98 yılının son günleriydi. Park Şamdan'da buluştuk. Hulusi Belgü'nün ricası üzerine, ayak üstü konuşmuş, Fenerbahçe'ye başkan olma hayalleri kuran bu adamı dikkatsizce dinlemiştim. Böyle bir iş için hiç de hevesli değildim. Lakin Belgü'ye karşı zaafım vardı. "Hayır" demek istemediğim bir kaç kişi olsun isterdim hayatımda. O bunlardan biriydi.

Defalarca sayılacak oylardan sonra sonuç değişmeyecek ve bu adam 1 tek oy farkla da olsa "Bir gün herkesin fenerbahçeli olacağına" inandıracaktı hepimizi. Başkan seçildi. Seçimlerden sonra, bir kaç nezaket görüşmesi ve "Fenerium" dışında ilişkimiz olmadı. 2.5 sene sonra yeni seçimlerde yeniden aday olacağını, gene Belgü'nün aracılığıyla gelen bir telefon sayesinde öğrendim.

Daha kolay bir seçim oldu. Sonrasında gene aylarca süren bir sessizlik... Bizim işimizin bir kuralı vardır. Müşterin seni aramazsa, sen onu aramazsın. O beni aramadı. Ben de o'nu.

Bir ofisim Nişantaşı'ndaydı. Teşvikiye camii'nde bir cenaze namazında tekrar karşılaştık. Kameralar vardı. Uzak durmak istedim. Kalabalığı yardı, kolumdan tuttu. "Neden hiç uğramıyorsun?" dedi. Bana ihtiyacı yoktu ve bunu o'na söyledim.

Yakın dostum ve o zamanlar müşterim Seza Babaoğlu, HP'nin Barcelona için gerçekleştirdiği br projeden bahsetti. Aldım, O'na gittim. İyi olanı bir bakışta tanırdı. Telefonu çevirdi, beni Ece ile tanıştırdı. Ece'yle hiç bitmeyecek dostluğum işte o gün başladı.

... Yıllar yılları takip etti. 2 sene önce gene seçimler vardı. Bu defa beni Ali Koç'a emanet etti. 10+3 adını verdiğimiz ve artık "tamam" diyeceğimiz o son seçim kampanyasını hazırladık.

Dürüsttü. Söz verdi mi mutlaka yerine getirirdi. Bir akşam üzeri elinde Elif Şafak'ın pembe kaplı "Aşk" kitabı, koltuğunda dalıp gitmişti. Yanımıza geldiğinde bizi Konya'ya, Şeb-i Aruz'a götürmek istedi. Mavi kravatı vardı ve uzaklardan bakan yorgun gözleri.

3 yıl üstüste şampiyon olacaktı. Ama olamadı !

Trabzon maçı bitti. Biz ikinci olduk. Ben "bırak artık" dedim. O bana kızdı. Benimle konuşmak istemedi. Aslında görmek dahi istemedi. Neyse ki ben bir Zen tapınağının mütevazi öğrencisiyim. Birisi bana kızdı diye ben de ona kızamam. Artık o'nu uzaktan sevmeliydim.

Bir sabah herkesden önce kalktım. Koşu bandının üzerine çıktım, gözüm ekrandaki "son dakika" haberine takıldı. Koşarken okudum ve koskoca bir stadın bomboş koltuklarının arasında buldum kendimi. Bir kaç koltuk uzakta oturan başkanımı seyrederken...

"Keşke" hiç kullanmadığım bir kelimedir. Ama dalgınlığıma geldi ve ağzımdan çıkıverdi.

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Eklenmemiş...

Yorum Yaz

Adınız: *
E-Mail Adresiniz: *
Web Sitesi:
Yorum: *
Güvenlik Kodu: *
 
Arama
  Ara
Twitter
Tag Bulutu
Yazar Cafe
Takvim
<May 2012>
SMTWTFS
293012345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829303112
3456789
Bağlantılar