İlham, bu akşam bir dilenci çocuğu gibi giyinmişti. Arabanın ön
camına yapışıp içimize işledi, para bile istemeden çekti gitti. 5
yaşlarında sütlü kahve bir velet gibiydi. Kısacık saçlarının rengi, uzun
kollu, yırtık kazağına çok yakışmıştı. Bu kadarı fazla iyiydi. Kendini
çabuk ele verdi.
Daha önce hiç bir kitapta yazılmayanlar derken
neyi kastetmişti, işte bunu konuşuyorduk. Yağmur yağdı. Trafik durdu ve
ilham, arabanın ön camına yapışıverdi. Bir dilenciye para vermek mi
doğruydu... vermemek mi ? Yoksa bu sorunun cevabı daha önce hiç bir
kitapta yazmıyor muydu ?
...
Her an bir şey oluyor
hayatımızda. Her saniye bir seçim. Münih'e uçuyorsunuz. Trenle mi
ineceksiniz şehire, yoksa taksiyle mi ? Bu sorunun cevabı, yazmıyor hiç
bir kitapta.
Zihnimizin ezber arşivleri var ve bir de gökyüzünün
gizemli ilham hazinesi... Bu ikisinden biri yönetiyor her anımızı. Bazen
biri, çoğu zaman diğeri.
Bir önceki Münih seyahatinizin taxi
şöförü sadece Almanca konuştuysa mesela ve toplantı bu yüzden zamanında
başlamadıysa, zihninizin arşivi sizi çarçabuk tren'e yönlendirir... Ama
tren gelip kapıları açılınca önünüzde, binmezseniz, ve o uzun
merdivenleri gerisin geriye çıkarsanız ve bindiğiniz taksinin Kamerunlu
şöförü, kendi köyüne su kuyusu açtırmak için sizin temsilcisi olduğunuz
derneğe başvurmuşsa 2 hafta önce... gülümsersiniz. İlham, bir kaç dakika
önce trenin kapılarını kapatmış, leziz bir buluşma ayarlamıştır sizin
için.
...
Her yeni nefes alış, teninize dokunan her yeni
olay, sorulan her yeni soru, ya arşivden karşılık bulacaktır ya da
gökyüzünün gizemli hazinesinden. Bazen birinden, çoğu zaman
diğerinden...