
Sabahları koşarım. Tembellik yapmak isterim ama koşarım. Bir kaç dakika daha beyaz çarşafların tadını çıkarmak isterim ama çıkarmam, koşarım. Sonra sırıksıklam vücudum buz gibi suyla buluşur. Bazen 5'te, bazen 9'da ama her zaman suyun altında fark ederim nefes aldığımı. Bu, ilk an'dır benim için. Dün'e ait her şeyin akıp gittiği ilk an. Alışkanlık oldu biraz - sanki bedenimi gün'e hazırlamak için ona adamakıllı bir jump start vermeliyim.
Spor bu yüzden büyüleyicidir benim için. Felsefesi vardır. Ciddiye alınmalıdır. O'nunlayken başkasıyla flört etmem ben. Bir board'un üzerindeyken... herşeyim onun üzerindedir. Bir tenis raketi varken elimde, dizler tam da bükülmesi gerektiği kadar bükülür, gözler o sarı toptan başkasını görmez.
Koşarken kulaklarınızda bir şarkı varsa mesela, dikkat edin, adımlarınız notalara uyumludur. Bin kere dinlediğiniz şarkının sözleri bile, muhtemeldir, ilk kez siz koşarken anlam bulur. Spor, işte bunu yapar. Yarım yamalak değil kocaman yaşatır an'ı.
...ama üzülürüm bir maç yarıda kesilip insanlar sahaya indiklerinde. Üzülürüm spor'un ruhu bir kenara bırakılıp "kazanma hırsı" yanlış tercüme edildiğinde. Spor, sportmenlerin elinde değil de paranın elinde şekillenip özünü kaybettiğinde... üzülürüm.
Oysa spor, su gibidir benim için. Onunlayken fark ederim nefes aldığımı. Bir maçı taraf tutmadan seyredebilirim ben. Güzel olanı, iyi olanı, hak edeni alkışlayabilirim.
Alkışlayamadığım şeyler var son zamanlarda. Ama hak edeni, benim renklerim olmasa dahi alkışlayabilirim.