, olaylar sizin için işte şimdi ilginçleşebilir. Çünkü hayatınızdaki diğer tüm insanların aksine, siz oyuncu değilsiniz. Siz senaristsiniz, yönetmensiniz. Bu senaryoyu, bu söz düzenini istediğiniz zaman istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Rolleri yeniden dağıtır, hayatınızdaki herkesden aynı sahneyi defalarca kez oynamalarını emredebilirsiniz. (Aynı gün aynı pastayı aynı masaya getirin demek değil bu. İyi bir senarist herşeyden önce yaratıcı olmalıdır) Ama bu sahnenin neden istediğiniz gibi olmadığını mutlaka bilmek zorundasınız. Aksi takdirde oyuncular yorulur, yeteneklerini kaybeder ve siz onlar için, onlar da sizin için eskisi kadar ilgi çekici olmayabilirsiniz. 

 

Bir senaristin, bir yönetmenin başına gelebilecek en kötü şey muhtemelen kendini başkasının yazdığı bir senaryonun içinde önemsiz bir oyuncu olarak görmesidir. Sokağa çıkma yasağı örneğine dönersek eğer, o yasağın kendi senaryosu dışında konulduğunu sanıp, evinde ya da sokaklarda öfkeyle bağırması, birilerini ya da bir şeyleri suçlaması onu ışık hızıyla önemsiz bir figürana dönüştürür. Ah. Evet. Bu biraz ağır oldu. Pasta örneğine dönersek eğer, pastayı pişirirken o pastayı kimin için pişirdiğini unutan, o pastanın kendi içindeki hangi açlığı doyurmasını hedeflediğini bilmeyen bir aşçı, masadaki tepkilere kırılır ve kendi yazdığı senaryoda önemsiz bir figürana dönüşür. 

 

Bir yönetmenin senaryoyu kendisinin yazdığını unutması, yönetmen olduğunu unutması  anlamına gelir. Ve elindeki senaryo potansiyeli, hayatını bir başyapıt haline getirecekken, bir öğleden sonrası kadar bir zamanda avuçlarının arasından kayıp gider. 

Yorumlar

Yorum Eklenmemiş...

Yorum Yaz

Adınız: *
E-Mail Adresiniz: *
Web Sitesi:
Yorum: *
Güvenlik Kodu: *
 
Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<December 2020>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar